Melike ile yazı saatinden… REZALET

-Rezalet… 1 haftadır dişlerimi fırçalamıyorum ben.

– Anlamadım.

-Bunda anlamayacak bir şey yok. 1 haftadır dişlerimi fırçalamıyorum işte.

-Dediğiniz gibi rezalet gerçekten de. Neden bunu kendinize yapıyorsunuz?

-Ben de bilmiyorum. İçimden gelmiyor.

-Böyle şeyler bir gerekliliktir efendim, içten gelmesine gerek yok.

– Burada bir koku mu var? Bunları senle neden konuşuyorum, inan bunu da bilmiyorum, ben zaten kendi rezaletimin farkındayken bir de senin onayına ihtiyacım yok.

-Konuşmayalım efendim o zaman. Odanızı havalandırmak istiyorum. Mümkün mü acaba? Burada gerçekten de çok ağır bir koku var.

-Yataktan da çıkasım yok. Ama burada bir koku mu var?

-Efendim az evvel de ilettiğim üzere kimi şeyler yapasım yok, edesim yokla olmaz. Siz benden daha iyi bilirsiniz. Evet beni yine dinlemiyorsunuz, odanız affedersiniz de böyle sanki içinde bir ölü varmışçasına kokuyor. Yataktan çıkmasanız bile odayı havalandıracağım. Bu bir gereklilik. Ben prensip sahibi bir kimseyim.

-Senin işin bana hizmet etmek oysaki.

-Ben de öyle olduğunu düşünüyorum efendim. Bu nedenle işimi layığıyla yerine getirmeye çalışıyorum.

-Gerçekten iğrenç bir koku bu. Adeta çatlak oluşmuş borudan uzak diyarlardan gelen o doğal olduğu söylenen gazla yavaş yavaş bizi öldürme çabasındaki Rusların aşırı votka sonrası gelen kusmuklarının kokusu gibi, değil mi? Gerildin mi sen?

-Hayır efendim neden gerileyim? Odanız çok özür dilerim ama gerçekten ölü bir domuzu barındırır gibi kokuyor. Neden bunu kendinize yapıyorsunuz?

-Ben de bilmiyorum dedim ya sana, ben de bilmiyorum. Işığa da, temizliğe de, tertibe de, düzene de, insanlara da, hayvanlara da, yaşama da, ölüme de, sana da, bana da inanmıyorum artık. Bilmek, güvenmek, sevmek gibi kavramlardan gitgide uzaklaşıyorum. Senle bunları neden konuşuyorum hala bilmiyorum.

– Konuşacak başka kimseniz yok efendim. Kapıyı çalan yok, siz de dışarı çıkmıyorsunuz.

-Haddini bil, kafamda olup biteni nereden bileceksin? Senin tek derdin bu saçma dünya.

-Benim de kendime göre bir dünyam, prensiplerim, yaşam felsefem var efendim.

-Bana katlanmak da bu kapsamda mı yani?

-Yani bir şekilde para kazanmam lazım. Perdeleri açıyorum efendim, dikkatttt….

-Sebastian hayırrrrrr….

8
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
4 Yorum sayısı
4 Yorumlara gelen cevaplar
5 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
5 Yorum yapanlar
Biricik İskender Maltepenur hayat buranYaprak KaramanTuğçe Yıldırımebruguman güman Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Biricik İskender Maltepe
Üye
Active Member

Nereden başlasam, diyalogların beni içine almasından mı? Bir haftadır dişini fırçalamadığını okuduğum kahramandan dolayı dişlerimin kamaşmasından mı? Ne öylene böyle olmaktan mı? ya da Sebastian’dan mı? Diyalog yazmak kolay değil, denemeye çalışıyorum ama hep monoloğa dönüyor. Ama senin yazın öyle mi, hemen konunun ortasına oturtuyor insanı. Şu anda hiç havalanmamış bir odanın ağır kokusu geldi burnumun ucuna. Perdeleri aç, çabuk pencereyi arala Sebastian.

Yaprak Karaman
Üye
Trusted Member

Her bir cümle gözümde sahne sahne hayat buldu. Çok sevdim. Yataktan çıkmayıp hayata isyan edenle inatla hayata tutunan iki karakter olsa da sanki tek bir kişinin kendi içindeki konuşmaları gibi okudum ben. Çok keyifliydi. 🙂

Tuğçe Yıldırım
Üye
Trusted Member

“Işığa, hayvanlara, ölüme inatla inanmaya devam. Gerisi olmasa da olur.” – bunlar geçti içimden. Teşekkürler paylaşım için

ebruguman güman
Üye
Active Member

Çok lezzetli bir yazı olmuş,okurken oyunlaştırılabilir diye düşündüm.Hayatta tek kalan yardımcısıdır.Aşk,Para,Hayat üzerine bir oyun “diologlar” ne güzel olur.Kalemine sağlık