Neden Yazarlar Yazmak Hakkında Yazarlar

Tanıdığımız, takip ettiğimiz bir çok ünlü yazarın, yazmak ile ilgili düşüncelerini, davranışlarını, ritüellerini ve ortamlarını anlattıkları en az bir kitapları var. 

Korkularından bahsettikleri, huzursuzluklarını ortaya koydukları, kendilerini ortaya koyma biçimlerini gösterdikleri ve kitaplarını yazmayı anlattıkları süreçler bunlar. Romanlarını yazmak onlara neden yeterli gelmiyor da , yazmak ve yazarlık üzerine röportajlar ve üniversitelerde yaratıcı yazarlık dersleri veriyorlar. 

Yazma biçimlerini ve hallerini bir kitap haline getirmeyi neden istiyorlar? Bunun için yüzlerce sayfa yazmaya neden ihtiyaç duyuyor olabilirler?

Yazarken öğrendiklerimden biri de hiç bir yazma konusunun salt okuyucu için başlamadığı ve hiç bir yazarın yazdıklarını kendisine saklamak için yazmadığı. 

Eğer bir ders kitabı yazmıyorsa, hiç bir yazar meselesini çözerken yani yazarken, karşı tarafın ne anlayacağını, nasıl anlayacağını, okuduklarından ne çıkaracağını düşünmüyor. 

“Genç yazarlara ilham olalım” gibi öncelikli amaçları olduğunu da sanmıyorum. Yazmak biraz bencil bir iş çünkü. Aklınıza takılan bir soru var ve o sorunun peşinden gidiyorsunuz. Çoğunlukla da o soru ile yapabileceğiniz en iyi şey de, bildiğiniz tek cevap ta o an için yazmak. 

Kendinizle, başa çıkmak istediklerinizle ve aradıklarınızla o kadar meşgulsünüz ki zihninizde başkalarını düşünecek yer de yok açıkçası. 

Bu düşüncelerin yanında kafanızın içinde dolanıp duran huysuz, aksi, anlama, imlaya takılan mükemmelliyetçilik timsali editörleri sakinleştirmek, onlarla birlikte yazmak ta yeteri kadar zamanınızı alıyor…

Bahsettiğim yazarların bir çoğunun yayınevinin özel isteği ile bu tip kitaplar çıkardığını da sanmıyorum.  Yönlendirmelerle dolu bir yazarlık, hiç bir yazarın isteyeceği bir yük değil gün sonunda. Hele ki bu kadar kitabı çıkmış yazarların buna birebir uyum göstermesi de bana mümkün ve gerçekçi gelmiyor. 

Yayınevi belki böyle bir istekle geliyor olabilir, çevresindekiler, öğrenciler, yazmak isteyenler nasıl yazdığını merak ediyor olabilir, insanlar bununla ilgili bir çok soru sorabilir. 

Tüm bunlar ile birlikte ben o ilk tetiklenmeyi, onları bu kitapların başına oturtan kendi içlerindeki meseleyi merak ediyorum. 

Haruki Murakami’nin Koşmasaydım Yazamazdım, Mesleğim Yazarlık 

Umberto Eco’nun Genç Bir Romancının İtirafları 

George Orwell’in Neden Yazıyorum 

Edgar Allan Poe’nun, Yazının Felsefesi / İyi Yazarlar Neden İyi Yazarlar? 

Ernest Hemingway’in Yazmak Üzerine 

Stephen King’in, Yazma Sanatı 

Stephen Mey’in Yaratıcı Yazarlık 

Ursula K. LE Guin’in Dümeni Yaratıcılığa Kırmak 

Paris Review’un Yazarın Odası I ve II Serisi neden yazıldı?

Aklınıza gelebilecek tüm meşhur yazarların yazarlıklarını anlattıran dürtüyü, hissi, harekete geçiren “o ilk” her neyse nedir? 

Bunu bulmak, kendi yazarlığımı nasıl besleyecek, neyi görmüş, çözmüş ve bir parça rahatlamış ya da çok rahatsız olacağım bilemiyorum şu an.

Tek güvencem içimde uzun süredir dolanıp duran bu soru; Neden Yazarlar Yazmak Hakkında  Yazarlar? 

İlk aklıma gelen; yazarlar, yazmak üzerine yazdıklarında kendilerini yetkin oldukları bir alanında hissediyor olabilirler. Bir çoğu yazmak eylemini gerçekleştirmek konusunda oldukça ustalar. Oysa her yazar, yeni başladığı yazısının veya kitabının tecrübesizi olarak işe koyuluyor. 

Karakterlerin, hikayenin, konunun, mekanın kısaca eserin bütününün ve ortaya çıkışının keşfindeler. Bu keşif esnasında uzmanlaştıkları bir alana tutunmaya ihtiyaç duyuyor olabilirler. 

Dillerinin dinlendirmek istedikleri için olabilir. Yazarın en iyi bildiği şeylerden biri hakim olduğu dili incelikle kullanmaktır. Cümlelerin akışı, dilin netliği, üzerinden geçilen binlerce sözcüğün ritimle ilerlemesi ve kurgunun içinde yer almaları çok  uzun saatler, günler, bazen yıllar sürebilir. Daha kurgusuz ve direk cümlelerle bir şeyleri anlatmak iki roman arasında dinlendirebilir. 

Yazarlar, çoğunlukla yazarken belirsiz, kırılgan ve savunmasız bir alanın içerisinden geçip buna teslim olmak zorundalar. Hiç bir şey kafa karıştırmadan, acı vermeden, açık ve güzel hale gelemez, burada kazanılan içsel motivasyon olmadan da hiç bir şey yazılamaz. Bu içsel motivasyonu yazmanın üstüne yazarak ve konuşarak kazanıyor olabilirler. 

En iyi, en doğal ve tarafsız yazılar, en karanlık alanlardan geçerek çıkıyor. Bu karanlıklarda yürürken bir el feneri gerekebilir. Tünelin sonunda bir ışık olduğunu gösteren, zor ama umut ta var diyen,  zihin açıcı ve motive edici bir el feneri ile yaratımlarına katkı sağlayabilirler. 

Yazarlar, ortaya çıkardıkları eseri yorumlamaktan çoğunlukla kaçınırlar. Bunu okuyucuya bırakırlar. Okuyucunun yorumlarından, kendilerinin bile yazarken keşfetmediklerinin ortaya çıktığını bilirler.  Bu büyüyü bozmak ve buna müdahale etmek istemezler. Düşünmedikleri bir noktayı duymak büyük haz verir. Nasıl yazıldığını anlatmak belki neden yazıldığını anlatmalarını frenler.  

Bu yüzden çoğunlukla bilinçdışılarını da konuşturdukları eserlerinde “Bunu neden yazdım?” sorusunun yönünü değiştirip “Nasıl yazdım?” sorusuna okuyucuyu çekerek güvenle ve nazikçe bizi kendilerinden uzaklaştırıp kitaplarına ve yazılarına yönlendirmekte, okuduklarımızla kendimizi üzerine düşünmemize alan açmakta ustadırlar. 

Her şeyin temelinde tüm yazarlar her zaman bir şekilde yazma hakkında yazar ve konuşurlar. Çünkü sadece bu eylem devam edebilmelerini sağlar. Sürdürülebilirliklerini bununla mümkün kılarlar. Öz kimliklerini bununla desteklerler. 

Umberto Eco’nun Gülün Adı kitabının sonunda, kitap çıktıktan on beş sene sonra eklediği ve çoğunlukla yeni basımlarında gördüğümüz “Gülün Adı” üzerine Umberto Eco’nun Açıklamaları bölümünde söylediği gibi;  

“Yazar, yazdıktan sonra ölmelidir.” Evet ölmelidir ki bir sonrakine yeniden doğabilsin. Ancak dünyaya gelir gelmez kendi hayatını yaşamaya başlayan ve yaratıcısının ellerinin arasından kayıp giderken okuyucudan okuyucuya koşarak özgürleşen ve dönüşen varlıklarla üstüne yazmadan, ortaya çıkışları ile ilgili konuşmadan, bu yaratım sürecini dillendirmeden bununla nasıl başa çıkabilir ki insan ? 

Seçil Güven Mehmetoğlu
Aralık 2019 

Related Articles

Yazmak Nedir?

‘İyi’ bir hikaye okuması kolay, okuru içine hemen alabilen, dikkatini tutabilen bir hikayedir. İyi hikayeler bittiklerinde okurda bir iz bırakırlar. Okura ya bir şey katar ya da onu bir şekilde dönüştürür.…

Anı Yazmak

Yazmak, farkındalıklar çoğaldıkça, omuzlarımızda ki yüklerin hafiflemesini sağlar. Yazarken bir bakarsınız ki gözünüzün önünde bir şimşek patlamış. ‘Evet işte bu,’ dersiniz. Dönüşürsünüz, ferahlarsınız. Ben içinden…

Yavaş Yazmanın büyüsü

Dört yıldır bir roman üzerinde çalışıyorum. Kitap Yazma Ayında başladığım bir hikaye. Roman nasıl yazılır anlatmak kolay; bir başkasının yazdığı romanda neresi sarkmış, karakterler gelişmiş…

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir