NAR ÇİÇEĞİ

Ojeyi sabaha karşı sürmeye karar verdim. Sokak lambalarının odamın içine dolan sarı ışığında. Tam sönmekle yanmak arasındaki o seher vaktinde. Nar çiçeği ojemi seçtim. Camları açtım. İçeriye ani bir lavanta kokusu doldu. Habersiz gelen sevdiğim gibi kocaman gülümsetti.

Kapımda sessiz bir tıklanma duydum. Burada seher vakti kapımı tıklatacak yakınlıkta kimsem yoktu. Ben, kitaplarım, kalemlerim, defterlerim ve beklemeyi unuttuğum sen bir de ayaklarıma dolanan kediler. Bugünüm vardı ama sonrası için planım yoktu. Planlar beni yoruyordu. Beklentiler planların uzantısı oluyordu. Beklemiyordum.

İki kez tıklandı kapı. Üzerimdekilere aldırmadan, henüz kurumamış ojelerimle kapıya gittim. Açtım. Kocamandı. Sokak lambasının ışığı yüzünü aydınlatmaya yetmiyordu. Belki de karanlık yüzündeydi.

İçeri ittirdi beni. Kabaydı. Kesif bir koku vardı üstünde. Ter ve tütün kokusunun karışımıydı. Kafamda sorular, ağzımda suslar yüzüne kocaman bir soru işareti gibi baktım. Sorularım çoktu ama cevapları yoktu.

‘’Susadım. Su var mı?’’ çıktı ağzından ilk. Mutfağa yöneldim. Arkamdaydı. Nefesi sırtımdaydı.  ‘’Soğuk mu istersin?’’
‘’Hıhı.’’

Dolaptan üzerine her daim limonla kapattığım cam sürahimi çıkardım. Suyun içindeki limon tadını severim. Belki o da severdi diye özendim. Ellerim titrerken bardakların durduğu dolaba uzandım. Bardak elimde mermer tezgaha dayanmış vaziyette kaldım. Korkuyordum. Ondan değil kendimden. Sorularımı soramamaktan. Sımsıkı sarılamamaktan.

Bardağı tezgaha yavaşça bıraktım. Bileğimde her daim duran siyah lastik tokamla ensemden omuzlara inmekte olan saçlarımı tek seferde tepemde topladım. Yüzüne baktım.Bardağını dibine gözlerini sabitleyerek suyu tek nefeste içti. Beklediğim konuşma yoldaydı. Derin bir nefes aldı. İsteksizce, yüzüme bakmadan;

‘’Seninle ilgili nasıl bir duygu iniş çıkışında olduğumu düşündüm.’’ Derken elindeki çakmağı aşağı yukarı gergin bir yüz ifadesiyle çevirdi.

Gözlerine baktım. Gözleri yerde, çakmaktaydı. Çakmak ellerinde. Uzun parmakları arasında parlıyordu. Kirpiklerini sayabileceğim yakınlıkta oturuyordum. Cam sürahideki limon kokusu aramızdaydı. Biz mutfaktaki küçücük masanın duvara dayalı sandalyelerindeydik.Dizleri dizlerime değiyordu. Tam o anda bir durdursak zamanı istedim.

Geriye sarsak. Nerede durdururdum filmi acaba? Hangi cümlelerine sarılırdım en çok? Hayal ettiğinden çok başka olabiliyor her şey. Bir zaman sonra her şey hayal olabiliyor? Ve neden sonra sessizliklerle oluşturulan mesafeler hayallerini boğabiliyor. Benimkiler o gün boğuldu. Seninkileri bilemiyorum.

Dizlerinde hayat yoktu. Az önce son nefesini vermiş bir can kadar ruhsuz ve hareketsiz öylece duruyordu. Hareket eden elindeki gümüş çakmak ve kirpikleriydi. Gözyaşlarını gözaltlarına saklamış gibiydi ya da ben resmi öyle çizmek istiyordum.

Gümüş çakmak ince parmaklarından yere düşünce zıpladım. Ojeyi devirdim. Bembeyaz masanın üstü nar çiçeği doldu. Tühledim. Varlığımı o an fark etti. Sen burada mıydın der gibi baktı. Ağzı kapalı, gözleri açıktı.

Saatin üzerinde birbirini kovalayan akrep ve yelkovan gibi bakıştık kısa bir an. Kimin cümleye başlayacağı kaygısının boğazında açtığı koca bir delik olur ya hani. Ve sen sözcüklerinin o delikten havaya karıştığını görürsün ve hiçbir şey yapamazsın. Tam oradaydım. Havaya bakındım.Ellerimi dudaklarına getirdim. Kupkuruydu. Hatta çatlamıştı koparılmaktan. Sıkılınca dudaklarını yerdi. O dudaklarını ben de tırnak etlerimi. Elleriyle ellerime uzanır gibi oldu. O eller bir anda kayboldu. Ellerim dizlerime düştü. Yüzüm de yere.

İçimde zehir gibi bir boşluk oluştu. Akmıyordu, Çıkmıyordu. O boşluk büyüyor ve beni de içine çekiyordu. Öksürsem rahatlayacakmışım gibi boğazım içime kaçıyordu. Boğazımda sesler bir türlü sözcüklere dönüşemiyordu. Kafamda bir cümleler dönüyordu ama ben bu dili anlamıyordum. Ne diyordu? Konuşan kimdi? Elime dokunmadan elimi dizlerime atan el kimindi?

‘’Ceren’’ dedi ve durdu. Çok duruyordu bu aralar. Bu hal beni çıldırtıyordu. ‘’Ceren, yeter!’’ dedi.

Kafamı kaldırdım. Gözleri bu kez kaçamadı. Sözcüklerim bu kez boğazımdan boşluğa kaçmadı. Sözcüklerim gözlerini tam yüzümde yakaladı. Gözlerine baktım. Çok içine baktım.

‘’Neden?’’ sorusunun çıktığını duydum. Benim sesimden çıkan bir soruydu bu. Soruyu soran ben miydim bilemiyorum ama sorunun sesi bendim. Soru bendim. Cevabı oradaydı.

Soruya cevaplar veren sesleri duyuyordum. Havada asılı kalan kelimeleri görüyordum. Dudaklarını kurutan o baş edilmez gerginliğinin kokusunu alıyordum.

Ben o sırada camın arkasından bakıyordum sana. Kirli bir cam. Dizlerimizin arasına yerleştirilmiş, göremediğimiz bir cam. Camın arkasındaki görüntüler hızlı hızlı akıyordu. Ağzından çıkan cümleler gibi, özensiz, sarhoş sevişmeler gibi. Sanki başka bir zaman daha olmayacakmış gibi. Haksız da değildik. Bazen olmazdı. Bazen biterdi. Beden unutmak isterdi.

Eğildim, çakmağı aldım. Masadan kalkarken çakmağı cebime attım. Mutfakta oje ve limon kokusu birbirine karıştı. Günaydın ile başlayan sabahlarımla sağlıcakla kal arasındaki koku gibi.Elimi yüzüne uzattım. Yüzlerle başlar benim sevişlerim. Yüzlerle de bitmeliydi. Teşekkür ederim dedim.

Mutfak kapısını ardımdan açık bırakıp çıktım.

9
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
5 Yorum sayısı
4 Yorumlara gelen cevaplar
6 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
6 Yorum yapanlar
ASUMAN AŞKINFatma İŞLEKYeşim CimcozNecdet KülçeAysim Goral Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
ASUMAN AŞKIN
Üye
Member

Aysim heyecanla okudum. Kalemine gönlüne sağlık. Belli ki çok önceden bitmiş. Yoksa nar çiçeği ojeli kadın bu kadar kolay veda edemezdi. 🙂

Fatma İŞLEK
Üye
Member

Harika olmuş! Kalemine sağlık.

Yeşim Cimcoz
Yönetici
Noble Member

Çoooook güzel Aysim. Soluk soluğa okudum. Ne güzel ifadeler, nefesleri, kokuları, mutfağı…hepsini yaşadım.

Necdet Külçe
Üye
Noble Member

daha yaz

Gizem Ardıç
Üye
Noble Member

Kalemine sağlık Aysim. Güzel bir öykü, müthiş bir son olmuş 🙂