Anı Kutusu: Yaprak Karaman

Doğduğu şehirdeki kardeşinin yanına gelmesini bekliyor, 

-Hilmi sen misin diyor? Anneannem 

-Evet, abla benim, geldim diyor kardeşi ve anneannem sonsuzluğa kapatıyor gözlerini. 

Ellerinde sedefli ojeleri ile bize veda eden kadının evini topluyoruz ardından. Kızları eşyalarını ayırıyor, biz torunları yardımcı oluyoruz. Herkes kendinde kalmasını istediği birkaç eşya alıyor yanına.  Aslında o eşyalarla anneannemi aldığımızı düşünüyoruz yanımıza. Benim payıma düşenler bir yüzük, uzaktan kumandası olmayan az kanallı televizyon ve oynamaktan hep çok keyif aldığım tahta müzik kutusu.

O evde belki de yaptığı yemeklerden sonra en sevdiğim şeydi o müzik kutusu. Orta boy bir dikdörtgen, koyu kahverengiden açık kahverengiye geçişleri olan işlemeleri var üzerinde. İçi pembe kadife kaplı. Altında müziği başlatmak için kurma kolu var. İçi hep karanfil kokan çocukluğumun parçası.

Bir kaybın ardından elimde kalan hatıra. Uzunca bir süre odamda kitaplığımda durdu, içini ne zaman açsam burnuma gelen karanfil kokusu ile. Sonra dedim, yokluğu boşluk yaratan o şahane kadını koyayım içine. Anneannemi. Ömrümün on iki yılına yarenlik etmiş, tadı damağımda kalan anları koydum içine. Çocukluğuma dönmek istediğimde beni bulup sarıp sarmalasın diye. Ne zaman doksanlı yılların başına gitmek istesem açıp baktığımda içinde benim için muhafaza edilen anılar.

Pembe kadife iç örtüsü artık hiç kimsenin yapamadığı köfteleri saklıyor benim için. Sarımsağın kokusu geliyor burnuma. Çok net bir hatıra olmamakla birlikte yeşil bir soba var  karanlık ve soğuk olduğu için çok da girmek istemediğim odanın önünde. Ah işte orada, salonun o tarafının bir saray odası olduğunu bana düşündüren bordo kadife koltuklar. Biraz yanında o çok sevdiğim saçaklı abajur. Mermer filler nerede? Nasıl da korkardım ya kırılırlarsa diye. En sevdiğim oyun alanı var bak karşıda. Salonun, sonunun sonsuzluğa açıldığını düşündüğüm bahçeye çıkmak için kullandığımız beyaz demirden bahçe kapısı. Yıllar sonra ilk evimizi tutarken mutfağımın da aynı beyaz demir bahçe kapısına sahip olduğunu göreceğim sonrasında eşimle, ev sahibinin anlamsız bakışları altında, iki ayağımla demirlere basıp kendimi hızlıca ters tarafa doğru ittireceğim. 

Morumsu bordo mu bordomsu mor mu nasıl bir renkti o? Tek hatırladığım dünyanın en rahat küçük yastıkları olduklarıydı. Başını koyduğunda kocaman bir pamuk tarlasına düşmüşsün hissi veren kırlentler.  Bak bakalım kalmış mı banyoda banyo tatlısı? Bayramlarda herkesin sevdiği yemekleri ayrı ayrı yaptığı yetmezmiş gibi kocaman tepside revani tatlısı. Çünkü evin en soğuk yeri banyo çünkü orası tatlının yeri. Banyo kapısının yanında hiç kullanmadığımız ecza dolabı. Ah o korkunç uzun tırnaklarına kırmızı oje sürmüş kadının kopmuş gibi görünen elinden sabunluk. Altında yeşil ya da mor sabunu. Tuvaletin yanında hayatımda bir daha hiçbir yerde görmediğim dümdüz, desensiz tuvalet kâğıdı. Arkamda, gizli bir mabetmiş gibi duran girmeye çekindiğim odası. O terk-i diyar etmeden üç gün önce o odada o kocaman yatakta yatacağım çok sonraları. Ürkek, bilmez, telaşlı bir kız çocuğu olarak. Önümde tuvalet, arkamda onun odası şimdi olmaktan en çok mutlu olduğum yerdeyim. Evin küçücük koridorundayım. Yıllar önce vefat eden Makinist Cemal Bey’in, dedemin, yaptığı salıncakta sallanıyorum. Hem de parktakilerden bile daha da hızlı. O kadar hızdan sonra yorulup atıyorum kendimi mutfağa, inanılmaz bir buhar var ve çok sevdiğim bergamot kokusu. Bizim evin mutfağına asla alınmayan, annemin hiç sevemediği tomurcuklu çay kokusu. Yıllar sonra, her sene bana kutu kutu bergamotlu çay getireceğini düşünmedi tabii ki.  Pembe kadife iç örtüsünün en üstünde pembe sedefli ojeleri ve sürdüğünde kırmızı olan yeşil rujları. Kapatırken kutuyu belli belirsiz bir sesle her olumsuzlukta söylediği ‘ziyan yok’ sözleri. 

Senden sonra o kadar çok ziyan verdik ki inan bilmek istemezsin ama bir o kadar da güzellikler girdi hayatımıza.  Onları bildiğini ve bir yerlerden gördüğünü düşünüyorum. Seni, bizi, sonsuzluğa açılan bahçeyi, elinde kızartma maşası, belinde çiçekli mutfak önlüğü ile yaşadığın bayram telaşını, kimsenin yapmayı beceremediği köfteleri, tadı lunapark coşkusu yaratan portakallı şekerleri o kutuya sakladım. 

Şu an nerede olduğunu hatırlamıyorum bile. Sadece, bazen burnuma bir karanfil kokusu çarpıyor belli belirsiz, o zaman en güzelinden on iki yıl geliyor hatırıma, minnet duyuyorum.

Related Articles

Tutamıyorum Zamanı

Birden ortaya çıktı: Tutamıyorum Zamanı dedi birisi. Hepimiz yazdık. Üyelerimizden bu yazılar, eskilerden, ilk üyelerimiz, Kabilemizden. Bugün ‘tutamıyorum zamanı’ ile bizi tetikleyen Meltem Ersoy’un yazısını…

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir
Araç çubuğuna atla