Sabun Köpüğü

Mecburen yapılacak işler dışında her an, kendimi bir kitabın başında bulalı ve sabahın üçüne kadar bitirmek için elimden o kitabı düşürmeyeli kaç yıl oldu? Bunu soruyorum kendime, Reyhan Ezgü’nün ”Başımın Belası Yarim” romanının son satırını okuyup ekranı kapatırken.

Herkesin derin uykulara daldığı, sevdiğine sarılıp uyuduğu, dünyanın iyi bir yer olduğu, aşkın ve iyilerin kazandığı bir dünyanın varlığı inancıyla başımı yastığa koyup kendimi uykuya teslim ediyorum

Ağır şeyler okumayı, yazmayı seviyorum. Yani derine inen, acıtan, hüzünlendiren, sorgulatan yazıları seviyorum. “Gerçek” dediğimiz yaşamın acılarını deşmeyi, onları anlamlandırmayı seçiyorum hep. O yüzden “Başımın Belası Yarim”i bitirdikten sonra sokaklarda gezerken, neden güneş daha bir güzel görünüyor ve elele yürüyen genç aşıklara, birbirinin koluna girmiş yavaş yavaş yürüyen yaşlı çiftlere gülümsüyorum? İçime dolan bu coşku ne?

Yıllar önce üniversiteden mezun olduktan sonra yazar olma hayallerimi şan, şöhret, ödüller ve para süslerken, aşk romanı yazmaya karar vermiştim. Harlequin o zamanlar Amerika’da en çok okunan aşk kitaplarını basıyordu. Harlequin’e hikayenizin iki sayfalık öyküsünü ve bitmiş bir bölüm gönderdiğinizde size kitabı bitirmeniz için 25,000 Dolar avans veriyorlardı. Kitap bittiğinde de kalan 50,000 Doları ödüyorlardı. 75,000 Dolar 1988’de hem de yeni mezun bir ‘yazar’ için iyi paraydı. Aşk romanı yazmak ne kadar zor olabilirdi ki? Şablonla yazıldığını konuşurduk okulda. Dalga geçerdik. Biz edebiyat mezunu oluyorduk. Aşk romanları kolaydı, edebiyat yapman gerekmiyordu. 

Bir sürü Harlequin romanı alıp ders çalışır gibi çalıştım. Şablonları inceledim. Yunanistan’da geçen bir hikayenin Türkiye’ye uyarlanabileceğini düşündüm. Ayrıca ‘etnik’ mekanlar, kültürler ve temalar işleyen aşk romanları daha çok satıyordu. Şablonu çıkarttım, özetimi yazdım ve etnik unsurları nasıl serpiştireceğime karar verdim. Sadece bir bölüm yazmak kalmıştı. O bölümü de bir haftada yazar, Harlequin’e gönderirdim. Zaten ben edebiyat mezunu bir yazardım, Harlequin çok mutlu olurdu benim gibi bir yazarın kadroya girmesine. Hemen kabul ederlerdi. Sonra gelsin şan, şöhret ve para. Bir sonraki Barbara Cartland olacağımı düşünecek kadar genç, saf ve bilgisizdim. O kitabı hiç yazamadım. Yazmadım değil, yazamadım.

Çocuk kitapları ve aşk romanları kolay yazılır. Böyle düşünür bir çok genç yazar. Biri basit bir hikaye ve basit bir dille yazılıyor diğeri ise ‘sabun köpüğü’ olarak algılanır. Edebiyat ise derin ağır duyguları aktarmak, sosyo-politik, tarihsel olaylara vakıf olmayı ve dünyayı değiştirecek ‘önemli’ bir şeyler söylemeyi, daha ağır başlı hikayeler yazmayı gerektiriyordu. Yıllar içinde hem kendim yazmaya çabalarken, hem de atölyelere gelen yazarlarda bu ‘edebiyat’ yapma arzusunun, kaygısının, söylenecek güzel sözleri, anlatılacak, anlatılması gereken güzel hikayeleri nasıl susturduğunu gördüm. O kaygıları taşımadan dökülseydi o hikayeler belki de daha çok coşku ve iyilik olurdu etrafımızda.

“Başımın Belası Yarim”i bitirdiğimin ertesi sabahı Reyhan’ı aradım. Bir yazarı tanıma lüksü güzelmiş. O “sabun köpüğü” lafı geçti yine bir ara sohbetin içinde. Onun için bu yazdıklarını değersizleştiren bir tanım değildi. Hayat zaten zor ve yaşımız ilerledikçe acılar, hüzünler, öfkeler artıyor ve biz git gide güzel duygulardan uzaklaşıyor, onları yaşamaktan korkuyoruz. O ise güzel duygulara bir süre kendini bırakmak istiyordu. 

Sabun köpüğü hemen yok olur. Oysa Mahir ve Asya, onların aşk hikayesi, bir türlü tüm çabalarına rağmen bir araya gelemeyişleri günlerce benimle kalmıştı. Kitabı okurken o heyecan, o temiz duygular derin uykularından kalkmıştı. Tatlı tatlı hayatıma süzülüyorlardı. Canım çiçek almak, pencereleri açmak, havayı solumak istiyor, kendi kendime şarkı söylemek istiyordum. Bu kitapta sabun varsa ancak cümlelerin akışında, rahat okunmasında ve sayfaları hızla kaydırma isteğimde olabilirdi.

Sayfaları kaydırıyordum, çevirmiyordum çünkü “Başımın Belası Yarim” sadece e-kitap olarak çıkmıştı. İşin bu yanı da beni ayrıca heyecanlandırıyordu. Bu bir isyandı sanki, en azından benim için. Kucağımda duran telefon ekranını kaydırarak ilerliyordum. Her gittiğim yere yanımda mecburen götürdüğüm telefonumda taşıdığım kitap, ek bir ağırlık da yaratmıyordu.  Oturduğumda kaldığım yerden okumaya devam edebilyordum. Tek tıkla.  

Edebiyat nedir bilmiyorum. Üniversitede saatlerce dinlediğim hocalarımın anlattıkları, okulda ve sonrasında okuduğum sayısız kitabın ve eleştirilerin içinden öğrendiklerim var. Yıllar içinde gittiğim seminerler, dinlediğim ‘edebi’ yazarların sözlerinden aldıklarım var. Tartışmalarda insanların savundukları var. Oğlum İngiltere’de Edebiyat okuyor. Okuduğu kitapların, yazdığı yazıların, hocalarıyla ve diğer öğrencilerle yaptığı tartışmaların, benimle paylaştığı değişen algısının, şekillenen dünya görüşünün içinden aldıklarım var. Yine de edebiyat nedir bilmiyorum. Ama iyi hikayeler nedir biliyorum. İyi bir hikaye algınızı değiştirir, dünyaya farklı bir yerden bakmanız için yol gösterir ve sizi ya unuttuklarınızla tekrar buluşturur, ya ufkunuzu açar, ya da sizi dönüştürür. İyi hikayeler edebi midir bilmiyorum ama güçlüdür. Bunu biliyorum. 

“Başımın Belası Yarim” bana her şeyin ağırlaştığı bir dönemde geldi. Bir yanım geleceğini kurma yoluna girmiş oğluma uzanırken, diğer yanımın giderek elimden kayıp giden annem’le babama, çocukluğuma uzandığı o 50’li yaşların arafında geldi. Her gün bir savaş haberinin sıradan bir habere dönüştüğü, illa ki tanıdığım birisinin bir kaybına şahit olduğum, insanların birbirlerine yaptıkları kötülükler, korkular üzerine kurulmuş bir film endüstrisinin ürünlerine alıştığımız bir dönemde geldi. Bahar havası estirdi ruhumda, gözlerim ışıldadı. Dinlendim, ısındım, heyecan duydum, iyilik yaşadım ve ruhum önümde duran zorlu günlere karşı biraz güçlendi. Hala aşk kitabı yazmak istiyorum. Hele şimdi daha da çok istiyorum ama anlıyorum ki onu yazabilmek için biraz daha bu duyguları içselleştirmem gerekecek. Yıllar önce yazamayışım da belki bundandı.

Yeşim Cimcoz
Kasım 2019

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir