Didem Madak’a Sevgilerimle

Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen,
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla…

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu Tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
Didem Madak – Ah’lar Ağacı

Yabanarmudu diyor internet Ahlat ağacı için. Kendi kendine yetişen ve dikenli bir ağaç. Beyazı ve siyahı vardır. Her yerde, her ülkede yetişirmiş. Filizleri böcek sokmalarına iyi gelirmiş, meyvesi ishali keser, kabızlık yaparmış. Kalbi kuvvetlendirirmiş. Aç karnına yenmezmiş.

Yaban kelimesini seviyorum. Saldırganlık var içinde. Güvenmeyen bir kelime, kuralları bilsede, onlara rağmen büyümüş olmak var. Kendi kendine yetişmek zaten aslında hepimizin yaptığı şey değil mi? Hangimiz çocuğumuzu tam anlamıyla ‘yetiştirdik’ ki. Çocuk iyi çıktıysa, yani kibarsa, akıllıysa, mızmız değil güçlüyse, fazla ah etmiyorsa bizim marifetimiz sanmak nasıl da iyi geliyor. Ama ola ki bunlar çıkmadı o meyveden. Babasının suçudur, onun sülalesinde vardır böyle insanlar zaten. Huydur, karakterdir ama asla bizimle ilgisi yoktur. Ne kadar inanıyoruz inanmak istediklerimize. Kılıflar giydirip öyle dolaştırıyoruz gerçeklerimizi. Oysa çocuk tamamen fiziksel bir çabanın unsuru. Bir sperm bir yumurtayı deliyor, başarıyor ve orada başlıyor gasp. Gasp ediyor annenin bedenini çocuk. İliğine kadar faydalanıyor, ruhunun nefesini çalıyor. Aç, hayatta kalma güdüsü yüksek…kendi kendine yetişiyor çocuklar. Onunla geliyor geçmişimiz, açılıyor eski defterlerimiz. Onun on yaşı bizim on yaşımız oluyor. Anlamlandıramadığımız çocukluğumuzu onda izliyoruz. O bizi kullanarak geldi dünyaya şimdi onu kullanmak hakkımız oluyor. Haksız da değiliz sanki. Ya kalbi? Onu kesin kuvvetlendiriyor. Her koştuğunda o çocuk kalbin hızlanıyor. Dur demekle özgür bırakmak, düşmesine izin vermek arasında gidip geliyorsun, yoruluyorsun. Öyle öyle güçleniyor kalbin, katılaşmadan, genişleyerek, çünkü çocuklar kalbi büyütüyor. Sende yaşarken emdikleri her şeyin kirasını öder gibi geride güçlü, sağlam, kocaman bir yürek bırakıyorlar sana. Sonra gidiyorlar bir gün, kendi yaşamlarına yolculukları başlıyor. Kalbinin geniş odaları boşalıyor, yankılanıyor sesin, çarpıyor duvarlarına. Önce gelir tekrar diye umarak değiştirmiyorsun hiç bir şeyi. Aradan bir kaç yıl geçiyor. Her tatilde eve koşarak gelen çocuğun “bu yaz gelmeyeyim ben,” diyor. “Burada işlerim var” diyor. Daha küçük bir kalbe taşınıyorsun. Duvarları esnek, misafir odaları geniş bir kalp. Çünkü dönüyor bazen çocuklar eve, bir aylığına, bir kaç günlüğüne. Yıllar içinde beraberlerinde kendi parçalarını getiriyorlar, doğup büyüdükleri o yere, sana. Sen pencerelerini açıyorsun kalbinin misafir odalarında, temiz çarşaflar seriyorsun, geçerken uğradıklarını sabaha yola tekrar çıkacaklarını bilerek. 

Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım annem babam eve sağlam dönsünler
Duamı kabul edersen ilk doğan çocuğumu sana vereceğim. 

Yirmi altı yaşında ilk defa hamile kaldım. Herhalde çocukken ettiğim duaları duymuş Tanrı ki ilk üç çocuğumu bana vermeden aldı. Bir çocuk neden pencere önlerinde bekler de annem babam sağlam gelsin ister? Eve geç gelmezler, kaza geçirmemişler, ölen yok etrafta… hep bunu düşündüm. Ne zaman sonra hatırladım Nijerya’da kaybettiğimiz kardeşimi, doğduktan 24 saat sonra giden, hiç görmediğim, bir daha gitmeyeceğim bir ülkede gömdüğümüz o küçük kızı. 

Dördüncü denemede tuttu. İstanbul’da kocaman bir deprem oldu. 2 ay sonra Yusuf doğdu. Yemek yerken boğulacak diye korktum, nefesi tıkandığında öleceğinden korktum. Yalnız kalırsa canı acır diye yıllarca dibinde yaşadım. Gezi oldu, bombalar patladı Istanbul’da. Oğlumu kapıdan uğurladım önce Kadıköy’den vapura, oradan Beşiktaş. Beşiktaş’tan Taksim’e. Bekledim saat 4 olsun diye. O yıllar her gün 4’te aradım. Sesini duydum rahatladım. İlkokul, Orta, Lise hepsi bitti. Valizleri toplandı, biletleri alındı hayata ilk adımını attı. Sonra Covid geldi. Sınırlar kapandı, mesafeler açıldı, o bize gelemez biz ona gidemez olduk. Bu sene 22 yaşına giriyor. Mayıs’ta olacaktı mezuniyeti. Aylar var sarılamadık. Patır patır dökülüyor insanlar. Ölüm kapımızın eşiğine uzanmış, sırası gelenleri içeri alıyor. 

Ve şimdi söyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu Tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

6
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
5 Yorum sayısı
1 Yorumlara gelen cevaplar
6 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
6 Yorum yapanlar
Fatoş AkınArzu SavaşÖykü Tekşenperuze delenYeşim Cimcoz Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Fatoş Akın
Üye
Active Member

Uyku gözlerimden akarken açtım bu yazıyı. Önce uzunluğuna baktım. Yazının ne demek istediğini sonunda aradım.Son cümleleri okudum. Sonra tersten paragrafları sıraladım. Yazının duygusuna bulanıp kapatıyorum bilgisayarı.

Arzu Savaş
Üye
Member

Yazacak çok şey var ama sanırım bana hissettirdiğini anlatacak kelimeyi şu an bulamıyorum. Altı çizilesi o kadar çok satır var ki. Tamda bu işte dediklerim…Tüm kalbimle okudum. Çok çok sevdim.

Öykü Tekşen
Üye
Noble Member

Buraya yazacağım hiçbir şey içimdekileri anlatmak için dengede duramayacak. Ben en iyisi, köklendiğim ayaklarımla durayım ve sana sıkı sıkı, sımsıkı sarılayım Yeşim kadın. Bütün olanların ağırlığından seni korumak için, ağaç olayım… Yüreğini sevdiğim anne kadın!

peruze delen
Üye
Noble Member

Ne hassas bir denge anne oğul ilişkisi ,layıkıyla yaptığı(m)nızdan şüphe olsa da fena iş çıkarmadık diyorum:)

Bedia Korkmaz
Üye
Trusted Member

Ne yazsam eksik kalacak Yeşim hocam, çok derin bir özlem hissettim okurken… Hem şimdiye dair, hem de sevgide buluşulan tüm zamanlara dair…