KADIN

Annem, sadece kadındı. Kadın gününü, feminizmi bilmez, şartları şurtları kabul etmez, yetmiş yaşında hala koşarak yaşamayı kendisine amel edinmiş bir kadın. Kendi hayatında, rolü anne olan bir kadını hiç tanımadı. Onun hayatındaki kadınlar, bir üvey babaanne, bir anneanne, mesafeli bir kız kardeş, aynı havayı solumak zorunda olduğu amca kızları kadardı. Kendisi kadındı ya, öyle anlatırdı, önce giyinmek gerektiği için dikmeyi öğrendiğini, sonra yemek için dikmeye devam ettiğini, sonra yalnız başına ayakta kalmak için dikmeye devam ettiğini…

Kalabalıklar içinde yalnız olan kadınlardandı benim annem. Üç poplin gömlekten bir kloş etek dikip kızlarını müsamerelere yetiştiren, bakımı zor olduğu için, uzatmamıza izin vermeyip, saçımızı kısacık kestiren, “sigara bokuna alışırsanız kimselerden duymayayım, gelip ilk bana kendiniz söyleyeceksiniz diyen zamansız bir kadındı.

Sonu gelmeyen kavgalarda bağırmasını ya da susmasını bilen, bu hal ve tavırlarıyla kavgada kendini kaybetmeye yakın duran babamın hızına ayar verendi. Başka topraklardan göçmüş bir milletin, ata yan binmeyi reddeden savaşçı torunlarındı. Köye gittiğimizde babam ata binmekten bihaber olduğu için, annemin dayımla ata bindiğini hatırlıyorum. Ablamla paçalarına yapışır ağlardık bizi de yanına alması için. Almazdı. Birkaç saatlik özgürlüğünden ödün vermezdi. O birkaç saat, kaç kere tekrar edecekti ki…

“Gönlü sağlam kadınların kalbi çabuk yorulur” diye ağlamıştı Kısmet Yengem cenazede. “Gülfidanım, Gülfidanım” diye diye… Annem öldüğünde yetmiş iki yaşındaydı. Kızım altı… Ben, biz, hepimiz o gün öğrenmiştik annemin ikinci bir adı olduğunu. Gülfidan… Hem çiçek, hem de köklerini toprağa salan.

 

08 Mart 2021

İstanbul

 

Yazarken dinlediğim :  Love of My Life

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir