Bizden Biri: Yasemin Özşahin – Sekizinci Kıta

Bloglar, İnstagram, YouTube ve tüm dijital dünya muhteşem yaşayan, her şeyi doğru yapan, güzel, sağlıklı, düzgün beslenen dijital insanların dünyasına dönüştü. Hiç kimse gecenin ikisinde, akşamdan kalan yemeği soğuk soğuk kaşıklarken, dağılmış saçları ve delik eşofman altıyla paylaşım yapamayacağından biz daha çok raw food beslenen (ya da tam tersi mükemmel hamurişi yapan), haftada 3 gün spora, 4 gün koşuya giden, ayda bir cilt bakımı yaptıran, yılda 6 kere yurt içi, 3 kere yurt dışı tatile çıkan, iyi bir iş, romantik bir eş ve sakin çocuklara sahip güzel/yakışıklı insanları izliyoruz. Bunu yaparken yağlanmış saçlarımızı şöyle arkaya atıyoruz, akmış makyajımızın rahatsız ettiği gözümüzü ovuyoruz, rengi solmuş pijamamızın üzerinden dizimizi kaşıyoruz, çocuğumuz sümüğünü üzerimize silip kaçtı diye ona söyleniyoruz, eşimiz geldiğinden beri telefondan kafasını kaldırmadı diye içimizden kızarak, ağzımıza bir cips atıyoruz ve beyaz ekrandaki harikalar diyarına geri dalıyoruz. Burası çok güzel bir sığınak. Eşimizle olan sorunlardan kaçmak için, çocuğumuzun verdiği ‘imdat’ sinyallerini duymamak için, ‘ay sonunu nasıl getireceğim’ derdini düşünmemek için, mobing yapan iş arkadaşımızdan, her günü milyon sayfa üçüncü sayfa yazısı yazdıracak memleket hallerinden, kokuşmuşluktan, yalnızlıktan ve içimizde gittikçe büyüyen boşluktan kaçmak için mükemmel zahiri bir yeni dünya. Yeni keşfedilmiş sekizinci kıta. Üstelik yeni bir şey üretmeden de gelen para kaynakları, kolay ulaşımı, sadece olmak istediğin gibi görünebilme imkanlarıyla herkesin ağzının suyunu akıtan, kendi kralları, kraliçeleri, divaları ile herkesin büyük bir pay almaya çalıştığı periler ülkesi gibi. Sihir gibi, ufak dokunuşlarla kendini daha güzel, daha akıllı, daha sakin, daha bilgili, daha becerikli, daha hümanist, daha şefkatli daha, daha, daha, daha olmak istediğin ne varsa dahasını gösterebileceğin bir yer. Her gün ufak dozda aldığın, kendini oyaladığın legal bir uyuşturucu gibi. Kaçtığın ne varsa, seni saklayacak bir yer gibi. Peki kendinden kaçabilir misin? Tüm dünya seni hayranlıkla izlese bile kendine baktığın eleştiren gözlerinden kaçabilir misin? İçindeki boşluk hissi, daha fazla sosyal medya, daha fazla takipçi ve  daha fazla beğeni ile kapanır mı? Yoksa kaçtıkça daha fazla kaçmak mı isteyeceksin? Daha uzun saatler kaçmak, daha uzağa kaçmak, uyuşmuş vaziyette hatta paralize olmuş gibi saatlerce vakit geçirdikçe kendine daha çok kızıp, sonra o kızgınlıktan kaçmak için daha fazla mı gömüleceksin beyaz ekrana? En son ne zaman açık havada dolaşıp, ne zaman güzel bir çiçeği resmini çekmeden izleyip, ne zaman bir konseri kameraya almadan dinleyip, ne zaman bir tatili görüntülemeden geçirdin, soracak mısın kendine? Mükemmel insanların, mükemmel ana/babaların, her şeyi bilen uzmanların, spor hocalarının, aşçıların, doktorların, öğretmenlerin, influencerların dışında, dışarıdaki mükemmel olmayan, kusurlu  ama gerçek insanlara dönüp bakabilecek misin? Filtresiz bir yüze, filtresiz yüzünle bakabilecek misin? Kendi içine dönüp bakabilecek misin? Kaçtığın her ne varsa orada duruyor işte. Başkalarının hayatına bakmaktan daha zor ona bakmak. Başkalarına hayran olmaktan ya da onları ayıplamaktan daha zor oraya bakmak. Başkalarında hayran olduğun ne varsa sende, başkalarında, ayıpladığın ne varsa o da sende. Kaçarsan bulamazsın, kendinden kaçamazsın. Ömür boyu kendini uyuşturamazsın. Dön ve kendine bak. Sahi tıpkı başkalarını beyaz ekrandan ettiğin gibi, kendini gerçek hayatta takip edebilir misin?

Yasemin Özşahin

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
1 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
Tuğçe Yıldırım Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Tuğçe Yıldırım
Üye
Trusted Member

Tokat gibiydi. Bazen soruyorum kendime ya böyle böyle iyileştiriyorsak kendimizi aslında. Yani sosyal medya ile…