Bir Kasabaya Gelince…

Richard Hugo ile çok olmadı tanışalı. 22 Ekim 1982’de, benim liseden mezun olduğum yıl ölmüş. Ama işte yazınca insan, izi kalıyor. Şairmiş Richard Hugo, üniversitede hocaymış. İkinci dünya savaşında Akdeniz’de savaşmış. On sekiz yıl Missoula’da Montana Üniversitesinde hocalık yapmış. The Triggering Town adında bir kitabıyla karşılaştım bu sene Şubat kampı için hazırlanırken. The Triggering Town, yazmak üzerine bir kitap. Adı gibi kitap insanı yazmak için tetikliyor. Hugo yazmak için form, stil, teknik önemli belki diyor. Ama öğrencilerini hep özgün olmaya itiyor. The Triggering Town’dan bazı satırlar paylaşmak istedim önce:

“Gerçeğe hiç bir borcunuz yoktur ama duygularınızın gerçekliğine her şeyi borçlusunuz.”
“Düzgün, net İngilizce cümleler kurabildiğinizi varsayarsak, iletişim kurma derdinizi unutun. İletişim kurmak istiyorsanız, telefonu kullanın. Böyle diyorum çünkü dil sadece bilgi aktarmak için kullanıldığında, ölmeye başlamıştır.”

Şubat kampında şiirle çalıştık, mektup yazdık, şarkılardaki ritmi yakalamaya çalıştık, parçalardan bir bütün oluşturduk, bir anımıza yazdık… Hikâyeler her yerde. Yeter ki siz görmeye hazır olun. The Triggering Town kitabında Hugo bir kasabaya ilk defa geldiğinde, içinden çıkan hikayeleri paylaşıyor…Uzun bir liste. Ben burada sizinle sadece bir kaçını paylaşmak istedim. Belki sizi de tetikler. Belki tanıdığınız, belki ilk defa geldiğiniz bir mekanın doğurabileceği hikâyeleri görmeye başlarsınız.

Ne zaman içimde şiir yazma arzusunu tetikleyen bir kasaba görsem, aşağıdaki varsayımlardan birine kayıyorum: 

  • Kasabanın adı önemli, başlıkta yer almalı. 
  • Kasabalılar doğma büyüme oralılar, bütün ömürlerini orada geçirdiler. Yabancı olan tek kişi benim 
  • Hayatım boyunca burada yaşadım, uzun yıllar önce ayrılmış olmalıydım yapamadım.
  • Bir çok role bürünsemde görüntüde normal bir kasabalı gibiyim. 
  • Kasabadan dışlanmıştım geri döndüm. Yıllar önce polis bir daha asla dönmem konusunda beni ikaz etmişti ama o kadar zaman geçti ki ya unutmuşlardır ya da beni hatırlamıyorlardır. 
  • İlişkiler bu kasabada yüzeysel. Kasabalıların ne birbirleriyle ne de benimle fazla ilişkileri yok. 
  • Kasabadaki herkes birbiriyle yakın samimi bir ilişkide, ben dahil değilim o çembere ama mutlu bir gözlemciyim.
  • Bir keşiş kasabanın eteklerinde bir odalı bir kulübede yaşıyor. Genelde kızarmış patates yiyor. Saatlerce eski solmuş fotoğraflara bakıyor. Yıllardır kimseyle konuşmamış. Oradan geçen çocuklar onunla alay ediyor. 
  • Her Pazar, saat 4’ü biraz geçince gökyüzü depresif bir gri renk alıyor, hava soğuyor. 
  • Benim nalbur dükkanım var ve işler pek iyi gitmiyor.
  • Bir bar işletiyorum. Işler fena değil.
  • Depoda çalışıyorum. İkinci vardiyadayım. İkinci vardiyada çalışan tek kişi benim. 
  • Kasabanın neşesi benim. İnsanlar beni görünce seviniyorlar çünkü söyleyecek güzel sözlerim, komik espirilerim var. 
  • Kiliseler hep boş
  • Bazı kişiler kiliseye gidiyor ve vaazler çok sıkıcı.
  • Benden başka herkes kiliseye gidiyor ve vaazler çok ilham verici. 
  • Cumartesi geceleri benim dışımda herkes çok eğleniyor. Ben evde oturup radyo dinliyorum. Onlara katılmak istiyorum ama dışlanmış olmak da hoşuma gidiyor. 
  • Bütün güzel kızlar liseden mezun olunca bu kasabadan ayrılır ve bir daha geri dönmezler, dönenenler de zengin döner ve kasabadan ayrılmayanları aşağlar. Bütün çiftlerle ilişkilerim iyidir ama yalnız yaşadığım ve kız arkadaşım olmadığından benim için endişelenirler. 
  • On bir yaşında bir yetimim.

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir