Okumak Devrimdir

“İnsan neden okur?” sorusunun cevabı çoktur. Belki de diğer canlılardan insanı ayırabilen en önemli özellik okuyabilme, okuduğunu anlamlandırabilme ve uyarlayabilme yetisidir. Beynimizin yapabildikleri hakkında bilinmeyenler hala bilinenlerden çok daha fazla. Ancak görünen o ki bilinmeyenin ötesine gitmemizi sağlayacak tek araç OKUMAK…

Varlığının sebebini bulmak, kendini anlamlandırmak, konumlandırmak, nerede olduğunu görmek sanırım bu dünyaya bırakabileceğimiz en büyük iz.

Hayattaki tüm önyargılarımıza dikkatlice baktığımızda görebileceğimiz en önemli şey onları hiç sorgulamadığınız, hakkındaki gerçekleri öğrenme çabasına girmeyişimizdir.

Nedenini, nasılını anlamadığımız ve kendimizi içerisine konumlandıramadığımız her şey için kendimize katı bir çerçeve çizdiğimizdendir.

Bilgisini öğrendiğimiz, nedenini anladığımız her şey çerçeveden çıkar ve bir keşif dünyasına dönüşür oysa.

Keşfetmenin insana bir zararı olduğunu hiç görmedim. Aksine kendi çerçevesini daha şeffaf ve daha renkli çizmesini sağlayan en büyük etkendir.

Rönesansı başlatan en büyük nedenlerden birinin, o zamana kadar sınırlı sayıda dini ve adanmışlık kitaplarının yoğun ve tekrarlı okunmasından kaynaklı olduğu söylenir. İnsanlar o dönemlerde bir kitabın ve bu kitabı yorumlayan din adamlarının dayattıkları ile büyük baskılar ve işkenceler altında kaldıklarından değişimi düşünmeye başladılar.

Sıkışmışık ve buhran insanları yeni bir denge ve düzen arayışına itti. Üstüne üstlük tüm bu ızdırabı yaşamadıkları ancak bir gün yaşanacağı söylenen bilinmez bir dünya için çekiyorlardı. Bu kadar katı kuralların olduğu bir dünya, insanın sürekli sorgulama ve keşfetme potansiyeli olan doğasına ters düşmüştü.

Bir süre sonra içinde yaşadıkları dünyayı farkettiklerinde bambaşka bir yaşamın da olduğunu gördüler. Bu dünya daha güzeldi. Ve dahası burada da keşfedilecek çok şey vardı.

Keşfe kitaplardan değil kitaplar sayesinde başladılar.

Bu dönemde Bizans’tan Avrupa’ya açılma fırsatı bulmuş bir çok bilim adamının, Rönesansın beşiği sayılan Kuzey İtalya’ya giderek, Antik Yunan ve Helenistik Çağa ait birçok eseri tercüme etmesi ile aydınlanma başladı. Matbaanın bulunması, kağıdın artması, sanatçıların daha çok alan bulmasını sağladı. Daha çok insanın okuyabilir hale geldi.

17. Yüzyıl, Descartes’in yüzyılı olarak geçer ve açıkça bir bunalım ve çelişkiler yüzyılıdır.

Bu hoşgörüsüzlük çağı aynı zamanda düşünce ve sanat devlerinin de ortaya çıkışlarına neden oldu.

Kitapların yazarlarının ve şairlerinin hapsedilmeden, ön yargısızca alan bulabildikleri ve eserlerini olabildiğince insana aktardıkları en önemli çağ haline geldi.

Bu yüzyılda yazılan Miguel de Cervantes‘in Don Kişot‘u yel değirmenleri ile savaşırken insanlara büyük bir motivasyon kaynağı da oldu.

Dinin yarattığı karanlıktan ve baskıdan kurtulmanın en temel yolunun okumak ve araştırmak yeni kaynaklar bulmak ve bu kaynakları insan denen ve düşünebilen bir varlığın hizmetine sunmak ana amaç haline geldi.

Bilim, astroloji, roman gibi eserlerin ilk tohumları bu yüzyılda atılmaya başlandı.

Okumak sadece burjuvaya ait olmaktan çıkıp diğer sosyal sınıflara da erişmeye başladı.

Antik Mısır’ın muhteşem tarih ve bilim eserleri Arapça’dan başka dillere tercüme edilmeye başlandı.

Tercüme edilen tüm eserler dünyaya yayılmaya başladıkça insanlar okudu. İnsanlar okudukça aydınlanma arttı, değişim gerçekleşti, devrimler yapıldı. İnsan iyiye evrilme eğilimindedir. Bunun  için açabileceği en güzel yolu okuyarak açtı. Okuduklarını uyarladı, yeni alanlar oluşturdu.

Avusturya’da 1703 yılında, Wiennerisches Diarium adıyla kurulan, Dünya üzerinde halen yayınlanmakta olan bilinen ve basılan en eski gazete olan, WD,  ilk sayısında bu yayının amacının dünyada meydana gelen olayların en gerçek ve en öz hallerini bulmak, yayınlamak ve okumaya istekli, araştıran okuyucular için daha çok kaynak bulabilmek olduğunu yazarak yayın hayatına başlamıştır.

Rönesans, devinimini aşağıdaki dört ilke ile sürdürmeye devam etti;

  • Yeryüzü ilginçtir, araştırılmalıdır.
  • İnsanoğlu güçlüdür ve çok şey başarabilir. Özellikle de aklıyla.
  • İnsanın sürekli faal olması onurlu bir iştir, sürekli çalışılmalı, araştırılmalıdır.
  • Ve gerçek olan güzeldir.

Okudukça yeni dünyalar keşfetti insan. Yeni kıtalar buldu, tanıdı, tarihini yazdı, farklı fikirlere ulaştı, denenmemiş yollar denedi, yapamazsın denileni yaptı. Direncini okuyarak geliştirdi. Kritik ve eleştirel düşüncelere kaydı. Okudukça kendi beyninin ve ruhunun sınırlarına çarptı. Kararlarını verirken seçeneklerini arttırdı. Kendi yaşamının süzgeçlerinden geçirdi. Daha çok okudukça kendi iç monoloğunu arttırdı. Kendi gerçekleri ile yüzleşme cesaretini gördü. Özsaygısını farketti.

Konuştuğu dilden farklı diller öğrenme eğilimine girdi. Öğrendiği her dille kendi kelime hazinesine katkı sağladı. Her dilin kıymetli olduğunu anladı. Aynı anda yazma becerisini geliştirdi.

Ortalama 300-400 kelime ile konuşurken, 1500 kelime ile yazabilen Yaşar Kemal gibi dil üstadları çıktı ortaya.

Daha çok kitap basılmaya başlandı. İnsanlar dil öğrenerek kendi dilleri dışında yazılmış kitaplara da ulaşabildi. Nazik ve meraklı okuyucular göz ardı edilmedi. Ulaştırmak için tercümelere ağırlık verildi.

Daha çok okuyan insan, daha gerçek, daha özgün ve daha özgür bir dünya demekti.

İnsan hep dünyanın peşinden aslında kendi anlam arayışından gelişerek koştu.

Gelişim konforu yaratırken rahatlamayı da beraberinde getirdi. 

İnsan, kolay ulaşabildiği her şeyi fütursuzca harcama ve kullanma eğilimine de sahiptir. Unutmak gibi bir hediyesi laneti ile birlikte teslim edilmiştir kendisine.

Kendisinden önceki nesillerin yaşadığı sıkıntı ve sıkışmışlıkları çabuk unuttu.

Günümüzde, yüksek teknoloji çağında artık ulaşamadığımız hiç bir bilgi olmayan bir zamana ilerlerken, araştırma, öğrenme, uyarlama isteğimiz eş zamanlı artmadı. Yerini kolaylığa ve hazırcılığa bıraktı. İnsanın beyni, hazırı aldıkça küçülmeye doğru mu ilerledi yoksa bu gelişimin katkılarını kullanmaya devam mı ediyor bu ayrı bir yazı konusu olur. Kesin bir yargıya varmak çok zor.

Beyin bir donanım sonuçta. Her insan evladında var. Ama akıl bir yazılım, herkeste farklıdır, farklı işler, farklı gelişir, farklı çalışır.

Her sıkışmışlık insanı bir sonraki aşamaya taşıdı. Bu aşamaya nasıl yaklaşacağına akıl ve iradesi karar verdi. Bazen de veremedi.

Basılı kitapların yanında Amazon, kitap sayfasını andıran ve sadece okumak için kullanılan Kindle tabletleri çıkardı. Yetmedi, bilgisayarlarımıza, tabletlerimize, telefonlarımıza da ekledi. Onu takip eden bir çok firma kendi e-kitap okuma tabletlerini piyasaya sürdü. Artık yüzlerce, binlerce kitabı bir kitap büyüklüğünde ve yarım kitap ağırlığında yanımızda taşıyabilir olduk.

İnternetten kitaplara ve bilgiye ulaşmak artık sadece parmaklarımızın hızı kadar.

Arabada giderken, yolda yürürken, yürüyüş yaparken dinleyebileceğimiz sesli kitaplarımız var.

Audible, Storytel, Spotify Podcast’ler peşimizden geliyor.

Hızlı okuma teknikleri keşfedildi. Bunun için eğitimler yapılıyor.

Yeni nesil için çıkarılan kitaplar, hayatı anlatmak için büyük köprüler kurdu.

Okumak için her yol bulundu.

İnsanlar artık ihtiyaç duydukları her bilginin kitabını bulabiliyorlar.

Beynimize çiplerle kitapları adapte etme süreçlerinin de çok ileride olmadığını görmek zor değil.

Her ne kadar bu teknolojinin getirileri ürkütüyor olsa da, insanlığın, okumaya, aydınlığa ulaşma çabasına, sorgulamaya, daha iyisini keşfetmeye olan açlığının hiç bitmediğinin ve bitmeyeceğinin göstergesidir aslında tüm bu ilerlemeler.

“Okuyacak zaman bulamamak” deyiminin tarihin kör karanlık sayfalarında kaybolacağına ve okumanın devrim, insanın kendi içindeki devriminin ancak okuyarak gerçekleşebileceğine inancım sonsuz.

Oprah Winfrey’in dediği gibi; “Okumakla ilgili en çok sevdiğim şey, insanı yukarılara taşıması ve daha yukarılara taşımaya devam etmesi.”

Seçil Güven
Temmuz 2019

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir