Bizden Biri: Dilek Metinoğlu

GAİA İLE SABAH SOHBETLERİNİYETİNE SAHİP ÇIKMAK

Günaydın Gaia. 

Günaydın kızım. Hoşgeldin.

Bugün ben toparlanıp da gelene kadar senin yüzün ışıl ışıl oldu bile. 

Bugün de böyle karşılıyorum seni. Fark eder mi?

Fark etmez mi? Gün doğmadan kalkıp en az bir saat seninle sohbet etmek istiyordum. Sonra mutfağı toparlamaya, dün yazdıklarımı arkadaşlarıma yollamaya dalınca vakti bu vakit ettim. Erteliyormuşum gibi geliyor böyle olunca, sıkılıyorum. 

Erteleme o zaman.

Yani, aklımda bu olsun ve gözümü açar açmaz oturup başlayayım, değil mi?

Suçluluk hissetmen için söylemiyorum, gerek yok. (Gülerek) Buna çok alışkın olduğunu da biliyorum. Söylemek istediğim şu ki, sabahlar için bir niyetin var, o niyeti başka işlerle takas etme. Mavi ışığın aralığından topla hasadını. Bulaşıklar da, yapılacaklar da toparlanır nasıl olsa. 

Ben bunu hep yapıyorum değil mi? Pratikliğin laneti mi demeli?

Kendine pratik olmayı öğrenmeli…

Değil mi ya? Öğrenmeliyim niyetimi sahiplenmeyi.

Senden başka kim sahiplenebilir ki? Niyetin tohumundur, tohumun sendir; gerçek sen. Sen kendini sahiplenmezsen kim ne yapabilir ki?

“Her şey zamanında” diyorduk ama bir yandan da. Tohumlar da zamanında çatlamaz mı ? Tamam oyalanıyorum, belki de dediğin gibi niyetimi başka işlerle takas ediyorum ama tüm buluşmalarımız da her şey gibi “zamanında” değil mi?

Burada önemli bir detay var ki, genelde “her şey zamanında” dendiğinde yalnızca dışarıda akan, olgunlaşan bir zamandan bahsedildiğini zannediyorsunuz. Oysa, mesela senin örneğinde defterin orada, hep açık yazmaya, ben de hazırım anlatmaya. Zaten sana açılmış olanın kapısını, kendi özelinde “zamanın” geldiğinde açıyorsun bir manada.Yani iki tür vakit var gibi anlıyorum. Biri yaprağın düşme vaktinin gelmesi gibi. Olgunlaşan şartlar dediğin hani. Bir de, sanırım bilinç de girince devreye, o vaktin geldiğini bilip ona göre hareket etme hali. Peki bu süreçleri hızlandırmak ve yavaşlatmak benim elimde mi?Bir ölçüde. Tek kriter sen değilsin tabi ki, bağların, paydaşların da var her halde. Yüzümdeki yara izlerinden örnek vereyim…

Pardon, araya gireceğim ama yara izleri mi?

Aah, evet, durmadan dökülen asfalt yollara yara izlerim diyorum. Neyse, konumuza dönelim. Tek kriter sen değilsin diyordum hız konusunda… O yollarda giden arabaların da bir hız limiti vardır hani; onun gibi. Sen gönüllü oldukça, direnmedikçe, ertelemedikçe, takdir edilen hıza uyumlanırsın. Yine hislerinle dinleyebildiğinde vaktini, hareketlerinle onu yansıtırsın.

Yaprak vaktinde düşer, doğal olan herşey doğal hareket eder de biz niye böyleyiz peki? Yani vaktimize uyum sağlamak için çaba göstermek zorundayız sanki. Bir yaprak kadar doğal, vaktinde olmak daha kolay olmalı sanki. 

Tabi ki öyle. Doğana uyumlandığında öyle. Doğadan kopuş çığlıktır kulaklarda, duyurmaz suyun gövdene yükseldiğini, hayatın döngülerini. Bundandır en doğal, en kolay olana ulaşmak için çaba gereksinimi. Doğanda olduğunda, bir yaprak gibi, toprak gibi, su gibi duyabilirsin döngülerini. Kalbinde bir çağrı belirir bir şeyin vakti zamanı geldiğinde. İşte bu nedenle; dinle. Öncelik ver kalbin derinlerinden yükselene. Tabi ki işlerin, mecburiyetlerin, ilgini, zamanını yönelttiklerin olacaktır. Her birine misafir olacaksın. Sadece dışarıdakine kapılıp, içeridekini öteleme. 

Ama yani, o kadar da çok sebep var ki. Hayat akışı öyle çok şey talep ediyor ki… Bazen de içimdeki dirençler baş gösteriyor, açıkçası onlardan da öteliyorum kalbimden kulağıma yükselenleri. 

Yapamam, hazır değilim, olmaz şimdi dediklerin, vaktini takas ettiklerin emareleridir “niyetine sahip çıkmamanın”. Soruyorsun ya “hızlandırmak, yavaşlatmak” elimde mi? diye. İşte burada ötelersin vaktini. 

Böyle bakınca bir suçluluk hissi baş gösteriyor sen oraya düşme desen de.

Her öteleme halinde “Niyetine sahip çıkmayı” öğrenmeyi sürüyorsundur ki bu da değerli. 

Ah! İşte bu kabulünde de seninle bir olmak istiyorum. “Yapabiliyorsan yap, yapamıyorsan öğreniyorsundur. Gir içine bir bak” diyorsun her seferinde şefkatle. Ve bu şefkat çok kıymetli. “Kendime” veya “niyetime” sahip çıkmayı öğreniyorum. Şefkatle! Söyleyince kocaman bir nefes aldım şimdi. 

O nefes ciğerlerimden geldi… Hissettim kabul ettiğini. 

“Ertelemek” aslında kendini ertelemekmiş. İlk sohbetlerimizde “Dünyayı seversen, değer verirsin, onun ahengiyle hareket edersin. Bedenini sevdiğinde de öyle,” demiştin. Oraya gittim. Kendime değer verirsem, seversem de aynı şey geçerli değil mi? 

Hepsi bir kızım. Kendini sevmek derin bir mevzu, idrak etmek de zaman alır, o yüzden uğrayacağız ara ara buraya da. Şimdilik şunu söyleyeyim, kendim için söylediğim her şey senin için de geçerli…Tıpkı az önce söylediğin sevgi ve değer unsurları gibi. Evet, kendine değer verirsen, seversen, kendi gerçeğine, içindeki tohumun gücüne değer verirsin, onu açmak istersin. İsteklerini dile getirir, izin verir, vaktinde tohumlarındaki çatırtıyı dinlersin. O tohumun ve bir olduğun bütünün ahengiyle hareket edersin. Hissedersin; almanın mı, vermenin mi zamanı. Ne veriyor, ne istiyor senden bütünün doğası? Sağlıkla, dengeyle nefes almak gibidir. Ciğerlerin ciğerlerimle bir olur. Benimle nefes alırsın, ahengime katılırsın. Açılır ve kapanırsın. Alır ve sunarsın. Dileğim budur, hakikat budur; tüm çocuklarım benimle nefes aldığında “hayat” “yaşam” olur. 

Müthiş! Bir yaprak gibi… Su gibi… Dalından düşmeye hazırlanan böğürtlenler gibi. Evlerimize kapanıp yavaşladığımız bu süreci senin doğumun olarak hissetmiştim ve doğumda nefesin önemini hatırlayıp “onunla birlikte nefes almalıyız” demiştim. Şimdi anlıyorum bu cümleyi. Buna niyet ediyorum; seninle nefes alacak kadar doğalımda yaşamaya, duymaya… Ve bu niyetime de sahip çıkmaya. (Göz kırparak)

“Niyet et, bırak” ekolüne uyma emi? (Gülerek göz kırpıyor o da.)

Hahaha, yok tamam. Bu öyle evrene gönderilen değil kalbe gömülenden. Can suyu oldun sözlerinle yeniden. Teşekkür ederim Gaia. Derin bir nefesle yanından ayrılıyorum. Bu nefesi alırken senin ciğerlerinin de genişlediğini biliyorum ve daha da çok şükrediyorum… Aldığım ve verdiğim nefeslerce şükür olsun…

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir