Banyo

Uyandım. 

Yatağı topladım. 

Gece uyumadan önce, yatakta günlüğüme “banyoyu” yazmıştım. Bu banyo meselesine takıldım bu aralar. Beni son bir kaç haftadır dinleyenler biliyor ki burada içine su doldurduğumuz banyodan bahsetmiyorum. Bu bir odak banyosu diyebilirim ama bu bile tam tarif etmiyor.

On gündür hazırladığım bir eğitim için anlatacağım konuya kendimi tamamen verdim. Zaten pandemi şartlarında zaman zamansız, o yüzden çok zamanım var da diyebilirsin, hiç yok da diyebilirsin…neticede günlerbirbirineakıpgeçiyor, gecelergündüzekarışıyor, haftanın günleri taşıdıkları anlamları yitiriyor. Ben zamanın genişlediğini yaşayanlardanım. 

Eğitimin konusunu biliyorum, defalarca anlattım, defalarca grupların önünde iki günlük, bir haftalık eğitim verdim bu konuda ama… 

Pandemi, şartları değiştirdi. Bu eğitim sanal olacak. Onu da yıllardır yapıyorum. 

İşte bu ‘yıllardır yapıyorum’ meselesi biraz sıkıcı. Bilmek insanı tembelleştiriyor, oysa zaman akıyor, her şey değişiyor. Yenilenmek, ayak uydurmak lazım, hele bugünlerde. Belki de benimki bir arayış, hayata tutunmak için bir şey yakalamaya çalışmaktır, kim bilir. On güne yakın bir süre kendimi sadece eğitimin konusuna adadım. O konuda okudum, videolar izledim, köpekleri yürütürken, yemek yaparken, her boş anımda o konuya odaklandım. 

Bahsettiğim banyo bu. 

Tek bir konuda metafor bir küvet dolusu bilginin, görselin, sesin, konuya dair ne varsa hepsinin içine, burnumu tıkamadan, ciğerlerimi doldurarak girdim. 

Her şey  d a ğ ı l d ı, b e n d a ğ ı l d ı m. 

Milyonlarca bilgi, görsel, konuşma, ufak baloncuklar gibi zihnimde patladı. Eğitim günü yaklaştıkça, nasıl toparlayacağım kaygılarım arttı. Sanki bildiğim her şeyi de unutmuştum. 

Ve bir gün yine köpeklerle şehrin arka sokaklarında yürürken banyodan çıkma vaktinin geldiğini anladım. 

Bir sünger düşünün. Suyu tutma kapasitesi bellidir. İşte benim süngerimin kapasitesi dolmuştu. Damlıyordum her yere. Sıradan olaylara günlerdir dinlediğim konudan bakıyordum, duyduğum her şeyi o konuya bağlıyordum, başka hiç bir şey düşünemez olmuştum. Ama doymuştu, zihnim, bedenim, ruhum, hepsi doymuştu, daha fazlasını kaldıramıyordum. Çıkma vakti gelmişti.

O banyo sürecinde, eğitimin çerçevesini oluşturmak için defalarca elime kağıt kalem almıştım ama kağıttlara yazdıklarım, çizdiklerim hep yarım kalmıştı. Hepsini önüme aldım, bilgisayarın başına geçtim ve sanıyorum bir günde bilemedin iki günde eğitim şekillendi. Oturdu. Dağılan her şey, o parça parça duran her şey kendi yerini buldu. O parçalar, bütüne ait olduklarını benden önce biliyordu belki de. Eğitim güzel geçti. 

Kaç gün sonra artık hiç bilmiyorum, (o algım da gidiyor) haberleri dinliyorum. 
Covid’e yakalananların, ölenlerin sayıları artıyor, düşüyor. 
O ülke bu ülkeyi kendi ülkesine almayacakmış, sahte aşılar çıkmaya devam ediyor, aşılananların yüzdeleri her gün artıyor. 
Evde kal boş bir laf olmuş, herkes sokaklara dökülmüş. 
Hindistanda virüsün bambaşka bir mutasyonu doğuyor, oksijen yetmiyor. 
Dünyanın başka bir yerinde maskesiz dolaşma hakkını savunmak için insanlar yürümüş. Doktorlar, hemşireler bir buçuk yıldır, belki de tıp okumaya karar verdiklerinde hiç karşılaşacaklarını düşünmedikleri bir durumla savaşmaya, mücadele vermeye devam edip hayat kurtarmaya çalışırken, dünyanın başka bir yerinde başka insanlar bombalar atıyor, bile bile başkalarını öldürüyor. 
Cafeler yakında açılacakmış. Sokakta masalarda oturacak, hatta yemek bile yiyecekmişiz. Haberleri kapatıyorum.

İnsanoğlu garip bir varlık. Daha derin bir şeyler demek isterdim bu konuda ama diyemiyorum, o insanoğlunun bir parçasıyım ben de. Haberleri ekmeğime tereyağı sürerken dinliyorum. Köpeklerimi yürütürken sosyal mesafeye dikkat ediyorum, internetten sipariş veriyor, cep telefonuyla arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Cafeler açıldığında, bir gün bir cafede kendime bir kahve ısmarlayacağım, biliyorum.  Anlamsızlaşıyor her şey. 

Çoğumuz gibi bu dünyanın dağılan parçalarını toparlayacak gücüm, bilgim, yeteneğim, yetkim yok. İpin ucu bende değil, düğüm çok çetrefilli ve sıkı. Ama hayattayım. Bu dünyada ben de varım ve o düğümün bir parçasıyım. Dünya’ya atılan her taşın yarattığı dalgalar bana da dokunuyor, dokunacak.

İnternete giriyorum. Ne aradığımı bilmiyorum. Banyo istiyorum, bir umut banyosu. Bir fotoğraf hikayesi çıkıyor önüme. Kocası ağır depresyona giren bir kadının fotoğraf hikayesi. Depresyona ortak olamazsınız, en yakınınızdakilere yardım edemezsiniz, dokunmak ister yakınlaşamazsınız. Bir yandan da onlara alan tanımak, süreçlerinde yanlarında olmak, onlarla hayatınız artık eskisi gibi olsun, devam etsin istersiniz. Öyle ne yapacağınızı bilmeden durursunuz başkasının hayatının, onun acısının ortasında. Dünya depresyonda. Ben öylece duruyorum içinde. 

Dolaptan eski fotoğraf makinesini çıkartmış kadın. Kocasının depresyon süreci boyunca fotoğraflar çekmiş. 
Bazen kocası yatakta uzanmış tavana bakarken, karısı da ona bakarken, yorganın kenarından çıkan ayağını çekmiş.
Kocasının diş fırçasını çekmiş.
Günlük yaşamın içinde dikkat etmeden geçip gittiğimiz objelere odaklanmayı seçmiş. Onların izlerinde yaşadıklarını görmüş. Bu odaklanma bir banyodur. Sadece acıya değil, o yaşanan her neyse onun günlük hayatta, sana dokunduğu yerdeki izlere odaklanmak. Odaklanınca görünüyor, içinde acı var, ama merhamet de var, sevgi de var, bir hikaye var. O fotoğraflarla yakınlaşabilmiş kocasının yaşadıklarına, acıya şahit olmuş ama iyi anlara da şahit olmuş. Değiştiremeyeceği, dokunamayacağı bir sürecin içinden geçerken, ona yakın durmanın bir yolunu bulmuş. 

Ne uzun anlattım.
Geri döndüm okudum yazıyı, bir şeyleri at dedim kendime.
Atamadım.
Bu da böyle kalsın dedim. 

Banyo yapın. Şu zor, karmaşık, dağınık zamanın içinden geçeceğiz. Tepinip durmamızın bir anlamı yok. Bitsin artık demenin faydası yok. İnsanoğlu çeşit çeşit ve çok garip, biz de o insanoğluyuz. Bir deliği kapatmak için savaşırken, bir başka deliği açmak için savaşıyoruz, bazılarımız dünya çapında bazılarımız kendi küçük yaşamlarımızda. Hepsinin geçici olduğunu, bizimse hiç kalıcı olmadığımızı her gün unutuyoruz. Süreç her neyse, o yaşanacak. Değiştirebildiklerimiz, değiştiremediklerimiz var. Görmezden gelmek, duyularımızı kapatıp duyguları kilitlemek, uzak durmak, yok saymak, şikayet etmek, başkasından medet ummak, ben ne yapabilirim ki diyerek küsmek… bunlar değiştiremediklerimize geçici çözümler. Ben değiştirebildiklerime, gücümün yettiğine odaklanmayı seçtim. O yüzden size banyo öneriyorum. 

Sizi sağlam tutacak, hayata bağlayacak, değiştiremediğiniz şeylere değil, dokunabildiğiniz şeylere odaklayacak, yaşamın içinde tutacak bir konu bulun, küvetinizi doldurun, sonra içine girin ve doyana kadar orada kalın. Çıkma vakti geldiğinde onu boşaltacak bir alan bulursunuz. Ben yazıyorum. Yazdıkça biriktirdiklerim akıyor kağıda, parçalar birleşiyor, bir anlam oluşturuyor, en azından benim için. Bazen kısa sürüyor bazen uzun soluklu oluyor. Küvet boşaldığında yeniden dolduruyorum, başka konular buluyorum. Sonra yine yazıyorum. Bu aralar yazarların yaratma sürecine daldım, onları yazıyorum. Yazmak her zaman iyi geliyor.

4
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
3 Yorum sayısı
1 Yorumlara gelen cevaplar
4 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
4 Yorum yapanlar
Aysim GoralNilgün AydoğanYeşim CimcozÖykü Tekşen Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Aysim Goral
Üye
Active Member

Şimdi dolduruyorum küveti. Geç kalmak yok ne de olsa 🙂

Nilgün Aydoğan
Üye
Trusted Member

İyi ki , yolum sizinle kesişti

Öykü Tekşen
Üye
Noble Member

Seni okumak bana çok iyi geliyor. İyi ki…