Ateşten Işığa

Gökbilimci ve astrobiyolog Carl Sagan, 2300 yıl önce kurulmuş ve bir asır kadar dünyanın en büyük bilim ve edebiyat arşivliğini yapmış Büyük İskenderiye Kütüphanesi için “Eğer zamanda geriye gidebilseydik, ilk geleceğim yer burası olurdu” demişti.

Kendi zamanından çok daha öte zamanlarla bağ kurabilen bir yerdi İskenderiye Kütüphanesi.

İskender ölünce Mısır’ın yöneticisi olan Soter, Yunanlıların; bilim, kültür ve sanat tanrısı Muses adına İskenderiye’de büyük bir tapınak yaptırdı. Edebiyat ve bilim meraklısı ve kolleksiyoner olan Soter’in oğlu Ptolemy II, Muses tapınağının yanına kütüphane, derslikler ve konferans salonları inşa ettirdi.

İskenderiye Kütüphanesi; mabet, müze, okul, araştırma merkezi ve kütüphane gibi işlevlere sahip, döneminin bir çok bilim insanının, felsefecesinin, edebiyatçısının çalışabildiği bir düşünce, uygulama ve bilim merkezi haline geldi. Keşifler, araştırmalar yapıldı. Düşünce akımları ortaya çıkarıldı.

Hata yapmak erdem sayıldı. Yanlış düşünmenin bile hiç düşünmemekten iyi olduğuna inanılarak bunca bilgiye rağmen insanın bilgiyi sorgulaması beklendi.

Kütüphanede rulolar halinde 400-700 bin papirüse basılmış belge ve 500 binden fazla orjinal nüshalı kitap bulunduğu bilinenler arasında.
Seyahatler ve savaşlar esnasında bir çok eser toplandı.
Mısır’a giren her kitap kütüphaneye getirtildi, birer nüshaları yazılarak sahibine verildi, orjinalleri ise kütüphanede muhafaza edildi.

Büyük bir kolleksiyonerlik, merak ve adanmışlıkla hazırlanmıştı. İçerisi ve içerikleri doğruluğu ispatlanmış bilgi ile dolu, insanın anlam arayışına hizmet eden en büyük kaynaklardan biri oldu.

Kütüphanenin yakılmasından sonra insanlığın bu bilgileri yeniden farketmesi, elde etmesi, toparlaması, kategorize etmesi ve kullanabilmesi için 2000 yıllık bir yolculuktan geçmesi gerekti ki hala bitmiş değil.

Belki de o dönemde bir çok insan, böylesi saf bir kaynağın açtığı geniş ve derin manzaraların üzerinden uçmaya hazır değildi.

Eline geçirdiği bilgi kütlesinin fazlalığından ve yapabileceklerinin gücünden korkup kendisini uçurumdan nasıl olsa düşeceğim inancı ile öyle sert attı ki, karadelikler gibi hacmi küçük, ışığı simsiyah varlıklar haline geldi.

Kendisini karanlıkta sanan her insanın yaptığı gibi eli ateşe uzandı. Aklının aldığının çok ötesinde olanlardan korktu. Etrafındaki her şeyi amansızca yakarak içine ışık olmaya çalıştı. Prometheus bilgi ateşini insanlığa verdiği günden beri bu yakışlar devam etti, ediyor.

Tüm bunları geri planda ve sessizce izleyen bilgi de varlığını sürdürmeye devam etti, ediyor.

Bunu yaparken zamanın çok daha ötesinde olan akılcı insanları aktarıcı olarak kullanmayı seçiyor.

Her şeyi yağmur gibi boşaltmak yerine ihtiyacı olana ihtiyacı kadarını veriyor. Işığını arayanlara da ateşi yakanlara da adaletli davranıyor. Elde etmek için çabanın ve sorgulamanın sürekliliğine inanıyor.

İnsanlığın tamamına hatta fazlasına kat kat yetecek bilgi ve öğreti var bu alemde.

Hiç kimse yeniden bir şeyleri keşfetmiyor, keşfedilmişlerden yeni ve yaşama değer katan bağlantıları ortaya çıkarıyor, parçalıyor ve harmanlıyor. Ama yok edemiyor.

Özgünlük ve yaratıcılık ise bu harmana koyulan bakış açısında ve niyette gizli. Hangisini nerede ve nasıl kullanacağımız, ne kadarına ihtiyacımız olduğunun seçimini yapmamızda.

Derin kazıda.

Ben bu bilgi ile ne yapmak istiyorum?” , “Bu bilgi ile hangi parçamı tamamlamak ve katkı koymak istiyorum?” sorularına verilen cevapta.

Bunun için verilen emekte ve bu emeğe duyulan saygıda, sınırda.

Bilgiyi öğrenmekten çok, öğrendiğini hangi açından bakarak kullanacağında. Kendi göründen geçirip sağaltırken, değerlerine ve diğerlerine sağladığın faydalarda.

İçine düştüğümüz karanlıklarda yaktığımız ateşi, tüm insanlık ve yaşam için yol gösterici ışıklara çevirmekte. Bunu yaşamımızın her alanında kullanabilme yetisini kazanmakta.

İşte o zaman boşuna yanmamış oluruz…

Merak edenler için, 2009 yapımı Agora filmi, İskenderiye Kütüphanesini, o çağda yaşayan bilim insanlarını, çalışmalarını ve kütüphanenin yok oluşunu anlatmaktadır.

Sonu ile ilgili birçok efsane olmasına rağmen halk arasında en çok inanılan iki tanesi kütüphanedeki kitapların hamamlarda tam 6 ay boyunca yakıldığı bir diğeri ise kütüphanenin tam 6 ay boyunca yandığıdır.

Seçil Güven Mehmetoğlu
Ağustos 2019

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
1 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir

Hata yapmak erdem sayıldı. Yanlış düşünmenin bile hiç düşünmemekten iyi olduğuna inanılarak bunca bilgiye rağmen insanın bilgiyi sorgulaması beklendi…………….başlı başına döneme ışık.
Yazılarından sonra düşüncelere dalmak yeni hobim haline geldi. Belki kahveyi bırakmaya çalışmayı bırakmalıyım. Yazıların, düşünceler ve dumanı üstünde kahve.
Hikayen bol olsun Seçil Güven.