Romanda Merkez Düşünce Nedir? Nerede Bulunur? Nasıl Kayar?

Dün yazdığım, apartman yönetimine mektubu ve ekli görseliyle yazımın ana düşüncesini, diğer bir ifade ile, anlatmak istediğimi gölgelediğimi fark ettim. Daha da ileri gideceğim, bu tip anlam kaymaları, kayıpları sadece seçtiğimiz görsellerle sınırlı olmadığına emin oldum. Kullandığımız başka kaynaklar, metinler, eğer iyi montajlanmadıysa, akışkan değilse, bu metin kaymalarına kolaylıkla sebep olacaktır.

Bu da bana Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romanı”ndaki çok ama çok üstünde durduğu merkez düşünceyi yine ve yeniden anımsattı:

“Romanların merkezleri olduğunu bildiğimiz için, onları okurken tıpkı ormanda ilerlerken her yaprağa, her kırık dala bir işaret gibi şüpheyle bakan avcı gibi davranırız. Karşımıza çıkan her yeni kelimenin, eşyanın, kişinin, kahramanın, konuşmanın, tasvirin, ayrıntının, romanın dil ve üslup özelliklerinin ve hikâyesinin kıvrımlarının, bir başka şeyi daha ima ve işaret ettiğini hissederek ilerleriz. Romanın bir merkezi olduğunu bilmek, önemsiz sandığımız ayrıntının önemli olabileceğini, romanın yüzeyindeki şeylerin anlamının başka olabileceğini hissettirir bize. Romanlar suçluluk duygusuna, paranoya ve endişeye açık anlatılardır. Roman okurken hissettiğimiz derinlik duygusu ya da üç boyutlu bir âlemde olduğumuz yanılsaması da bu gizli merkezin varlığından kaynaklanır.” (Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı” Deneme Kitabından, İletişim Yayınları)

İkinci örnek de, Umberto Eco’nun “Yorum ve Aşırı Yorum”daki merkez düşüncenin nasıl kayabileceğini “Gülün Adı” romanı üzerinden ifade edilebilir:

“Romanla ilgili eleştirileri okurken, sorgulamanın sonunda William’ın bir repliğini alıntılayan bir eleştirmene rastlayınca hazla ürperiyordum. “Arınmışlıkla sizi korkutan nedir?” Diye sorar Adso. William da yanıtlar: “Acele.” Bu iki satırı çok seviyordum, hala da seviyorum. Ama sonra bir okuyucu, bunun hemen ardından gelen sayfada, Bernardo Gui’nin, kilerciyi işkenceyle tehdir ederken, şöyle söylediğine dikkatimi çekti:

“Sözde Havariler’in inandıkları gibi adalet aceleye gelmez; Tanrı’nın adaletinin emrindeyse yüzyıllar var.”

Okuyucu, haklı olarak, William’ın korktuğu acele ile, Bernardo’nun yücelttiği “aceleye yer vermeme” arasında ne gibi bir bağ kurmak istediğimi soruyordu bana. Bu soruyu yanıtlayamıyordum. Adso ile William arasındaki replik el yazmasında yoktu. Bu kısa diyaloğu ben kendim eklemiştim: Sözü yeniden Bernardo’ya vermeden önce, uyum sağlamak için araya bir sapma koyma gereksinimi duyuyordum. Az sonra Bernardo’nun aceleden söz ettiğini tümüyle unutmuştum. Bernardo’nun repliği basmakalıp bir ifade kullanır; bir yargıçtan işitmeyi beklediğimiz bir söz; “Herkes adalet karşısında eşittir,” gibi bir cümle. Yazık, William’ın sözünü ettiği acelenin karşısına konduğunda, Bernardo’nun sözünü ettiği acele, tam olarak anlamsal bir etki yaratıyor ve okuyucu onların aynı şeyi mi söylemekte olduklarını yoksa William’ın dile getirdiği aceleden nefretin farklı bir şey mi olduğunu soruyor kendine. Metin ortada ve doğru sonuçlar yaratıyor. Ben istesem de, istemesem de, bir soru ile, iki anlama gelebilen bir kışkırtma ile karşı karşıya bulunuyorum; şimdi kendim de bu karşıtlığı yorumlamakta güçlük çekiyor, ama burada bir anlamın (belki de bir çok anlamın) bulunduğunu anlıyorum.” (Umberto Eco, Yorum ve Aşırı Yorum, S:94-95, Can Yayınları)

Yeşim Hoca’nın da belirttiği gibi:

“Hikâyenin omurgası dediğim şey bu işte merkez ve bence serbest yazılar yazdığımızda, ya da taslaklar da buna giriyor. Bazen merkezi düşünmeden, bilmeden yazıyoruz ki bunda hiç bir sorun yok. Sonradan o yazdıklarımıza baktığımızda, tekrar tekrar okuduğumuzda ise bunların etrafında toplaştığı bir konu, bir hikaye, bir tema olduğunu görmeye başlarız, yani aslında merkezi ararız. Bulunca da nelerin yazıda kalması gerektiğini, nelerin çıkması ve nelerin eklenmesi gerektiğini görmek kolaylaşır.”

Benim açımdan çok ilginç bir deneyim, ders oldu. Çünkü, tipik postmodern kurgu romanı yazmakla sınırlı olmayan, günlük yazdığımız iki satır yazıda bile merkez düşüncemiz nedir, hedefimiz nedir sorusunun peşinde olmamız gerektiği gibi bir mesele ortaya çıktı. Diğer bir deyişle kendime kanıtlamış oldum.

Sonuca ekleme yaparsam, üç ayrı metni birleştirip metinlerarası montajladım yukarıda. Merkez düşüncede kayma yapmamayı başarmış oldum umarım.

Meddah Mono

3
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
3 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
3 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
3 Yorum yapanlar
Yaprak KaramanEbru Tecer UzunalpAysim Goral Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Yaprak Karaman
Üye
Trusted Member

tekrar tekrar okuyup bu yazıyı, yazmaya öyle oturmalı

Ebru Tecer Uzunalp
Üye
Active Member

✌️

Aysim Goral
Üye
Noble Member

Sanırım aklımı uçurdum. Birden fazla kere daha uğramalıyım bu yazıya…