Çocuk Cesaretiyle Yazmak

Herkesin bir hikayesi olduğuna ve bu hikayelerin mucizevi bir sihire sahip olduğuna inananırım. Ergenlik sürecimde, gerçek dünyayı oldukça zor kabullenen bir çocuk oldum. Hayattan mucizeler ve sihir beklemek, beni sadece “bekleyen” konumuna getirmişti. Bu arada sürekli yazıyor, iç ritmimi dengelemenin bir yolu olarak yazıyı kullanıyordum. Yetişkinlikle birlikte sorumluluklar artınca, korku duygusu ile daha fazla karşılaşır oldum. Korkunun çözümlenmesi ile kişinin, cesareti bulabileceğini deneyimledim. Tüm bu süreç içinde yazma eylemi, benim için başka bir dünyaya kaçma arzusuydu. Bir süre sonra, kağıt üzerinde yarattığım dünya ile gerçek dünya arasında paralellikler görmeye başladım. Gerçek dünyadaki bir sorunu, kağıt üstünde başka bir dünyaya taşıdığımda, o probleme, çözüm yollarını daha kolay bulmaya başladığımı fark ettim. Karakterlerime attırdığım adımların, daha cesaretli olduğunu da gördüm. Peki neydi gerçek dünyada bizi o cesaretten alıkoyan? Peki bu soruyu tersten soracak olursak? Neydi kağıt üstünde bizi cesaretli kılan? Sonra şunu fark ettim ki; gerçek dünyada, kendimize ket vurmamızı sağlayan korkularımız, kağıt üzerinde, cesarete dönüşebiliyordu. Bu da bir probleme bakışımızı değiştirerek, o problemin çözümünün bize daha kolay gerçekleştirilebilir gelmesini sağlıyordu. Bunu görmeye başladığımda şunu düşündüm: En fazla cesaret, bize nerede gerekiyor? En çok maske taktığımız yer, neresi? Bu noktada, yetişkinliğin hızlı tırmanılması gereken merdivenleri, sanki kontrolümüz dışındaymış gibi gelen devinimi geldi aklıma. Böyle bir dünya içinde, bu kadar yetişkinken, bu kadar eril ve dişilken, bir de buna çocuk cesaretini eklersek; o dünyada bir devrim yapılabileceğine, her şeyin değişebilir, gelişebilir ve mümkün olacağının ayırdına vardım. Yeter ki; ön göremediğimize, bilinmeyene güvenebilelim. Tıpkı bir çocuk gibi. Yetişkinler dünyası, kocaman bir oyun alanı olsaydı nasıl olurdu? Yapmamız gereken tek şey eğlenmek ve anda kalmak olsaydı? Her zaman göstermekle yükümlü hissettiğimiz tarafı değil de; tam iki kaburganızın ortasındaki gerçek potansiyelinizi ortaya koysaydınız. İşte bu potansiyelin yazı yoluyla ortaya çıkabileceğine inanıyorum ve her gün deneyimliyorum. O potansiyel size neyi çağrıştırıyor? Ne kadar somutlaştırıyorsunuz? Gelmesi beklenen bir mucize olmaktan çıkarıp, bir isteğe, bir hedefe ve o potansiyeli görünür kılmaya ne kadar emek harcıyorsunuz?

Yazarak dönüşmek mümkün müdür? Tam da bu nedenle mümkündür. Yazarken hayallerinizi yapılabilir kılarsınız, yazarken içinizdeki cesareti görünür kılabilirsiniz. Yazarken, kendi çocuk ruhunuzun ürkek yanlarını keşfedip onu güçlü ve kararlı bir kahramana dönüştürebilirsiniz. Bu nedenle bir çocuk kitabında dokunduğunuz sadece çocukların dünyası değildir. Siz kendi çocuk dünyanıza ulaşırsınız. O çocuğu yetişkinliğe taşırken, neleri unuttunuz? Büyürken, neleri baskıladınız? Karanlık ve aydınlık yönleriniz birbirine karışmış ve kontrolünüzden çıkmış olabilir mi? Kendi canavarlarınızın farkında olmaya ve onları bir masalın, bir hikayenin içinde görünür kılmaya ne dersiniz? Peki ya kendi içinizdeki olmazları oldurmak için başka bir dünya yaratmaya, o dünyayı görünür kılmaya, bir hikayeyi yazarken kendi gerçeğinizde de dönüşmeye. Bu nedenle bir çocuk kitabı, sadece bir çocuk kitabı değildir. Ve bence çocuk cesaretiyle yazılmış iyi bir çocuk kitabının yetişkinlere de anlatacak çok şeyi vardır.

Ekin Köker

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir