İki

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin

kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin
– Atilla İlhan


Geceyarıları evin içinde dolanırdı, yalınayak. Saçlarını düzeltmeden, üzerinde dizinin üstüne gelen gömlekten bozma geceliği, bir şey arar gibi karanlık evin içinde dolanırdı. Ara sıra ürkek adımlarla pencerelere yaklaşır. Son anda vazgeçip geri döner hızla uzaklaşırdı. Sonra salonun en uç köşesine geçer, duvara sırtını dayar pencereye bakardı bir süre. Tekrar bir hamle yapmaya karar verir yine pencereye gelir, yine son anda vazgeçer, bu sefer odanın içinde döne döne yürür, tırnaklarını yerdi.

Tenhadır buraları. O yüzden hiç perde asmamışlardı. Annesi sevmezdi perdeleri. Üzerime üzerime geliyorlar, güneşi kapatıyorlar derdi. Anneannesi bir kaç yıl önce akıl hastanesinde geçirdiği yirmi yılı tamamlamış, dünyadaki işlerini bitirmiş, göçüp gitmişti. Pencerelere gazete kağıtları yapıştıran, sımsıkı köşelere kadar pencereleri örten, kızları sokağa çıkmadan önce yapacakları tüm kötülüklere karşı onları döven, morartan, eve döndüklerinde de moraran kollarına bacaklarına bakıp ‘orospular!’ diye bağıran bir kadındı. Babasız evlerine komuşuların araya girmesiyle gelen adamlar annelerini götürdüğünde baş başa kalan iki kardeş tüm gazeteleri yırtıp, bahçede yakmışlardı. Öyle hikayeleri vardı annesinin. Yıllarca kimse bilmemiş anneannesinin deli olduğunu. 

Ama kızına artık başka başka bakmaya başladı annesi. Anneannenin bakışları yerleşti kızın gözlerine, biliyor, tanıyor. Ne in ne cin, deliriyor…biliyor. 

Kırmızı lambası var artık kızın. Anneannenin lambası. Adamlar gelmeden önce, kızları keşfetmiş. Para yok o zamanlar ampulü boyamışlar kırmızıya. Onu yakınca anneanne sakinleşiyor, ışığa çekilen böcekler gibi önüne geçip bağdaş kurup oturuyor, saatlerce o ışığa bakıyormuş. Buldu annesi lambayı. Arka odanın balkonunda en arkadaki kutuların içinden çekip çıkardı. Salonun girişine yerleştirdi. Geceleri ayak seslerini duyunca kalkıp salona geliyor. Kızını odada görünmez bir çemberin etrafında dolanırken buluyor. Lambaya uzanıp yakıyor. Sanki kan damlası, kocaman bir kan damlası odanın ortasına düşmüş gibi, her yere kırmızı yayılıyor. Kızı duruyor. Yüzüne gülümseme geliyor. İyi bir gülümseme değil. İnsanı rahatlatmıyor. Bağdaş kuruyor anneannesi gibi, oturup sabah olana kadar lambaya bakıyor. Bazen orada yere yığılıp uyuyor. Annesi üstüne battaniye örtüyor. Kendine kahve yapıyor o uyurken, sabah olurken. Ablası öleli yıllar olmuş. Onu düşünüyor. Pencerelerdeki gazete kağıtlarını düşünüyor. Merak ediyor. Bir insanın kaderi belli de ne yapsa ondan kurtulamıyor mu? Kendi kaderi hep bu kırmızı lamba mı? 

Bugün artık kaderine son vermeye kararlı. Günlerdir kafasında çevirip duruyor. Demiryolu geçidinin altındaki, şehrin öbür ucundaki, iki saat uzaktaki o kuytuya gidecekler bugün. Kızına kırmızı elbisesini giydirecek. Saçlarını güzelce tarayacak. Elinden tutacak. Komşulara görünmeden çıkacaklar. İki otobüs, iki minibüs, sonra on beş dakika yürüyecekler. Sen burada bekle ben hemen geliyorum diyecek. Kendi kendine yanan kırmızı bir lamba da aldı ona. Onu da götürecek. Orada açacak. Pilleri kontrol etti. Yedek de aldı. Sonra binecek iki otobüs, iki minibüs, on beş dakika yürüyüp eve gelecek. Bu sefer çay demleyecek. Pencereleri sonuna kadar açacak. Akşam sessiz evde uyuyacak. 


Atilla İlhan’ın şiirinden esinlenerek yazılmıştır.

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
0 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
Müjgan Doran Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Müjgan Doran
Üye
Noble Member

Yeşim Hocam,
Atilla İlhan’ın şiiri ellerinizde yeniden can bulmuş.Çok etkileyici bir öyküye dönüşmüş. Çok etkilendim. Ellerinize sağlık.