Güç

Bir çok bilgiye ve öğretiye ulaşıyoruz yaşam boyu. Kimi işimize yarıyor, kimi yanımızdan geçip gidiyor. Çok sonra bağlantı kurup yakaladıklarımız var, bir o kadar hatırlamadıklarımız. Öğrenip kullanmadıklarımız, üstüne hayatımızı oluşturduklarımız. İçe alıp aktardıklarımız, artık bırakmak istediklerimiz, yeni kapılar açanı, kapatanı. Hiç görmeyip bir kenarda görelim diye bekleyenleri var.

Evren ne kadar ise, bilgi de, öğreti de en az o kadar. Her bir toz zerresinin, atomun, yaşam hücresinin ilmî var. İhtiyaç duyduğumuzda ihtiyacımız olan bilgiye ulaşabilmek için pek çok kaynak var elimizde. Kaldı ki bazı öğretilere göre her insan o anda ihtiyaç duyduğu tüm kaynaklara sahip. Bu kaynakları bulma, idrak etme, araştırma, bağlantı kurma, düşünme, analiz etme ve sorgulama kısımlarının yapılmasını sağlayan, bir araya getiren toplayan parçamız, en değerlimiz ise beynimiz.

Ortalama 100 milyarın üstünde sinir hücresine sahip beynimizde her bir sinir hücresinde ortalama 1000 sinaps (sinir bağlantısı) var. Bu toplamda bir yetişkin beyninde 100 trilyon sinaps demek. Sinapslar diğer hücrelere mesaj ileten elçiler. Ne kadar çok elçi giderse o kadar çok genişliyor ve başka elçilerin de çalışmasını sağlıyor.

Dünya nüfusunun yaklaşık 7,5 milyar olduğu tahmin ediliyor Yaşayan sinaps sayısı 7,5 milyar * 100 trilyon. Yer yüzünde yaklaşık 110 milyar insan doğmuş bu zamana kadar.
110 milyar insan * 100 trilyon sinaps; bu kadar fikir, yol ve düşünce demek. Ki bir çok göçüp giden insanın bu hayata bırakmış olduğu sinapslar sayesinde insanlık hayallerinin çok ötesine gidebiliyor.

Bu kadar astronomik sayılar lineer düşünce yapımızın çok üstünde olduğu için gelişmiş bir ağ ve bunlardan oluşan bir şebeke sistemi geliyor gözümüzün önüne. Bu bile hayal gücümüzün fersah fersah üstünde bir boyut olabilir.

Fiziksel ve beyinsel olarak sağlıklı olan her birey tüm sinapslarını kullanabilme potansiyeline sahip. Ancak bu potansiyel zaman içerisinde doğduğu, aile, ülke, yaşadığı çevreye, birlikte olduğu insanlara, yaptığı işe kısaca yaşamakta olduğu dinamiklere göre değişiklik gösteriyor.
İşte yaşadığımız tüm alem bu 1,5 kilogram ağırlığındaki karmaşık ve kaotik yapıdan geçiyor. Hayati fonksiyonlar, duyular, duygular, bilgilerin alınması, işlenmesi, entegrasyonu, yorumlanması, hareketler, duygular, düşünme, akıl yürütme, hissetme, üst düzeydeki bilişsel tüm fonksiyonlar buradan akıyor.

Ne kadar kullanırsan o kadar kullanılır hale gelen, gelişen, büyüyen, beden ve ruh ayrılana kadar evrilen bir yapı. Bitmeyen, kendisinden ve kullanılmaktan beslenen bir kaynak.
Aldığı her bilgiden farklı sinapsler yaratabilme özelliğine sahip. İhtiyaç duyduğu tüm kaynak o an içeride mevcut. Bu nedenle o an bildiğinin en iyisini seçebilme gücü de var. Ancak genelde buna güvenimiz yok.

Daha çoğuna değil, öğrendiklerimizi düşünecek, sorgulayacak, anlamlandıracak, hazmedecek zamana ihtiyacımız var. İçerideki derin anlamlara ulaştığımızı düşündüğümüzde evreka diye çırılçıplak fırlamak yerine tohumun filizlenmesine, büyümesine ve bakımına ihtiyacımız var.

Doğanın tüm bunlara ihtiyacı yok. O büyük bir akışta, oluşta ve idrakta. gerektiğinde beklemede. Zamanı geldiğinde harekete geçmekte. İhtiyacı olduğunu kadarını almak ve kullanmak doğaya ait. O nedenle her biri bir diğerinin döngüsü içinde var. Bilgelik içinde ölüp bilgece yeniden doğuyorlar.

İnsan ise bu akışı ve oluşu, bilgeliği gözlemleyerek bunu yaşamına uyarlayabilecek en büyük kaynağa sahip varlık.

Gördüğünü, bulduğunu, işlediğini nerede kullanacağını, yaşamda hangi alanlara yansıtacağını kendi bütünlüğü içerisinde nasıl bir parça olduğunu, bu parçanın da bir evren olduğunu özümseyebilecek potansiyeli ve referans noktaları var.

Buna rağmen yetinmeyip daha çok biriktirme, öğrenme, donanma süreci içerisinde. İhtiyacımız kadarını değil hep daha çoğunu istiyoruz. Toprağın, metanın, bilginin sadece ihtiyaç halinde geldiğini düşünmeyip daha çoğuna ulaşmaya çalışıyoruz. Savaşır gibi yaşıyoruz. Fütursuzca tüketiyoruz. Yok ediyoruz.

Bunca potansiyel, bağlantı yolu, mesaj elçisi varken kullanmak yerine en kısa yolları tercih edip zafere koştuğumuzu sanıyoruz. Güç sandığımız şeyin tam olarak bu getirilerde olduğunu düşünüyoruz. Oysa asıl güç o sinapsların varlığını bilme ve kullanabilme becerisinde.

Onları kullanırken gelişen düşüncede, akılda, fikirde, yorumlamada.
Bir olayın ilk sahnesinde, ilk tepkisinde değil, arkasını görebilme ve okuma yetisinde. Niyette.
Asıl güç tüm fikirleri alabilmede, içselleştirmede, kabulde, idrakta.
O idraka göre kendini konumlandırmada.
Olanı tevazu ile karşılamakta.
Duruşunu bilmekte, bulduklarını kendi yaşamına, yaptığın işe yansıtmakta. Olgunlaşırken sabır ve sebatta.
Sana uymayandan vazgeçebilme cesaretinde.
Asıl güç başına gelenler ve bahşedilen hayat ile olmayı seçtiğin kişide.
Asıl güç kendi içinde, tam merkezinde, ihtiyaç duyduğun o anda, verdiğin her kararda. Her soru(n)nun cevabınında birlikte geldiğini görmekte.
Güç, yaşadığımız o anda ve görmekte zorlandığımız bilgeliğimizde.
Balzac’ın da dediği gibi güç, sabır ve zamanın birleşiminde…

Seçil Güven – Haziran 2019

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
2 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir

Beynimin içinde dolaşmış yüzeye çıktıkça batan düşüncelerimi cımbızla toplamış maharetle birbirine eklemişsin. Ne güzel bir anlatım, ne muhteşem bakış açısı. Emeğine sağlık. Hikayen bol olsun Seçil.