Kitap İnceleme/Eleştiri/Yorumlama Çalışması Üzerine Düşünceler

Hayatımın belli bir bölümünde beyaz yakalı bir mühendis olarak biçimlenince, ister istemez, kitap eleştirisi, incelemesi, yorumlaması konusunda yöntem araştırmak elzem oldu. Her zamanki gibi tez ve antitez karşılaştırması yoluyla senteze ulaşmaya uygun buldum. Başka yolumuz var mı? Karşıma sürekli çıkan, çok iyi bir yaratıcı fikirle iyi yazmak veya içeriği göz önüne almadan, üslup ve izlekleri düşünerek metnin arkasındaki bilinmezi daha doğrusu merkez düşüncenin bulunabileceğini hissetmemdi.

“Eleştiri nedir, ne işe yarar?” diyerek başlamam gerekliydi.

“Eleştirinin işlevi yapıtın ‘ne anlama geldiğini’ göstermek değil, ‘nasıl bir şey olduğunu’ göstermek olmalıdır.” (1) der Yıldız Ecevit. Bu ifade de bizi modernist edebiyat ve postmodernist edebiyat anlayışını düşünmeye itecektir.

Türk edebiyatına doğal bir süreçle değil de Tanzimat döneminde kültürel değişimle Batı’dan çeviri ve taklitlerle giren geleneksel roman, 1970’lerden sonra yerini modernist ve postmodernist romanlara bırakmıştır. Bu bakımdan Türk edebiyatında modernizm ile postmodernizm aynı zamanda görülmüştür. Türk edebiyatında postmodernizm, modernist özelliklerden 1990’lı yıllardan itibaren arınmaya başlamıştır.

Modernizmi esas alan eserlerin özellikleri:

• Modernist eserlerde toplumdaki değer çatışmaları, bireyin bunalımları, karmaşık ruh hali, yerleşik değerlere isyan, şiire özgü söyleyişlerden de yararlanarak, çağrışımlara açık bir biçimde sembollerle anlatılır.

• Dil ve anlatımda geleneksel tekniklerin dışında arayışlara gidilir.

• Modernizmi esas alan metinlerde alegorik anlatıma önem verilir. • Yazarlar insanı çevreleyen toplumsal dünyayı yalın bir biçimde anlatmaktan kaçınırlar.

• Modernizmi esas alan hikâyelerde olay olmakla birlikte esas olan, olayın birey üzerindeki etkisini anlatmaktır.

• Modernizmi esas alan eserlerde yalnızlık, toplumdan kaçış, geleneksel değerlere başkaldırı gibi konular işlenir.

• Modernizmi esas alan eserlerle bireyin iç dünyasını esas alan eserler arasında insan psikolojisine yaklaşım bakımından yakınlıklar vardır.

• Modernizmi esas alan eserler, varoluşçuluk akımından etkilenmiştir. Varoluşçuluğa göre, dünyadaki diğer varlıklardan farklı olarak önce var olan sonra ne olduğu belirlenen birey kendi özünü arar, kendisi olmaya çabalar, bu bakımdan birey yaşadığı toplumla da çatışma içindedir.

Postmodernist Anlatıların Özellikleri:

• Geleneksel (klasik) romanlardaki klasik olay kurgusuna karşın postmodern romanlarda kurgulanmış bir “olay” yoktur.

• Postmodernist anlatılarda amaç, olay anlatmak değil, olayın yarattığı izlenimleri, duyguları anlatmaktır ki bu da “karamsarlık, yalnızlık, bunalım, gerçek arayışı” gibi duyguların ifadesidir.

• Geleneksel (klasik) romanlardaki dün-bugün-yarın şeklindeki kronolojik/akıp giden zamana karşın postmodern romanlarda kronolojik bir olay veya anlatım olmadığından, zaman da akışkan değil durağandır; postmodern romanlarda yaşanan “an”lar vardır. Yazar, duruma göre zamanda geriye dönüş (yaşanılanı kesintiye uğratıp geçmişe bir parantez açmak) veya zamanda atlama gibi karışık zaman dilimlerini anlatır.

• Postmodern romanlarda, geleneksel romanlarda bulunan neden-sonuç veya başı-sonu sıralaması yoktur.

• Geleneksel romanlardaki ilahı anlatıcı, postmodern eserlerde konumdan konuma geçer. Yani bir eserde ilahi, I. tekil, III. tekil bakış açıları iç içe kullanılır.

Postmodern metnin tek/doğru ve mutlak bir yorumu yoktur, okur sayısı kadar yorumu vardır. Aynı şekilde metin birden fazla sonla bitirilebilir.

Metinler, okurun “yaratıcı” olmasını gerektiren bir okuma gerektirir. Geleneksel romanlardaki yazar-metin-kahraman üçlüsünün yerine postmodern romanlarda “okur” önemlidir.

• Postmodern metinlerde yazar, anlatımın bir kurmaca olduğunu okura hissettirir; genellikle okurla konuşur ve anlatının bir hayal ürünü olduğunu vurgular, metni yazma serüvenini olmadık yerde anlatarak metni nasıl kurguladığını okurla paylaşır. Bu anlatım tekniğine, postmodern metinlerde vazgeçilmez olarak kullanılan “üstkurmaca” denir ki kurgunun serüveni olan postmodern metinlerde amaç, “roman yazmak değil roman kurmak”tır.

• Postmodernist anlayış, “Dünya ne anlamlıdır ne de anlamsız, vardır o kadar.” (Alain Robbe Grillet) sözüyle özetlenebilir. Yazarlar, anlamsız yaşama anlam katılamayacağına inandıklarından eserlerde estetik bütünlüğü kaldırmak için çeşitli türlerde metin parçalarını bir araya getirirler. Örneğin, bir romanda hem şiir hem günlük hem makale hem masal gibi türler kullanılır veya ansiklopedi maddesi, reklam yazısı gibi parçalar alıntılanır. Böylelikle türler iç içe geçer, geleneksel roman estetiğinden uzaklaşılır, yapıt artık roman değil, tanımlanamaz bir “anlatı” veya “metin” olur.

• Kimi zaman kolaj/montaj tekniğinden yararlanılır: Romandan bağımsız, gerçek bir eserden örneğin denemeden alıntı yapılır kimi kez de bir öykü, mektup, masal, anı gibi metin adaları üst üste yığılarak metnin bütünlüğü dıştan bozularak roman kurgusu karmaşıklaştırılır.

• Postmodern romanlarda roman kişileri, başka romanların kahramanlarıyla konuşturulur veya kurgu içinde başka eserlere göndermeler yapılır. Buna “metinlerarasılık” denir.

• Postmodern romanlarda, kimi zaman başka türlerin “üslubu” taklit edilir (pastiş). Örneğin Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm’de destan, halk hikâyesi, masal gibi sözlü edebiyat ürünlerinin üslubunu örneksemiştir. Kimi zaman belli bir metnin “konusu” taklit edilir/örneksenir (parodi). Örneğin Orhan Pamuk, “Benim Adım Kırmızı” romanında daha adından itibaren Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanını örneksemiştir. (2)

Türk Edebiyatında Modern ve Postmodern Yazarlara Örnekler: Modernizm, Türk edebiyatında Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ıyla (1972) görülür. Tutunamayanlar’ın ardından Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli”, Ferit Edgü’nün “Hakkâri’de Bir Mevsim”iyle modernist ilk ürünler 1970’lerde verilmeye başlanır. 1950’lerden günümüze ise Latife Tekin (Sevgili Arsız Ölüm), Nazlı Eray (Ay Falcısı), Bilge Karasu (Gece), Orhan Pamuk (Kara Kitap, Yeni Hayat) eserleriyle modernist edebiyatın öncülüğünü yaparlar. Ayrıca Adalet Ağaoğlu, Peride Celal, Erhan Bener, Ahmet Altan, Selim ileri, Nedim Gürsel, Ayla Kutlu modernist ögelere ağırlık verirler. Hilmi Yavuz’un “Fehmi K’nın Acayip Serüvenleri”, Pınar Kür’ün “Bir Cinayet Romanı”, Hasan Ali Toptaş’ın “Bin Hüzünlü Haz, Gölgesizler”, Metin Kaçan’ın “Ağır Roman, Fındık Sekiz”, ihsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası, Kitabü’l Hiyel adlı romanları ise Türk edebiyatında postmo¬dernist edebiyatın en önemli ürünleridir. Ki, bu gruba Orhan Pamuk da dahil edilecektir: Benim Adım Kırmızı, Veba Geceleri, beyaz Kale.

Postmodern romanlar türlere ayrılır: Üst kurmaca romanlar, bilimkurgu romanları, fantastik romanlar, büyülü gerçekçilik romanları… Postmodernist anlatımda iki tür yaklaşım vardır. Birincisi, “seçkinci/elitist” eğilimdir ki seçkin okur için yazılan metinleri kapsar. ikincisi “Sıradan” okura hitap eden “popülist” eğilimdir. Örneğin, Murathan Mungan’ın “Üç Aynalı Kırk Oda” adlı metni popülist; Hasan Ali Toptaş’ın “Bin Hüzünlü Haz” adlı anlatısı popülizme hiç yer vermeyen seçkinci bir yapıttır.  Eleştiri Hakkında Düşünceler

Postmodern eleştirinin modernist eleştiri anlayışından farkı, postmodernde anlamlandırma ediminin yerini betimleyici bir yaklaşımın almasıdır. Postmodern eleştirmen daha çok metindeki çoğulcu yapıyı çözümlemekle, metinlerarası boyutu ortaya çıkarmakla yetinir. Bunu yaparken ise yaratıcıdır; okuduğu metin, üreteceği yeni sanat ürününü oluşturma yolunda bir malzemedir onun için. Geleneksel eleştiride yaratıcılık, yorum düzlemindeki buluşlarla bütünleşirken, bu yeni eleştiri eğilimindeki yaratıcılık yorumlamanın dışında gerçekleşir. Bir edebiyat ürünü; kadın hakları, Kemalizm, sosyalizm, tasavvuf düşüncesini odağa alabilir ya da muşambadan denizlerin üstünde yüzen maket gemilerden söz edebilir. Bunlar yapıtın sanatsal gücünün belirleyicisi değildir, sanatçının kullandığı malzemedir yalnızca. Yapıtın sanatsal gücünün tek göstergesi ise, onun kurgu/yapı/ biçim boyutunda ortaya çıkar. Evet, önemli olan ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığıdır! Sanatsal değerlendirmelerimizi estetik ölçütler çerçevesinde yapmak zorundayız, toplumsal değil. Edebiyat çevremizdeki en büyük açmazlardan biri, sanatsal görüşlerimiz ile toplumsal görüşlerimizi birbirine karıştırmamızdır. Sapla samanı birbirine karıştırmak demektir bu. Özellikle sanat alanındaki kalıpları kırmamız için, insanları ve düşüncelerini klişeleştirmekten vazgeçmemiz, paranoyayı bırakmamız önkoşuldur. Okur, romanın yoruma açık yapısı içinde, kendi ilgi alanına ve donanımına koşut olarak, metnin içerdiği okumalardan birini ya da birkaçını seçer ve romanda iz sürerek metni yeniden biçimlendirir. Çağın avangardist/deneysel romanlarında okur bir tüketici değil, bir üreticidir. (1)

Roman okuma ve yazmanın verdiği bu zevklerin iki türlü okur tarafından tamamen kaçırıldığını ekleyeyim burada:

1. Bütünüyle “saf’ okurlar: Bunları ellerindeki şey romandır diye ne kadar uyarırsanız uyarın, metni yazarın kendi hayat hikâyesi ya da yaşadığı şeylerin biraz değiştirilmişi olarak görürler.

2. Bütünüyle “düşünceli” okurlar: Onlara ne kadar ellerindeki kitabın sizin en mahrem duygu ve düşüncelerinizle yazıldığını söyleseniz de fayda etmez, bütün metinlerin hesap kitap ile ayarlanmış kurmacalar olduğuna inanırlar. Aman bu insanlardan uzak durun, diye uyarmak isterim sizleri. Çünkü onlar roman okuma zevklerini bilmezler hiç. (3)

Kaynakça:

1. Yıldız Ecevit, “Türk Romanında Postmodern Yaklaşımlar”

2. https://www.edebiyatogretmeni.org/etiket/modernizm-ve-postmodernizm

3. Orhan Pamuk, “Saf ve Düşünceli Romancı”

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
1 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
Melike Pehlivan İşler Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Melike Pehlivan İşler
Üye
Trusted Member

Çok ufuk açıcı Necdet, eklerine sağlık…