Yeni Çagın Hikayesi 2

Tekrar hoşgeldiniz.

Bu Mini Postmodern Hikayeleme Atölyemizin 2 videosu. Eğer henüz birinci videoyu izlemediyseniz lütfen önce onu buraya TIKLAYARAK izleyin. Ben sizi burada bekliyor olacağım. İzlediyseniz o zaman ikinci videonuza hemen geçebilirsiniz.

Unutmayın video sayfasında sorularınızı, düşüncelerinizi bekliyorum. 3. Videonuz iki gün sonra e-posta kutunuzda olacak. Orada görüşmek üzere

Akın Tek
https://twitter.com/nedesemeskidi
https://www.facebook.com/akin.tek.54
https://www.instagram.com/nedesemeskidi/

SORULAR

“Bir Aşk Hikayesi” ve “Haritada Bir Nokta” Öykülerine Yönelteceğimiz Sorular.

  • Oyuncu tavır, bununla birlikte gelen daha geniş bir düşünme aralığı.
  • Anlatılanın “gerçekliği”ni dolayısıyla yazarın otoritesini, sarsan araya girişler.
  • Asıl mevzuya girişi ya da konunun devam ettirilmesini engeleyen ertelemeler, konudan sapma. Yani “digression”.
  • Eserin yazılmakta olduğu hakikatinin de hikayenin bir parçasına dönüşmesi.
  • Hayatımızın temel anlamları olarak kabul ettiğimiz kavramların aslında kurmaca tanımlamalardan sınıflandırmalardan ibaret olduğu fikri.
  • Kahramanın yanında metin düzleminde okuyucuyu ve yazarı da yan yana getirme. Böylece hiyerarşiyi kırma.
  • Bilmecemsi bulmacamsı oyunlar sunarak, okuyucuyu metnin kurulması aşamalarına katma.
  • Metinlerarasılık. Yani daha önceki yazılma biçimlerini yazılmış metinleri ve kalıplarını kullanarak onların bu kalıplarla birer söylem sunduklarını hatırlatmak. Yani hakikat olarak sunulan şeylerin aslında birer söylemden ibaret olduğunu hatırlatmak. Bunların parodilerini yapmak.
  • Felsefi tartışmalarla (metnin içine giren) ya da yazma eyleminin kendisi üzerine, hikayelemenin dışına taşan tartışma bölümleri.

17
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
8 Yorum sayısı
9 Yorumlara gelen cevaplar
10 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
9 Yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir

Merhaba, hikayeyi dikkatle okuyup incelemeye çalıştım. Soruların yanıtlarına geçmeden önce, bu hikayeyle ilgili hissettiğim şu: Yazar bir hikaye anlatmıyor da kendi kendine konuşuyor sanki. Az sonra yazacağı kurmaca öykü için sesli düşünüyor. Yani bolca düşünme aralığı var bence. Yazar kendi kendinin otoritesini sarsıyor yazdıklarını beğenmeyerek. “Beğenmedim.” diyor bir yerde açık açık. “Hayır ben aşk hakkında konuşmamalıyım” diyor. Digression lar hikayeyi bölüp kendisine laf attığı kısımlar olabilir mi? Eserin yazılmakta olduğu hakikatinin hikayenin bir parçasına dönüşmesi…Elbette… Aşkı anlatırken,”ben de onu bir şeye benzetmeye çalışsam olur mu dersiniz?” cümlesi hissettirdi bana bu durumu. Hayatımızın temel anlamlarından kabul ettiğimiz aşkı kurmaca tanımlarla anlatmaya… Devamını oku »

Ayrıntılı cevabınız için çok teşekkürler. Hemen hepsi isabetli tespitler. Birkaç yerde değinmelerim olacak. Düşünme aralığı derken kastettiğim daha çok okuyucuya alan açma pratikleri. Aslında evet deddiğiniz gibi bunu büyük oranda sesli düşünmelerle yapıyor. Yani bir tanrı yazar gibi davranmadığı yerleri kastediyorum. Her şeyin cevabını bilmiyor aksine kendinden emin değil. Otoritesini kurmuyor. Tersine onu sarsıyor.
Evet bunu yaparken aynı zamanda o hasbihalle sizi de yazma işine ortak ediyor.
Metinlerarasılık burada çok kısa Stendhal alıntısı ile geliyor ama çok yoğunluklu değil.
Felsefe konusundaki yaklaşımınıza da katılıyorum, ama tabii aşk üzerine felsefe yaptığını (biraz parodisel de olsa) eklemek gerek.

Digression kısmı tam da dediğiniz gibi. EN başındaki uzatmalar, hikayeye bir türlü girememeler. “Asıl” hikayenin “ertelendiğini” düşündürecek her şey digression’a dahil.

