ELMALI KURABİYE

 

Saatin geçiş hızı gitarın ritimleri ile paraleldi. Her nota biraz daha ona çekiyor her sözcük duygular arasındaki transferi hızlandırıyordu. Eski köhne dedikleri barlardan birinde ışıklar yanmadığı sürece hoş bir ortamdı. Anason kokusunda dünyayı kurtarırken mezelerin giderek dimağlarda çoğalması beyin orgazmı yaşatacak cinstendi. Gürcü bir şarkının bilinmeyen sözlerinde göz göze gelmek için henüz romantizme erkendi. Bir filmde demişti Meltem Cumbul; ‘’ hissetmek için dil bilmeye gerek var mı?’’ diye. Son kadehimi de içtim. Son bakışma ve ellerimi cebime sokup gecenin karanlığına karışmaya hazırdım. Evim uzakta değildi. Terliklerimle bile gider gelirdim istesem. Rakıya yüklenen anlamlar var ya hani işte ona ithafın yine de çizmelerimi çekip eteğimi giydim. Kısacık saçlarımı briyantinle parlatıp, bıçakla yarım yamalak ucunu açtığım göz kalemimi sürme gibi çektim. Bir de ceketimi iliklesem rakıya hürmette kusur etmediğimi belli edecektim. Düşünüyordum da anlamlar bizi bu kadar boğan ve anlama çabası bizi bu kadar karmaşıklaştıran. Arkamdan gelen arabayı fark ettim. Bu kadar bakışmadan sonra evren buluşturmasa bile anason buluşturacaktı bizi. ‘’Selam’’ dedi. ‘’Selam’’ dedim. Eşlik etmek istedi eve kadar ‘’Olur’’ dedim. Nereden bilsin evimin on metre ötede olduğunu geldik bile deyince; ‘’Bu kadar mı?’’ dedi. ‘’Başka geceye kısmet’’ dedim. Arkamı dönüp el salladım. Sırtında gitarı, mahcup bakışı; romantik komedi filmlerinde anca görülecek bir  sahneden kesit. Yastığa başımı koyduğumda gülümsemesi aklımdaydı. İnce dudakları, geniş bir yüzü, yaşanmışlığın artık umursamayı bırakmış hali vardı.

İnsan bir başkasına benziyor diye sevebilir mi bir başkasını? Kokusu o zannedip kanar mı kalbi, kayar mı başkasına? Seni aciz ucube!!! Bu sözler için cehennem azabı çekeceksin…

Kan ter içinde uyandım. Freudyen teorileri çok önemsemezsem aslında ciddi bir sorun olabilirdi bu iş. Bir başka bedene bir başka ruhu koymaya çalışmak Frenkestıen olmak demek değil de neydi?  Balkona çıktım. Sigaranın korunda aydınlanan ufacık anlarda anasonsuz düşüncelerin korkunçluğu ile yüzleştim. Yapamadım. Tanrı üzümü ya da anasonu sadece öylesine yiyelim diye yaratmadı. Bazı insanlara bazı insanların tahammül seviyesini arttırmak için yaratmış olmalıydı.

Ertesi gece özenli hazırlandım. Saçlarımı doğal halinde bıraktım. Anasonla değil de bir de arpa suyuyla denedim loş ışıkların altında insanları okumayı. Tek başıma oturduğum masama her meze ile bir telefon numarası geldi. Kadın olmak ne zor! Her biranın altında da çıkışta bize mi gitsek tarzı notlar. Size gitsek ne olacak ki? Vücut sıvılarımız birbirine geçecek, tenlerimiz sürtünecek, ilkel dürtülerin hormonlar göçü gerçekleşip derin bir uyku ile sabahın ilk ışıklarında ev sahibi olmayan pılını pırtısını toplayıp gidecek. Hazzın olgunlaşması avokadonun olgunlaşmasından bile zordur demişler ya da yazar uydurdu şuan. Bu kadar sıvılaşma için ya çok sarhoş olmak ya da gerçekten yoklukta çaresiz olmak gerekiyordu.  Bu akşam ki şarkıların çoğunu bana bakarak söyledi. Eh bir selamımız vardı artık. Gece ilerliyor masaya salça olanlar çoğalıyordu. Kaş göz edip kovaladığı adamların saysam herhalde mimik ustası olduğunu düşünebilirdiniz. Yine o Gürcü şarkıya geldi sıra. Ben de biliyormuşum gibi mırıldandım. O anda tüm tanrıların diyalektik çekimi gitarın tellerinden bira şişesine fırlamış ve dudaklarımda erosun zehirli oku gibi saplanmıştı. Başım dönüyordu ama çaktırmamam ve nasıl geldiysem evin yolunu öyle tutturmam gerekiyordu. Işıklar yanmaya başladı. Hesabı ödedim. Yavaş hareket ediyordum o ise hızlı. ‘’Biraz oturalım mı?’’ dedi. Bu saatte oturulabilecek yer var mı diye düşündüm. Anlamış gibi; ‘’Parka gidelim’’ dedi. Barın sokağından çıkıp evimin köşesine gelmiştik ki alttaki fırından elmalı kurabiye kokusu geldi. Gecenin o saatinde bir kadını kandırmanın en etkili yolu; elmalı kurabiye ve sıcacık çay.  Kurabiyelerimizi ve çaylarımızı aldık. Havanın serinliği tatlı tatlı vuruyordu yüzüme. Akan göz kalemim ya da konuşurken hafiften Yıldız Tilbe’ye çalan ağzım pek umurumda değildi. Aklım sıcacık elmalı kurabiyelerdeydi. Çok belli etmiş olmalıyım ki son kalanı paylaşalım deyince utandım. Bankta geriye doğru yaslandım. Sigaramı yaktım. Karnım tok sırtım pek, keyfim yerinde. Gecenin tatlığı benimle bense tatlı bir adamla çay içiyorum. Romantik film tadındaki hikayeler kaç bölüm sürüyor biri bu sahneye varoluş sancısı ya da bir ihtiras eklemeli.

Uzun muydu sohbetler kısa mıydı hikayeler; sonra ki gecelerde fırıncının; ‘’Ben de sizi bekliyordum. Bu sefer hafif kızarmışları ayırdım.’’ Demesinden anladım. Beraberken ne konuşacağını bilememek ayrılınca da keşke şunu da anlatsaydım demek kaosun reçellenmiş hali gibi.

İlk öpüşme fasılları pragmatik mevzular olsa da her birleşim özünde ayrılığa bir adım yaklaştırıyor. Çok sevmemek lazım öncekini ya da sevdiğini zamanında bırakmak. Sırf ona benziyor diye usulca da hunharca da sokulmamak lazım… Her eve de bir Güzin Abla ile Haydar Dümen.

Anasonun gölgesinde başlayan her duygu acı biter. Bir aşk kahvaltıdan sonraysa güzeldir. Klişeler köşesinde bu sefer yazarınız vardı. Ne ona benzediği için ne de sırtlan görünümlüler için ışıklar açılmıştı bu defa. Elmalar ekşiye çalmış, çayın tadı acımsıydı. Gezegenler arası geçişler güzeldi. Kalışlar ise pek çok yıkıma yol açıyordu. İncitmeden, kırmadan terliklerimle uzaklaşma zamanı gelmişti. Aldanışların popüler kültür malzemesi olmasına ramak kala ne ben sana merhem olabilirdim ne de sen bana. Hoşça kal elmalı kurabiye.

3
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
1 Yorumlara gelen cevaplar
3 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
3 Yorum yapanlar
şebnem oralhandan tenekeciNecdet Külçe Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
şebnem oral
Üye

konu güzel anlatılmış, ama noktalamalarda sıkıntı var gibi geldi. virgüller yok

Necdet Külçe
Üye
Noble Member

çok beğendim, tebrik ederim.