Dokunma!

4b8a965c9512d8dbec0cb68f686f7127.jpg

Dokunmadan duramam. Konuşurken elim uzanır karşımdakine. Omzuna dokunurum, eline dokunurum, sarılırım. Birisinin acısını omzuna kolumu atarak almak isterim. Yusuf doğduktan sonra Maya Wrap adında bir kumaş parçasına onu sarıp her yere sırtımda, koynumda, kalçamda taşıdım. Yatmadan önce ayaklarına masaj yaptım. Ağladığında, korktuğunda, sevindiğinde sarıldım. Öptüm. 

Dokunmanın bir korku olarak hayatımıza girmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Hala dokunmak yasak. Öpüşmek, sarılmak yasak. Birisinin hüznüne, acısına, ağrısına elimizi uzatıp dokunarak buradayım, diyemiyoruz. Bir dokunuşla karşımızdakinin öfkeli, mutsuz, mutlu, keyifli olup olmadığını algılarmışız. Bu bilgilere de ulaşamıyoruz artık. Günlerdir interneti tarıyorum. Covid-19 ve onun getirdiği bu ‘sosyal mesafe’ kavramıyla kaybettiğimiz dokunma ihtiyacının yerine ne koyabiliriz diye bakıyorum. Sürüyle makale yazılmış. Hepsi dokunmanın önemini, onun yokluğunda yaşadığımız yoksunluğu ayrıntılı anlatmış. Araştırmalar yapılmış. Sonuç, evet dokunmadan yaşamak olumsuz duygularımızı arttırıyor ve bir çok durumda bizi depresyona kadar götürebiliyor. Dokunduğumuzda salgılanan mutluluk hormonlarından oksitosini salgılayamıyoruz. Oksitosin hatta sarılma hormonu olarak da biliniyor. İnsana o sıcakcık duyguyu veren, aşık olduğumuzu hissettiren hormon. Bir de Serotonin, Dopamin ve Endorfinler var. Makale üstüne makale anlatmış yoksunluğu ama belki de önümüzde dokunmadan yaşayacağımız çok uzun bir süre varken, bu yoksunluğu nasıl karşılayacağımız hakkında “olumlu kalın” “güzel şeyler düşünün” “panik yapmayın” gibi tavsiyelerin ötesine gitmemişler. 

Oturdum düşündüm. Bana bu duygulara benzer duyguları yaşatan nedir diye. Benim listemi sizinle paylaşmak istedim: 

  1. Sabah çok erken saatte köpeklerle yürüyüşe çıkıyorum. Kimsenin henüz sokağa pek çıkmadığı saatlerde, arada maskemi indirip havayı soluyabilmek içimde bir coşku duygusu yaratıyor. Köpekleri izlemek, bizim dertlerimizden bi haber hayatlarının eskisi gibi devam ediyor olması fikri umut veriyor bana. Sabah o erken saatlerde güne kendim için iyi bir şeyler yaparak başlamak günün devamında da beni olmulu ve enerjimi yüksek tutuyor çoğu zaman.
  2. Köpeklere sarılıyorum, onlarla oynuyorum. 
  3. Eşime sık sık sarılıyorum. Bir şey izlerken yanına oturuyorum, elini tutuyorum.
  4. Hayatımda ilk defa telaşsız duş alıyorum. 🙂 Yavaş yavaş, suyun sıcaklığını hissederek, düşüncelerimin ve duygularımın yükünü suya akıtarak. İlk defa hayatımda daha çok kremleniyorum. Yavaş hareketlerle şefkatle kendi eline, ayağına, yüzüne, bedenine dokunmak da oksitosin salgılıyormuş meğer. 
  5. Gülmek için, hatta kahkahalarla gülmek için ortamlar yaratıyorum. Komik bir film izlemek bile olabilir bu. 
  6. Şarkı söylüyorum. Her fırsatta dans ediyorum. Müzik dinliyorum. 
  7. Bana en büyük şefkat duygusunu veren iki şeyden biri yoga oldu. Özellikle restoratif yoga. Bedenimi bırakmak, belli duruşlarla duyguların akmasına izin vermek beni güçlendiriyor. Bedeni esnetmek ise zihnimi ve duygularımı da esnek tutuyor. 
  8. Alakasız gelecek belki de ama göbeğinizde bir sıcak su torbası, üstünüzde bir battaniye ile uzanmak inanılmaz bir huzur, şefkat ve mutluluk veriyor. 
  9. Günde 3 kuru kayısı Serotonini arttırırmış, öyle duydum. 🙂 Onu da yiyorum. 
  10. Günlük tutuyorum. Şık yazılar çıkartma çabası olmadan, yaşadığım olayları yazıyorum, o olayların duygularıma yansımasını kendimi anlatıyorum, bazen geçmiş bir olayla ilişkisini yakalıyor onu yazıyorum. Olayları ve duyguları birbirine ilişkilendirerek yazmanın fiziksel etkilerini biliyorum. Bir de her gün umut, coşku, mutluluk gibi olumlu duyguları yaşatacak bir olay yazmayı hedefliyorum. Arayınca mutlaka buluyor insan. Bazen bu yaşadığım bir şey, bazen gözlemlediğim bir şey bazen de bir kitaptan aldığım bir satır olabiliyor. 

Evet bunlar benim “Hayat Eve Sığar” döneminde kendim için yaptığım ufak dokunuşlardan bazıları. Siz ne yapıyorsunuz? Bizimle paylaşsanıza.

2
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
2 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
2 Yorum yapanlar
Ceren ÖzyaşarFatma Altun Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Ceren Özyaşar
Üye
Active Member

Yazıyı e-postama düştüğü gün okumuştum, hala etkisindeyim. Haberleri izledikten sonra dönüp bir daha okuyasım geliyor. Ellerime uzun zamandır krem sürmediğimi fark ettim mesela. Elime değen limonun suyu, zeytinyağı derken şöyle bilinçle kendime dokunmayı unutmuşum. Hatırlamak iyi geldi. Teşekkürler Yeşim hocam.

Fatma Altun
Üye
Member

Daha çok gülümsedim İnsanın yavaşlamaya ihtiyacını öğrenmesi çok hızlı ve sert oluyor nedense. Hayatın hengamesi dediğimiz alışılagelmiş koşuşturma içerisinde bir tek nefes alışlarımızı unutmuyoruz. Gerçi onu da doğru ve yeteri kadar almadığımızı duyar olduk son zamanlarda. Şimdi de covid-19 mereti nefessiz bırakacakmış bizi. Güldük geçtik bir çoğumuz belki. Ben gülemedim. Çünkü bir süre önce ölümle sınanmıştım ve ölüm korkusu öyle basite alınacak bir şeymiş gibi yaşanmadı bende. Hayat etrafımda daha hızlı akmaya başladı. Herkesin kahkahasından hıçkırıklarımı duyamadım sandım. Bir anda görünmez olmuştum. Toz bulutuna dönmüştüm. Hastaneler arası mekik dokurken nefes almaya uğradığım her durakta “vah vah, çok da gençmiş. Ne… Devamını oku »