Melike’nin yazı saatinde kendi kendimize konuk olduk

Selim kimdi? Işık mıydı? Aşık mıydı?
Keşke kimse gelmesin dediğim bir anda çalmıştı kapı.
Aynı benim çaldığım gibi…
Arka arkaya üç kez. Gittim açtım.
Dilimi yuttum.
Tutunamadığım gelmişti. Tutunamamıştım ki gelmişti.
Aklım uçtu. Uçar tabi. İnsan böyle bir durumda napar.
Altıma bile kaçırabilirdim.
Ne diyeceğimi bilemezken;
“Konuşacaklarımız var” deyip kapıyı kapatıp içeri girdi.

-Çay koyuyorum ister misin? Deyip ev kendisininmiş gibi rahat çaydanlığa su koydu, 3 demlik poşeti çayı demliğe koydu.
-Otur otur, korkma delirmedin, iki çift laf da mı edemeyeceğiz dedi.
-Konuşmayacaksan benim anlatacaklarım var, istersen dinle dedi.

Müstehzi güldü,

-Beceremezsin sen can kulağıyla dinlemeyi dedi.
-Ağzın açık kaldı, kapa kapa, yok bişiy dedi.

Oturdum.

Çaydanlıktaki su kaynadığını haber verdi. Oturduğu kanepeden kalktı, çayı demledi. Çaydanlığın azalan suyunu tamamladı. Bunlar hep otomatik hareketlerdi. Kendime görünmez bir aynadan bakıyor gibiydim.

-Evet konumuz kafamızdaki şu karakterler dedi.
-Ben geçinemiyorum artık onlarla, lütfen bi kâğıda dökülsünler ve affedersin de defolup gitsinler. Yer kalmadı. Otobüslerde yazıyor ya, istiap haddi diye, haddi aştık bebeğim. Lütfen taşıma kapasitem doldu.
-Neyse sen konuşma, ben senin yerine de konuşurum. Bak artık salak saçma şeyler de düşünür oldun. Kelimelerin kökenine falan iniyorsun ve ödümü koparıyorsun. Geçen gün neydi öyle tam banyodayken cinleri düşünüp laaaan cin-sellik kelimesi buradan mı diye düşünmenin alemi var mıydı? Yani o gün altımıza edecektik. Neyi nerede düşünmen gerektiğini lütfen öğren artık.

Çay koydu ikimize, sevdiğimiz gibi ne açık ne koyu, tam karar. Bir yudum aldı,

-Ha bir de ima etme ya, kimse anlamıyor senin imalarını, deyip deyip koyduğunla kalıyorsun. İma ne ya, kaçıncı yüzyıldayız. Sonra ahanda beni anlamadıydı da, bilmem ne? Anlaşılmaz konuşma. Hani dilekçelerinde kısa cümleler kurma gayretin var ya, öyle olsun konuşmaların da, hakime anlatır gibi anlat gözünü seveyim.

Bir yudum daha aldı çayından. Ben de çaya davrandım.

-Hah şöyle rahat ol. Bana güven. Kız bana güvenmiycen de kime güvencen aşk olsun. Bak geçen gün yaptıklarından dolayı da takdir ettim doğrusu. İçine içine attın o gün demedin bişiy ama sonra yeri geldi, söyledin, döküldün, iyi geldi di mi ama. Seni bilmem ama bana iyi geldi. Bardak gibi dolmuştum o gün. Çocuk hasta bir yandan, neymiş yönetici yollamışmış, yollmasınmış efendim o saatte. Tövbe tövbe. Oh iyi ki dedin.

Tansiyonum düşmeye başlamıştı.

-Bak ya sanki başkasıymışım gibi bakma bana. Kız tanımıyormuş gibi. Hoppala. Ben gidince böyle küçük dilini yutmuş gibi oturacak mısın burada. Hadi şaşı bak şaşırlar gibisin şimdi, ay aldı beni gülme. Yok yok kız hiç iyi görünmüyorsun, betin benzin attı. Yat biraz yat, uzan.

Sanki kartlar dağıtılmış da sıra bana gelmiş ama benim elimdeki kartlarla vedalaşasım yokmuş gibi sımsıkı ellerimi kenetlemiştim. Çay bardağını elimde öyle bir tutuyordum ki henüz dünya üzerinde bulunmamış olan ama uzaydan ithal ettiğim bir zamkla ellerime bardağı yapıştırmıştım. İçinde çay var mıydı yok muydu bilmiyordum ama dünyadaki tek gerçekliğim oydu adeta. Bu nedenle ona sıkı sıkı tutunuyordum.

Hep aklımda Selim vardı.

“Selimdi,
Işıktı,
Aşıktı,
Anlaşılmayaydı,
Anlatmadandı,
Onunki tercihti,
Tutunmayandı,
Ben tutunamayan”
diyordum.
Sayıklıyordum.

2
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
3 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
2 Yorum yapanlar
Melike Pehlivan İşlerEbru Tecer Uzunalp Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Melike Pehlivan İşler
Üye
Trusted Member

Bardağa tutunduğun anı anlatışın beni mahvetti. O dönüş çok çılgın, çok gerçek, çok iç acıtıcı…

Ebru Tecer Uzunalp
Üye
Active Member

Hiçbir kaygı olmadan iç dünyanı bizimle paylaştığın için mutluluk verdin. Neden burada birlikte olduğumuzu bir daha hatırlattın. Sıkılan, tutunamayan. Sevgiler.