Kahkahamı Çaldılar: Yeşim Cimcoz

“Kahkahamı çaldılar.”
Öyle demişti. Soğan doğruyordu mutfakta. İnce ince doğramış, seri, ezberlenmiş hareketlerle, kesmişti.
Kıştı. Akşam başlayan kar, beyaz beyaz düşmüş, yükünü yeşillere bırakmıştı.
Bir kaba koyduğu doğranmış soğanları bana uzatıp
“Şunları kavuruver. Lanet soğan gözümü akıttı,” demiş hızla çıkmıştı mutfaktan. Yağa düşen soğanlar mutfağın sessizliğini; kokuları ruhumu delmiş, ben çevirmeye devam etmiştim. Ocaktan yükselen sıcak, pencere kenarında asılı kalmış, akarken ansızın rüzgara kapılıp durmuş buzlara inat, baharı getirmek ister gibi nefesimi kesmişti. İnsan annesini gömdüğü gün yemek pişirmemeliydi. Ama bazı şeyleri konuşmazdık, konuşamazdık. Kızarmış gözleri, dağılmış yüzü, döndü mutfağa. Konuşmadan kaşığı elimden alıp karıştırmaya başladı. “Sen helvayı hazırlamaya başla,” dedi.

Ufak bir valiz hazırlamıştım giderken. Cenazede insan siyah giyer, hem zaten bir gece kalır dönerim demiştim. Diş fırçamı koymamıştım valize. Hep yedek vardır o evde, hep olmuştu. Diş fırçasını koymadım ama kırmızı kazağımı neden koydum hala bilmiyorum. En alta yaymıştım onu. Siyahları üzerine yerleştirip kapatmış, acelesiz çıkmıştım evden.

Bitmişti işte. Bu da böyle bitmişti. Belki son defa gidiyordum, yıllar önce bir daha geri dönmemek üzere çıktığım o eve. Evren “Gelmemi istemediğinden emin misin?” diye defalarca sorsa da istememiştim. Hatta sorularından sıkılmıştım. O sordukça bağırmak, itmek, deli gibi koşmak ve hepsini aynı anda yapmak istemiştim. “Ölmüş. Ne yapacaksın orada?”
Sarılmıştı bana. “Senin yanında olurum.”
“Köpeklerin sana ihtiyacı var,” demiştim.
Ertesi gün Kar zinciriyle gelmiş, “Kar yağacakmış,” demişti. Tedbirli, düzenli, net Evren.

“Kökleri çürümüş bunların” diyor adam.
Hep gitmek zorunda değilsin, ben adam tutarım o bakar mezara, demiştim ablama. O inatla kabristan diye düzeltmişti her defasında. Sonunda ikna olmuştu. Bir yıldır bakıyor annemin mezarına bu adam. Şimdi üzgün. Onca emek boşuna gitmiş, annemin mezarına ektiğimiz sarmaşıklar cılız çelimsiz iskeletlerini birbirlerine dolamış tutunmaya çabalıyorlar. Rüzgar estikçe titrercesine sallanıyorlar. Yine bir kıştayız. Bir yanı açılan bir yanı eksilmiş gibi duran kocaman bir çam ağacının yanına gömmüştük annemi. Eksilen, açılan her yanıyla tam, sağlam, dik duran bu ağaçtan utanıyorum.
“Yenisini getiririm,” diyorum adama.
“Ablanız..” diyor.
“Ne olmuş?” diyorum.
“Ablanıza gerek yok dedim ama dinlemiyor.” Başını öne eğip konuşuyor ama sesinde keskin rüzgarlar esiyor. Susuyorum. Bazı konulara girmemek gerekiyor.
“Her gün geliyor, her gün suluyor. Olmaz,” diyor.
Susuyorum. Kar inceden yağmaya başlıyor yine. Cılız iskeletler üşüyor. Telefonuma mesaj düşüyor.
Evren: İyi misin canım? Her şey yolunda mı?
Yol durumuna bakıyorum. Şimdi çıksam iki saate evde olurum.
Adama dönüyorum. “Konuşurum ben ablamla” diyorum.
Son defa bakıyorum anneme. Gitti diyor sarmaşıklar. Üzerini örtüyor giderek artan kar. Adam yandaki mezarda çalışmaya başlamış.
“Güle güle annem..” diyorum. Kabristandan çıkıyorum.

Kalbime yıllar önce giren o yumruk yavaş yavaş açılıyor içinde biriken irin parmaklarımın arasından sarı sarı akıyor, taşıyor. O taştıkça göğüsümdeki ağrı hafifliyor. İçimde akmayı bekleyen her şey kendini dışarı atıyor. Canım acıyor, içim yanıyor. Hem yakıp hem de serinletir mi birşey insanı. Yolda güneş açıyor, karlara vuruyor. Eriyorum usul usul. Evrene mesaj atıyorum: İyiyim hayatım. Merak etme. Eve dönüyorum.

Sakarya 5 Element kampı
Yeşim Cimcoz – 2020

Related Articles

Abimin Mesleği

Her sabah olduğu gibi bu sabah da saat yedi itibariyle mutfak masasında, kahvaltı sofrasındayız.  Perdeler sımsıkı kapalı. Eskiden merak ederdim; kim görecek ki bizi dışarıdan,…

Yavaş Yazmanın büyüsü

Dört yıldır bir roman üzerinde çalışıyorum. Kitap Yazma Ayında başladığım bir hikaye. Roman nasıl yazılır anlatmak kolay; bir başkasının yazdığı romanda neresi sarkmış, karakterler gelişmiş…

Anı Kutusu: Yaprak Karaman

Doğduğu şehirdeki kardeşinin yanına gelmesini bekliyor,  -Hilmi sen misin diyor? Anneannem  -Evet, abla benim, geldim diyor kardeşi ve anneannem sonsuzluğa kapatıyor gözlerini.  Ellerinde sedefli ojeleri…

Çığlık atar gibi yazmak

“Böyle…çığlık atar gibi yazmak istiyorum!” Kitaplar okuru dönüştürür. O kesin. Çoğu zaman o dönüşümü fark etmeyiz. Ne güzel bir hikayeydi deriz, üzerinde belki tartışırız ve…

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
1 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
4yaprakliyonca

Kampta okudun.. ben de dinledim. Sesin, okuma tonun hepsi kulağımda. Nedense kendim okuyunca ekranda başka şeylere dikkat edebildiğimi fark ettim. mesela, “cenazede insan siyah giyer”… kaç kere döndüm okudum içimden bi şey kabara kabara.. neden neden neden diye diye.. daha önce hiiiç aklıma gelmeyen bi şeye takılı kaldım burda… belki de arkasından o evde var olduğuna emin olduğun diş fırçası yüzünden… güven o.. güven.. o evde nasıl olsa diş fırçası mutlaka hep vardır… insan bilir ya… bilmiyorum… bu sefer, okumak daha bi etkiledi beni. hep iyiyim demeler, her işi kendi halletmeler… kendi içinde konuştuğun sesleri var bu yazının… yani cümlelerde… Devamını oku »

Araç çubuğuna atla