Arafta Kalan Seksenler

Çocukluk günleri geldi aklıma birden. Aranızda sek sek, gazoz kapağı, yakar top, aç kapıyı bezirgan başı oyunlarını hatırlayanlar var mı bilmem ama benim çocukluğum sokakta geçti. Nasıl geçmesin ki zaten. Evde oynayacak bir bebek, tahtadan bir lego ki lego o yıllarda çok az rastlanan bir oyuncaktı, küçük bir kamyon ve kardeşim doğduğunda kıskanmayayım diye bana alınan oyuncak ancak telleri olan bir gitar 🙂 Bu kadar kısıtlı oyun malzemesiyle evcilik bile kuramazsınız. Hoş evcilik için zaten bunlara da ihtiyaç yoktu. Anlayacağınız ben ve tüm mahalleli çocuklar sokakta büyüdük.

O zamanlar sokakta şarkı yarışması yapardık. Şimdi ki o ses Türkiye gibi düşünün. Üç jüri oturur. Oturur derken yanlış anlamayın sandalye falan yok. Kaldırıma oturur, sırayla herkes sahneye çıkar. Malumunuz sahne de asfalt :)) şarkılarını icra ederler. Veee kazanan açıklanır. Ondan sıkıldık mı başka oyuna geçerdik.

Biz mutlu çocuklardık. Mahalleye seyyar lunapark gelirdi. Döner salıncak. Binebilmek için herhalde bu zamanın parasıyla bir yada iki liraya ihtiyaç vardı. Herkes evlere koşar para için annelerine yalvarırdı.

Saklambacı şu an hala oynayan çocuk var mı bilmiyorum. Bizim sokakta sadece üç dört çocuk futbol oynuyor. Onlara bile hayret eder hale geldik. Herhalde evlerinde bilgisayar yok diye düşünüyoruz.

Benim çocukluğum boğazda Arnavutköy’ de geçti. Saklambaç oynarken sıkıldığımızda bazen Bebek’ e saklanırdık. Saklanırdık derken anladınız, bildiğiniz firar ederdik. Mini dondurmadan dondurma yerdik ve geri dönerdik. Döndüğümüzde de saf saf sorardık “Aaa ne oldu oyun bitti mi” diye. Tabiki bizi bulamayınca çanak çömlek patladı deyip oyunu sonlandırırlardı.

Doksan sonrası doğan ve şu an bu yazdıklarımı okuyanlar yabancı dilde yazılmış bir yazı gibi okuyup hiçbir şey anlamıyorlardır eminim :)) Sanki biz başka gezegende yaşıyorduk o zaman çünkü şu an bu dünyaya ait hissedemiyorum kendimi.

Bazen düşünüyorum biz seksenlerin nasıl bir nesil olduğunu. Ben fırına börek, güveç götürdüğüm günleri de hatırlıyorum, microdalga fırını da gördüm. Çevirmeli telefonu da hatırlıyorum, cep telefonunu da gördüm. Birinin elini tutmak için yılların geçtiği bir neslin genciydim.

Biz seksenler tam da geçiş nesliyiz. Şanslı mıyız şanssız mı bilmiyorum. Biz bu çağa ayak uydurmakta gerçekten zorlanan bir nesil olduk. Yetiştirildiğimiz gibi davrandık tutucu dediler, onların istediği gibi davrandık bizim içimiz razı gelmedi. Hep arafta kaldık yani.

Hiçbir şey bizi biz olmaktan alıkoyamadı. Biz yine mutlu, yine özgür, yine iyi çocuklarız.

4
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
2 Yorumlara gelen cevaplar
3 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
3 Yorum yapanlar
ASUMAN AŞKINYeşim CimcozAysim Goral Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Yeşim Cimcoz
Yönetici
Noble Member

Çok sevdim bu yazıyı Asuman. Biraz önce Blog sayfasına gelip bunu görünce mutlu oldum, okuduktan sonra daha da mutlu oldum. Benim Türkiye’ye ait çocukluk anılarım toplasan en fazla dört yıl, ilkokul zamanı. Lastik oynardık, bisiklete binerdik, apartmanın çocukları ve mahalledeki çocuklar aynı zamanda okul arkadaşlarımızdı. Üst katımızda Annabelle diye bir kız vardı, yan binada da bir Amerikalı aile. Akşamları anne eve gelmeden eve girmiş olmamız gerekirdi. Hep mutsuz anılara gider insanlar, oysa bu yazı mutlu olanlara götürdü beni. 🙂

Aysim Goral
Üye
Noble Member

Asuman,
Ne güzel anlatmışsın. Okurken mahallemi düşündüm. Evet ben de senin gibi -şans belki- sokakta büyüyen bir çocuktum. Bahsettiğin oyunların hepsini ve daha fazlasını oynayarak büyüdüm.
Buraya- çöle- taşındığımızda en büyük motivasyonum da buydu. Kızım sokakta oynayarak büyüyecek. Hiç unutmam; yerleşmekte olduğumuz günlerden birinde Defne ;
”Anne çok sıkılıyorum.” diye dertleniyordu. ”Kızım çıksana dışarı, bahçeye.” diye cevap verince Defne’nin- beş yaşındaydı- cevabını unutmam.
”Nasıl yani dışarıda sadece gezilir. Dışarıda ne oynanır ki?”
Neyseki şimdi dışarıdaki oyunları öğrendi.
Ellerine sağlık…
Aysim.