Merhaba, öyküyü bir kaç kere okudum. Yazar hikayesine konu arıyor. Yazdığı konuya okuyucuyu ve toplumu katarak devam ediyor. Bir yandan da bulduğu konuda toplumun onu yargılamasından endişeleniyor.
Yalnızlığını aşık olacağı insanla paylaşmak istiyor ama yine kendine bir engel koyuyor. Aşka dair bir hikaye olmamalı bu diyor.
Aşkı bazı tanımlarla ifade etmeye calışıyor. Stendhal’ın sözü..
Okuyucu ve yazar hikayeyi birlikte yazıyorlar adeta. Okuyucuya sorular sorarak, sorgulatarak onun da eline kalemi veriyor..
Hepsine cevap bulamadım ama sorular öyküyü daha farklı bakış açılarıyla okumamı sağladı.. Çok teşekkürler.

Çok teşekkürler cevabınız için. Doğru yerlere temas ediyorsunuz. Farklı bakış açısını yakalamanıza çok sevindim, zaten temel amacım bu 🙂

Merhaba, Bir Aşk Hikayesi. Hikayenin adı ben de karşılıklı bir aşk hikayesi diye beklentiye girmiş olmam sanırım benim kişisel kalıbımdı. Konuşuyor, direkt benimle. Bana anlattığı için bir an bike bırakıp gidemiyorum. Tek kelimesini kaçırmadan anlamaya çalışıyorum. Kulağımda aşkı tarif etmeyecek, ama iliklerine kadar yaşamış bir adamın sesi. Hayır, ben değilim, o aşık arkadaşım… kurduğum sahne yıkılıyor. Sadece bir aşk hikâyesi izlenimi diye düşünüyorum. Sthendal icat dediyse, evet bir şeylere benzetilerek tarif edilebilir fikrine katılıyorum. Olmuyor. Kendisi de memnun değil. Örneklemeyi mi yanlış seçti o an? Aşkın etrafında tur atıyoruz da hikâyeye niye varamıyoruz diye düşünüyorum. Tren tüm seyirlik manzaralarıyla uzaklaşıp… Devamını oku »

Teşekkür ederim cevabınız için. Yazdıklarınızda yazarın kendi kendine düşünmelerinin izi çıkmış 🙂 Yeniden bir hikaye yazmış gibisiniz. Bu hal aslında (herhangi) bir okuyucunun zihnine girmemizi sağlıyor. Alımlamanız bize yazarın bıraktığı etkiyi anlatmış. Özellikle “aşkın etrafında tur atıyoruz da hikayeye neden bir türlü varamıyoruz diye düşünüyorum” kısmı. İşte bu digression 🙂 Son cümle her halükarda gerçekliğe atılan bir kement. Bize gerçekçi bir yerden veda ediyor yazar.

Hikayede anlatıcı, okuyucuyla konuşuyor. Hatta zaman zaman tartışıyor. Bir oyun oynar gibi. Bir hikaye yazılacak ama konusu üzerinde bir tartışma yapılıyor gibi. Uzun bir bölüm boyunca hikayenin konusu üzerine tartışarak düşünme aralığı bırakılıyor. “Hayır, ben aşka dair konuşmamalıyım.Yalnızlık kuyuma taş düşmemeli.” cümleleri ile araya girerek akışı kesiyor. Asıl konuya giriş yapıncaya kadar uzun bir süre okurla konuşuyor anlatıcı. Zaman zaman konudan sapıyor. Ama tekrar konuya dönüyor. Bir hikaye yazılacağı daha metnin başında, ilk cümle ile okura yansıtılıyor. Daha sonraki bölümlerde metnin kurmaca olduğu çeşitli biçimlerde vurgulanıyor. Konuşur gibi yazarak düşüncelerine okuyucuyu da ortak ediyor anlatıcı. Sorular soruyor. Aşkın ne olduğu… Devamını oku »

Yurdagül Hanım, ertelemeleri ve okurla hasbihal kısımlarını iyi yakalamışsınız. Eserin kurmaca olduğunu gösteren örnekleri de (ilk alıntınınzda olduğu gibi) aktarabilirdiniz. Daha somut bir yerden konuşuyor olurduk. KOnuşur gibi yazmak her zaman bizi postmodernist üstkurmacaya götürmeyebilir, bunu bir sonraki hikayede görebileceğiz. Evet, aşk konusu kadar felsefi olan mevzu nadirdir diye düşünüyorum, Felsefe tam da orada hikayede.

Merhaba, tam bir Sait Faik öyküsü ve incelemek için harika bir hikâye! Soru sırasıyla mı gitmeliyim bilmiyorum ama daha başlığıyla ve ilk cümlesiyle bunun bir kurmaca, yazılmakta olan bir eser olduğunu anlıyoruz. Sorulan sorular: bizi hem bir kurgu arayışına hem de felsefik ve toplumsal tartışmalara sürüklüyor ve bir nevi “digression” yaratıyor. Hikayeye bir türlü giremiyoruz. Yazar hem ne yazacağını bilemediğinden hem de başlığına bile laf ederek otoritesini de sarsıyor elbet. Ufacık bir Stendhal alıntısı ile metinlerarasılık da ekliyor yazısına. Bu alıntıdan sonra kurduğu cümlelerle de hayatımızın temel anlamı olarak kabul ettiğimiz şeylerden biri olan aşkın her insanda her zamanda farklı… Devamını oku »

Duygu Hanım merahaba, Çok sade bir şekilde toparlamışsınız. Hiçbir noktasına itiraz edmeyeceğim. Hissettiğinizi söylediğiniz şeyler de bu tip hikayelemenin ulaşmaya çalıştığı etkiyi gösteriyor bize. Bu temel bilgilerle herhangi üstkurmacasal metni tespit edip onun şifresini kolayca çözebilirisiniz.

Merhaba, 3. videoya geçmeden evvel ben de fikrimi belirtmek isterim. Öncelikle Akın Bey yalın anlatımınız ve emeğiniz için çok teşekkür ederim. Yeni Çağın Hikayesi sayesinde sanal yazı evi ile tanışmak da ayrıca çok keyifli. Önce hikayeyi sadece okudum. Sonra videonuzu izledim ve ilk okuyuşumla ikinci okuyuşum arasındaki farkı hissettim. Sorularınız tam yerine işaret ediyor ve aslında bütüne bakınca üst kurmacanın tanımını bulmaca gibi çözdürüyor. Adım adım, soru soru ilerledim. Oyuncu bir tavırla başlıyor hikaye… “Kravat Hikayesi” de diyebilirim diyerek. “İnsandan başka hiçbir hayvanda yok.” Diğer bir muzip kısmı. Trene bakan öküzler, ilk okuduğumda hikâyeye trene bakan öküz gibi anlamsız, dümdüz… Devamını oku »

Hatice Hanım, uzun ve ayrıntılı cevabınız için teşekkür ederim. Birçok yerde, özellikle yazarın otoritesini sarsma konusundaki değinmeleriniz pek yerinde. Hatta kadın karakterin alıntıladığınız sözü bu işi yapıyor olabilir mi dediğinizde hiç fark etmediğim bir kısmın yorumlandığını görmüş oldum. Evet pekala böyle bakabiliriz. Yazar kendi fikrini açıktan değillemeye gidebilecek bir konuma atıyor kendini. Ardından “bir arkadaşımın başından geçen” derken acaba yazar kendi hikayesini mi anlatıyor diye sormuşsunuz ve hemen arkasından acaba hikayede yazar hangisi diye… Bu önemli bir soru bence,üstkurmacanın önemli özelliklerinden biri açığa çıkıyor böylelikle. Bunun etkisi nedir peki? Sadece oyun mu? Elbette deği, işte bu gibi soruları sordurmak kurgunun… Devamını oku »

Sevgili hocam, Öncelikle emeğinize sağlık. İlkokulda okuma parçaları olurdu, bir de “Okuduğumuzu anladık mı cevap verelim” başlığı altında sorulara cevap verirdik. Ben baya hamlamışım, böylesine düşünerek irdeleyerek bakmak yeni bir deneyim benim için. Tüm sorulara olmasa da soruların cevapları naçizane aşağıdadır. Ben Sait Faik hikayelerini okurken nedense çok zorlanıyorum. Yarım kitap bırakma huyum yoktur ama daha önce “Havuzbaşı”nı yarım bırakmıştım. Belki de o zamanki modumla da ilgiliydi bilemiyorum. Uzattım biraz (digression) Tekrar teşekkürler. Oyuncu tavırı ilk iki cümle de hissettim. Kendisi söyleyip kendi cevap vermesini (Ne ayıp şey, ne kötü başlık, ne çirkin bir hikâye ismi! Ben de öyle düşünüyorum.)… Devamını oku »

Eda Hanım, cevabınız ve inceliğiniz için teşekkürler. Cevaplarınız tam yerine oturuyor. Eklemeler için önceki değerlendirmelere ve benim verdiğim cevaplara bakabilirsiniz.

Abasıyanık okura çok zekice bir oyun oynamış,.. Aklına sağlık. Bir motora binip giden ve aynı şekilde geri gelen sarışın müsrif çocuğun, “fakir ama gururlu” sekizinci zayıf adama dönüşmesi hikaye ile gerçeğin, yazmak ile yaşamanın kardeşliği gibi. Oyun aranacaksa hikayenin tamamı oyun. Harita ve adadan yola çıkıp yaşamanın aslına kısa bir yolculuk ve yok edilmiş bir yazar otoriteşi; şehirde uygun olmayan, edepsiz, nafile şeyler yaşanır, adada/köyde ise kötü ruh görünen iyilik ve saflığın içinde gizlidir. Deniz, tabiat, gayet objektif ve gizlediği metaforlarla olagan üstü. Anne, anne işte! olması istendiği gibi. Son, kabul etmek ve vaz geçilmez olana boyun eğmek olmasaydı daha… Devamını oku »

Şükran hanım cevabınız için teşekkür ederim. Yalnız sondaki iyi ve kötü zıtlıklarının ne olduğunu örneklerle göremediğim için tam kasıt nedir anlayamadım. Belki bunları bilirsem “felsefe”nin neden ya da nasıl görünmez olduğuna dair bir fikir oluşturabilirim.