Kurgunun Unsurları: 2

· 25/09/2020

Merhaba,

“Hayatımdan şekeri çıkarmadığım yıllardı.” Yazıya Giriş dersinde kahve ile ilgili yazdığımız altı dakikada geçiyordu. (Yazı Evi Moda-Eylül 2013) Yeşim hocamız bir şekerle kadına, kadınlığa ve hayata dair ne çok şey anlattığımı söyleyince “hadi ya, ben sadece o zamanlar kahveyi az şekerli, simdiyse sade içtiğimi söyledim,” deyivermiştim. Sonra sonra öğrendim teknik terimleri, yazma metotlarını, metafor kurmayı. 

Adının ne olduğunu bilmeden yazıma kattığım bu şeyler genlerimden aktarılmıştı da olabilirdi okuduklarımdan öğrendiğim bir şeyler de. Kitaplar o kadar çaktırmadan öğretmişlerdi ki bildiğimin farkında bile değildim. (Gen seçeneğini şimdilik ihmal ediyorum.)

Bu konudaki sepetim doldukça, öylesine yazılmış bir cümlenin alt anlamlarını görmek hep o günü ve o cümleyi hatırlatır bana. Ve zaman zaman da sordurur hangisi daha iyi, daha pür. Ya da önce hangisi makbul.

Bunun net bir cevabı olmamakla beraber rassal yapılagelen güzelliklerin bildikçe kaybolma, ket vurulma riskinin artmasının mümkün olabileceğini düşünürüm. Ve bazen yazıda iyice olgunlaştıktan sonra (Yani demek istiyorum ki olmuş mu, ben şimdi hangi türde yazdım, tekniği doğru uyguladım mı, şimdi bu bilinç akışı mı, iç monolog mu benzeri sorularla kalemimize engel koymaz hale geldiğimizde bu tarz bilgileri haiz olmak evlaymış gibi sanki. Okullar da öyle değil mi kısmen. Buna dair bir anım var benim. Emre çok güzel resim yapardı küçükken. Vapurlardaki detayları üç yaşındayken çizdiği resimlerden sonra fark ettiğimi söyleyebilirim. Okula başladığı ilk dönemde sergilere katılıyordu resimleriyle. Ama ikinci dönemden sonra Emre geçtiğimiz yıla kadar bir şeyler çizmek için kalem almadı eline. Meğer öğretmeni bir resminde kullandığı boyayı yanlış bulmuş ve düşük puan vermiş. Pastel kullanmalıydı da kuru boya mı kullanmıştı, kim bilir. Hasılı bilmenin bir şeyleri iyi yapmadaki rolünü ne zaman ne kadar hangi dozda bilgi ile ya da doğaçlama ilerlemeli; hep düşündüğüm konular. Yaşar Kemal de bir ağacın betimlemesini üç sayfa boyunca yazarken zannetmiyorum ki teknik bilgiyi uygulama kaygısı ile hareket etmiş olsun. (Teknik bilmenin inşa sürecine eşsiz katkısını bir kenara koyarak bunu da söylemeden geçemeyeceğim.)

Ya da belki bile öğrene ilerlemeli kişi. Sonra bütün bilişleri unutarak -özümseyerek, süzerek, dönüştürerek de olabilir- bir kültüre dönüştürmeli içinde ve yazmaya girişmeli. 

Şair demiş ya “her şey değişip akmada bu hal beni hayran bırakmada,” o hesap; bu konudaki fikirlerim de âna bağlı olarak değişip evriliyor. (Konudan sapma cicim…)

Bir yazarı, bir romanı çok sevmemi sağlayan en temel sebep ne? Ne oluyor da kimileri bu kitabı keşke ben yazsaydım dedirtiyor. (Sizin sebeplerinizi de merak ediyorum.) Kendi okuma serüvenime baktığımda, şairin “Bir kelimeye bin anlam yüklediğim zaman sana sesleneceğim.” (Özdemir Asaf) dediği gibi bir kelimeye bin anlam yüklenmiş, ritmik, içinde kaybolduğum, dünyasına gark olduğum kalemlerin meftunu olduğumu görüyorum. Yani hem biçim hem içerik yönünden besliyor beni metin. Ernst Cassirer “Sanat, esasen ifade edicidir; ancak biçimlendirici olmadan ifade edici olamaz.” Derken biçimin ifade edilecek şeyi muhatabına ulaştıran önemli bir vasıta olduğundan yola çıkmış olsa gerek. 

Sağlam içerikli bir metnin biçim yönünden de aynı kavilikte olması okurun alacağı lezzeti tavan yaptırır borsa tabiri ile.☺ 

Okumayı çok sevdiğimiz yazarların kullandığı biçimsel tekniklerden konuşacağız bugün. Üniversite giriş sınavlarında da popüler sorular arasında yerini almış bu konu. Ahir zamanda yazarlığın gençler arasında rağbet görmesinin de payı vardır belki bunda. İtiraf ediyorum sizlere bu çalışmayı hazırlarken faydalandığım kaynaklar arasında Emre’nin ders kitapları da var.☺

Bütün kurgu metinlerde kullanılan teknikler olsa da ben spesifik olsun için romanda anlatım teknikleri başlığı altında bahsedeceğim size. 

  • Anlatma (Hikâyeleme, tahkiye etme)
  • Geriye Dönüş
  • Çözümleme (İç çözümleme olarak da adlandırılıyor.)
  • Tasvir (Betimleme)
  • Gösterme, (sahneleme) 
  • İç Monolog 
  • Dış Monolog
  • Bilinç Akışı
  • Diyalog (Burada bir de iç diyalog şeklinde ayrıma gidenler var ama bence o zaten iç monolog, neyse ona sonra bakarız.)
  • Özetleme 
  • Pastiş
  • Parodi
  • İroni
  • Montaj 
  • Laytmotif

Yanı sıra baktığım birkaç kaynakta otobiyografik teknik, mektup tekniği şeklinde adlandırılan usuller de var. Mektup neyse de ben otobiyografik anlatımın aynı kategoride değerlendirileceğinden emin olamadım. Otobiyografi bence bir anlatım türü, tekniği değil. Neticede yukarıdaki yöntemlerin pek çoğunu dahil ederek bir hayat hikâyesinden yola çıkar, bir roman yazarsınız, türü de otobiyografik roman olur pek tabii. Kullanılan bir başka yöntemi roman kelimesinin başına getirerek (laytmotifik roman) o türü adlandıramadığımıza göre aynı konunun alt başlıkları değil bence. (Behiye’m n’örüyon, kendimle tartışıyorum yav Allah Allah!)

(Sonradan okudum, yazmazsam vebal olurdu bence, sözünü ettiğim kaynaklardan biri de Mehmet Tekin “Roman Sanatı- Romanın Unsurları” kitabıydı. Mektup için hem bir anlatım biçimidir hem de türün adıdır şeklinde bir açıklama yapmış. Otobiyografiye ilişkin rastlamadım. Rastlarsam yazarım yine.☺)

 Bu tekniklerden bazıları bu ayki paketimize konuklar. Haydi başlayalım.

+70 katılımcı
Henüz Başlamadın
Yazarlar Kulübüne Özel

Atölye İçeriği

  • 4 Ders
  • 8 Konu