Bir Ben Var Benden İçeri

Ne çok şey dolanıyor zihnimizde. Çevremizde olan bitenlere bakınca belki zorlanıyoruz, belki öfkeleniyoruz, belki de aldırış etmemeye gayret ediyoruz. Belki, kendi hayatımızı oluşturmaya ve yaşamaya odaklanmak isterken etrafımıza olanlardan ayrışmaya çalışıyoruz.

Mills’e göre, her birimiz kendi küçük yörüngelerimizde yaşıyoruz. Son yıllarda bunu artan bir şekilde hissediyor olabiliriz, evimiz, çevremiz, sosyalleşmek için gittiğimiz yerler gittikçe birbirine benzeyen insanlarla doluyor. Dünya görüşümüz günlük olarak deneyimlediğimiz sosyal durumlarla sınırlı kalabiliyor. Ailemiz, içerisinde olduğumuz küçük gruplar, okulumuz, mahallemiz, bize bir bakış açısı kazandırıyor. Mills, karşılaştığımız meseleleri geniş bir çerçevenin içinde anlamlandırmadığımızı söylüyor. Deneyimlerimizi daha geniş anlamak için ise bir düşünce şekline, Mills’in kavramıyla toplumsal tahayyüle ihtiyaç var. Yani bir toplumda var olmanın bize nasıl etki ettiğini görmeye, hatta bir aşama daha gidip toplum yapısının etrafımızdaki tezahürünü fark etmeye.

Zamanın, mekanın etkisini görmek, kendimizi anlamak için bize daha temiz, daha gerçekçi bir pencere açıyor. Yazıyla haşır neşir olan insanlarız, oluşturduğumuz kahramanlar, kişiler, çevrelerinden ayrı değerlendirilemezler. Okuduklarımızı, dönemine, bulunduğu sisteme yerleştirebilmek, kavrayışımızı, okuma deneyimimizi bile zenginleştiriyor. Peki, daha doğmadan bize yüklenen beklentileri ayırt edebilsek, hayatımıza katkısı ne olur? Sosyalleşiyoruz, bir toplumda var olmayı seçiyoruz, çoğumuz. Birey oluşumuza bunun etkisini fark ediyor muyuz? Sıkıntıyla karşılaştığımızda toplumsal etkiyi görmek daha kolay olabilir, fakat bir de içselleştirilmiş konular var.

Hayatlarımızın içine yerleşmiş olan bir takım ön kabullerimiz, toplumsal olarak inşa edilmiş olabilir mi? Gördüklerimiz, yaşadıklarımız, kaçınılmaz mı? Farklı katmanlara bakmak zorlaştırıyor, kafa karıştırıyor gibi görünse de eğer, bunları toplum olarak üretiyor, oluşturuyorsak, değiştirebileceğimizi de ortaya çıkaramaz mıyız? 

Peki, toplumlar nasıl değişir? Durkheim’in dediği gibi, toplum, bir beden gibi mi çalışır? Birbirine bağlı unsurların oluşturduğu bir organizma mıdır? Toplumu değerleri ve gelenekleri mi bir araya getirir? Bireylerin davranışlarının toplamından ibaret midir? İçinde bulunduğumuz üretim sistemi bizi nasıl tercihlerle karşı karşıya bırakıyor? Yaşamımızın çerçevesini çizen bu sistemleri göz ardı edersek onların etkisini de yok edebiliyor muyuz?

Bir topluluk içinde bağ kurarak var oluyoruz. Derin bağları olan ilişkiler kurarak hayatımızı yaşıyor, oluşuyor ya da bunun arayışıyla zamanımızı geçiriyoruz. Bir bireyin deneyimini, kendimizi anlarken, şartlarına açık fikirle yaklaşabilirsek neler kazanırdık? Düşünmeye, anlamaya değer bütün bu konular üzerinde çalışmak için Toplum ve Siyaset başlıklı bir masterclass açıyoruz. Buluşmak dileğiyle.

Meltem Ersoy

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir