Bizden Biri: Şehime Gül Gözen – Mahkeme

Yavaşça ilerliyordu koridorda ayak seslerine göz yaşları eşlik ediyordu her adımında bir gözyaşı damlıyordu gömleğine 
“Buraya bu iş nasıl geldi ?Ne ara  bu kadar yabancılaştık birbirimize?…” 
Sorular zihnini boş bırakmadan ardı arkasına geliyordu 
Oysa bu yola mutlu olmak için çıkılmamış mıydı?…

Mahkeme salonuna girerken ona cüppesini giymiş avukatı eşlik etti.  Ne tuhaf o da kendisiyle aynı gömleği giymiş ve onun gibi uzun kıvırcık saçlarını açık bırakmıştı. Onun saçları düz, kısa  ve kızıl değil miydi ?…

Salona girdikten sonra  hakime dava dilekçesini uzattı ve davanın numarasını orada bulunma sebeplerini sıralamasını dinledi
Davaya konu olan….
iş bu mevzu….

Ne biçim bir dildi bu? her şey mekanikti. Oysa konuşulan onun hayatıydı! Kendini narkoz altında hareket edemeyen ama kalbini çıkarıp  ameliyat etmekte olan doktorları duyan ameliyathanedeki hasta gibi hissetti. 

Kelimeler anlamsızca havada süzülüyor o elini uzatıp birini yakalamak istiyor ama plastik bir manken gibi hareketsiz donakalmış orada oturuyordu. En son davalının ona karşı açılan  davadan beraatini isteyen son bir cümle duydu 

“Beraat!” İlk öğrendiğinde bu kelimeyi o bir kandil ismiydi ve birden  fırından yeni çıkmış kese kağıdının içindeki kandil simitlerinin kokusu burnuna, çocukluğunda oturduğu zaman ona büyük gelen yemek masasının görüntüsü de gözünün önüne geldi.Üstünde etrafına minik hercai menekşelerin kanaviçe ile işlendiği kolalı beyaz masa örtüsü vardı. Porselen tabaklarda yeni demlenmiş çayın yanında yenmekteydi simitler.

Annesi mutfaktan bağırdı, “ Susamları masaya dökme sakın! o simitler  yağlı örtüden çıkmaz sonra!” Annesinin sesiyle gözü kandil  simidinden dökülen çörek otlarına takıldı telaşla toplamak istedi, toplarken birden eli çay bardağına çarptı. Çay bardağı yavaş çekimde içindeki çayı savurarak örtüye döküldü 

Savruldukça bembeyaz örtünün üzerinde lekeler oluştu.ve bardak yuvarlanarak masadan aşağıya daha da yavaş bir filmin kareleri gibi düşüp taş zeminde parçalandı .

Sesle birlikte annesinin öfkeli sesi geldi mutfaktan “N’aptıın sen n’aaptıın ?”diye bağırıyordu 
Koşup gelmişti işte mutfaktan ellerinde yıkadığı bulaşığın köpükleri … Kaç deterjan gerekirdi aklamak için kendisini? Kaç köpükle beraat ederdi geçmişinden?..
Bir keresinde annesine beraat kandilinin anlamını sormuştu? 

“İnsanların yaşayıp yaşamayacaklarına karar verilen gün”demişti annesi “bir dahaki kandile kadar yaşayıp yaşamayacaklarının kararı o zaman verilir karne gibi   “dedi “günahlarından da affedilmeyi istersin o günde ”

Yaşamın da okul gibi bir karnesi vardı demek!
1 ler ve 0 lar …
Başarının devamını dilerim de yazıyor muydu acaba o karnede? Ya da acaba  daha çok sevmelisiniz önümüzdeki dönemde kendinize karşı daha dürüst olmalısınız gibi  temenniler de var mıydı ? Bunları o yaşta düşünmemişti elbet!….Kandilin , annesinin dediği gibi insana ömür biçilen bir karne olmadığını öğrendiğinde sorgulamaya başlamıştı.

Düşüncelerinin araya girmesiyle gözünün önünden film şeridi gibi akan görüntüler yarıda kesildi mahkeme salonuna geri döndü. 

Karşısındaki sanık koltuğunda oturan kadına baktı. Annesinin yemek masasının üstüne örttüğü örtüye benzeyen bir gömlek vardı üzerinde .Yakası kolalıydı ve hercai bi menekşe işlemişlerdi yakasına ama işte demek o da dikkatsizdi!  Tam göğsünü kapatan düğmelerin hizasında düğme deliğini yanında öylece bir leke duruyordu! Gözleri oraya takıldı leke gitgide büyüyor muydu yoksa ona mı öyle geliyordu bu leke de kırmızıydı yoksa o da mı çay dökmüştü?

Daha da yakından görmek istedi, sanki o lekenin içine girmek ister gibi uzandı… uzandı… uzandııı  o kafasını uzattıkça kadının sol göğsündeki leke kan lekesi gibi büyüyüp gömleğe dağılıyordu! Arkadan patronunun sesini duydu birden,  “henüz o rapor tamamlanmadı mı?” 

Bilgisayar ekranında her gün çektiği üç kart tarot falından kafasını uzaklaştırdı yanakları a lal oldu gelen son kart mahkemeydi onu hayatındaki tüm mahkemelere götürmüştü işte. Düşüncelerini ve kendini toparlamak istedi allak bullak hissediyordu… 

Şimdi dosyalarını alıp toplantıya girmeden önce  çıktısını aldığı yıllık  raporu sunmak için gidip salonu hazırlamalıydı. 

 Ne işi vardı boşanmada yürüdüğü koridorla, girdiği mahkemeyle ? Çocukluğunda yediği kandil simidiyle? Üstünde beyaz keten gömleği vardı kalbinin olduğu yere elini götürüp gayri ihtiyari  yokladı  acaba lekesi gözüküyor muydu? 

Derin bir nefes aldı ofisin içindeki arkası yüksek sandalyelerin oval bir masanın etrafına  sıralanan toplantı salonuna doğru ilerlerken mahkeme kartının üstünde sur borusu üfleyene meleği ve kollarını açıp göğe yükselmeyi bekleyen insanların olduğu kartın gölgesi geçti gözlerinin önünden. Yeniden başlamanın ilhamın kartıydı tarotta mahkeme .  Ne çok şey olmalıydı bir kadın ve ne çok mahkemede yargılıyordu kendini!… Arkası yüksek sandalyeler o anda gözüne sıralanmış mezar taşları gibi gözüktü.  “Nasıl bilirdiniz?” dedi bir ses “Samimi olsun yeter !”dedi diğeri…

4
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
2 Yorumlara gelen cevaplar
3 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
3 Yorum yapanlar
Şehime Gül GözenYaprak KaramanBedia Korkmaz Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Yaprak Karaman
Üye
Noble Member

‘Ne çok şey olmalıydı bir kadın ve ne çok mahkemede yargılıyordu kendini!’ en büyük cezayı da yine kendi kesiyor sanki kadınlar kendilerine. kaleminize sağlık

Şehime Gül Gözen
Üye
Trusted Member

Çok teşekkürler

Bedia Korkmaz
Üye
Trusted Member

Çok sevdim bu yazıyı, dinemek güzeldi, okumak da güzel:)

Şehime Gül Gözen
Üye
Trusted Member

Birlikte yazmak da öyle Beddiacım