BEN YAPTIM

***

“ Ben kuyunun en dibindeyim memur bey!” diye bağırdım yukarıya doğru. “Hem de Yusuf gibi suçsuz yere atıldım bu karanlığa.”

İçinde boğulduğum bu karanlığı, bir parça aydınlatabilme ümidi taşıyordum. Kendine itirafla aralanır aydınlığa kapılar. İtiraz neye yarar ki? İşte bu yüzden tüm gücümle bağırıyordum yukarıya.

“Ben yaptım. Ama istemedim. Bunu hiç istemedim. Azmettirildim. Ve ben kuyunun en dibindeyim memur bey!”

Gün ışığının sızdığı kuyunun ağzında bir beden yüz üstü uzanıyor, telaşsızca. Kırk yıldır sırtında taşıdığı bütün yüklerden kurtulmuşçasına huzur içinde. Yüzünde bir kırık tebessüm. Gözleri tam açık. Ve tam dört gündür bu gözlere bakamadığım için namlumu yukarıya, gün ışığına doğrultamıyorum. Bu tertemiz bedenin sırtına kahpece saplanan kurşun benim.

“Ben yaptım. Ama istemedim. Bunu hiç istemedim. Azmettirildim. Ve ben kuyunun en dibindeyim memur bey!”

Yer yer ağarmış saçları alnına dökülmüş, ıslak… Hatta sırılsıklam. Üzerindeki güneş sarısı kısa kollu tişörtü göğsüne kadar sıyrılmış.  Bu, kabzamın dayandığı göğse benzemiyor. Orada at yarışındaymış hissi veren bir gürültü vardı, bununkinde tek bir “tik,tak” bile duyulmuyor günlerdir. Durgun sular gibi sessiz.  Elleri… Ellerinde hafif bir şişme ve morarma var. Sağ kolunda altın sarısı kordonu olan bir saat.  Akrep on ikiye yakın, yelkovan onu gösteriyor tam dört gündür. Bu eller de tetiğime basan ellere benzemiyor. Daha ince, kemikli ve esmerdi tetiğimi çeken el.

Hayır, hayır. Fakat nasıl olur? Benim bu bedenle bir ilişkim olmalı. Bu elleri, bu yüreği sanki ezelden tanır gibiyim. Aklımı yitirmiş olmalıyım. Neden hatırlamıyorum? En son  aklımda kalan şiddetli bir fırtınada çarpan, çift kanatlı ahşap kapı sesi gürültüsü.

Tak, tak, tak!

Sonra tutukluk yaptığımı hatırlıyorum.

Bir traktör sesi sonra kulakları tırmalayan.

Tııııırrrr,tıırrrrr,tıırrrrr!

Sahibine sadık bir köpeğin yabancıyı kovuşunu andıran bir hırıltı sonra. En son bu karanlığın içinde buldum kendimi. Büzülüp kaldığım kuyunun dibindeki şu köşede aklım gelip gidiyor.

“Ben yaptım. Ama istemedim. Bunu hiç istemedim. Azmettirildim. Ve ben kuyunun en dibindeyim memur bey!”

Beni düştüğüm bu kuyudan değil, içinde debelendiğim bu karanlıktan kurtarın! Ya da bakamadığım bu gözleri alın aydınlığın sızdığı yerden.  Ya da örtün sesini yitirmiş bu göğsü.  Sol alt yanından bir hava kabarcığı çıkıyor ara sıra. Güneş sarısı tişörtü, bulanık kuyu suyuyla rengini yitirirken nasıl oluyor da bir yanı kızılcık şerbeti dökülmüş gibi al renge boyanıyor.  Yoksa…  Kemikli parmakların merhametini yitirdiğinde tetiğime dokunduğu anda mı oldu bu?  Ateş mi etti bu yumuşacık … Yoksa kalbine mi? Yoksa benden fırlayan kör kurşunla mı?

Hayır, bu morarmaya yüz tutan hafif tombul eller kalkmıştı havaya. “Yapma!” demişti. “ İki dünyanı da karartma !“ demişti.

Ama ellerin dilini herkes okuyamaz ki! Kabzamın yaslandığı göğüs de tetiğe basan parmaklar da buz tutup merhametini yitirmişti bir kere.

“Ben yaptım. Ama istemedim. Bunu hiç istemedim. Azmettirildim. Ve ben kuyunun en dibindeyim memur bey!”

***

2
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
1 Yorumlara gelen cevaplar
1 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
2 Yorum yapanlar
aysel ertanNecdet Külçe Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Necdet Külçe
Üye
Noble Member

Tebrik ederim. Anlatıcı tabancanın kendisi, anladığım kadarıyla. Arada karışıyor sanki.