Hayatınızın Küratörü

Geçenlerde Yazarlar Kulübü üyelerimizden biriyle sohbet ederken, “Hikâyelerimiz gerçekten bizi iyileştiririr mi?” diye sordu. Aranızda buna hemen ‘evet’ diyecek çok kişi olduğuna inanıyorum. Hikâyelerimizi bilinçli yazarsak, onlar bizi iyileştirir. Yazarak kendi hayatımızın, yaşadığımız dönemin şahidi olmak da kendi başına değerlidir. Herkes kendine bir hikâye yazar, hayatını anlatan. Ancak, kendi hikâyemizi yazarken aynı zamanda küratörü de olursak, o hikâyeler sağaltıcı olur.

Hayat sürekli seçimler, kararlar, fırsatlar, uyaranlarla çıkıyor karşımıza. Koşturuyoruz. Artık oturduğumuz koltukta bile hızla koşuyoruz. Zihnimiz oradan oraya atlıyor, haberler, bilgi, duygular akıyor önümüzden. Rotasını belirleyecek vakit bulamadığımız bir hayatın içinde sürükleniyoruz. Hayatınızın rotasını siz belirlemezseniz sizin adınıza birileri belirleyecektir. O yüzden yazıyoruz. Yavaşlamak için, gözlemlemek için, sindirmek, anlamlandırmak için. Daha odaklı, niyetle yürüdüğümüz bir hikaye yaratmak için yazıyoruz. Savrulmadan, hayatı derinine yaşamak için, daha çok şey yaşamak değil, yaşadıklarımızı sindirmek, derinine yaşamak için yazıyoruz.

Yazma arzunuzun altında sadece bir roman yazmak, bir öykü yazmak olmamalı. Elbette bunları gerçekleştirmek isteriz ama odağımız bu olursa daha fazlası, daha iyisi, daha mükemmeli diye bizi kamçılayan o döngüye kapılıp gideriz. Savruluruz. Yaşananlar, anılar kolonya gibidir, zamanla uçup gider; silikleşir sesleri, yüzleri. Yazmak bilinçli bir kayıt tutmaktır. Kazuo Ishiguro on beş yaşında Japonya’ya dair anılarının silikleşmeye başladığını fark ettiğinde onları bir romanda muhafaza etmek istemiş. Romanları bu yüzden yazmalıyız. Aslında sadece roman değil, ne yazarsak yazalım bu yüzden yazmalıyız…bir ürünümüz olması için değil…hayatımızı daha odaklı, daha bilinçli, daha istediğimiz gibi, tadını çıkartarak yaşamak için. Yazmak hayatınızı zenginleştirmek için kendinize bir hediyedir.

Biliyorum bazen kendi yaşadıklarınızı, anılarınızı yazmak istiyorsunuz ama bir yanınız da hep geri duruyor. Olduğu gibi yazmak bazı olumsuz anıları tekrar ziyaret edip, eski yaraları açmak gibi geliyor. Unutmayın ki yaşanan her neyse yaşandı. Onu bir çerçevenin içine almak, onu anlamlandırmak ve başka bir yerden bakmak zamanla mümkün olabilir. O anı yaşandığında siz farklı biriydiniz. Üzerinden geçen zamanla siz de değiştiniz, bakış açınız da değişti. İşte küratörlük burada başlıyor. Olanı alıp çerçeveleyerek başlıyor. Farklı bir sırayla anlatmakla başlıyor. Belki de ilk adımınız deneme yazıları olabilir. Deneme yazıları kendi hayatımızdan topladığımız yaşanmışlıkları kurgu unsurlarıyla, teknikleriyle yeniden anlatmak ve belki de anlamlandırmaktır.

Tavsiyemiz:
Deneme Yazıları Paketi

2
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
2 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
2 Yorum yapanlar
Yaprak KaramanASUMAN AŞKIN Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Yaprak Karaman
Üye
Noble Member

Ekrandan kelimelerin altını çizebilsem ilk cümlem bu olurdu: ….Yavaşlamak için, gözlemlemek için, sindirmek, anlamlandırmak için.

ASUMAN AŞKIN
Üye
Member

Yeşim hocam bir solukta okudum. Ne kadar güzel anlatmışsınız. “daha iyisi, daha mükemmeli diye bizi kamçılayan o döngüye kapılıp gideriz” diyorsunuz. Evet yazacak o kadar güzel anılar var ki. Güzel anıları yazalım ki güzel deneyimleri çekelim kendimize. Farketmişsinizdir olumsuzlardan kaçtım sanırım :)))