Sessiz Mektup: Gamze Golalmış

Sevgili Asudem, benim biricik kız torunum. Yavrumun yadigarı, ne zaman bana hadi büyükanne desen,  kızımı görürüm. Onun özlemi içimi kemirir, gözlerimi yaşartır. Şişe dibi gözlüklerim saklar hüznümü. Allah dualarımı kabul etti şükür, kızıma kavuşmama az kaldı. Şimdi bizim soyumuzu, o güçlü kadınların bayrağını sen taşıyacaksın. Şimdi elimi okşuyorsun, senin kalbinden ellerine oradan benim kalbime, ne büyük sevgi akıyor. Sanki bu enerji beni ayağa kaldıracak yürütecek, konuşturacak. Farkındayım hüzünlüsün,  bu hüzün tek benim gidişimle değil, biliyorum. Hayal kırıklıkların var. Yanımda telefonla konuşurken dikkat edecektin. Ben tepki vermem ama duyarım, görürüm, bilge bir yaşlının öngörüsüyle seziyorum her şeyi. Ah ama siz gençler yok mu, biz yaşlıları aptal sanırsınız hep. Olsun zamanın da ben de böyleydim, gençtim, heyecanlıydım, akıllıydım, her şeyin doğrusunu ben bilirdim. Bir şey istediğim gibi olmazsa öyle bir yıkılırdım ki, sanki saat gibi tik tak tik tak, her şey yolunda gidecek sanırdım. Ama güzel olanın, aksilikler olduğunu sonradan keşfettim. Güzel olan, ruhunun bir süre sarsılması, sonra toparlanması, bakmışsın ki daha güçlüsün. Arada bir hüzünlenmek gerek, bir iki kadeh devirmek, yatağa kıyafetlerinle boylu boyunca uzanıp ağlamak gerek, bıraktığın sigaraya tekrar başlamak, toparlanınca paketi çöpe atmak gerek. 

Ne gördün büyükanne diyorsun, şu zamana kadar ne gördüm biliyor musun… insan gördüm kızım. Hayatı güzelleştireni de gördüm, onu darmadağın edeni de. Deli de gördüm, katil de, işini, insanı severek yapan doktor da gördüm, bedenini ve umutlarını teslim edip de seni bir idam sehpasındaymış gibi bekleten doktorları da gördüm. Güler yüzlü esnafa verdiğim parayı helal ederken, bana yırtık para üstü veren deli taksi şoförüne de hakkımı haram ettim. Aşık da oldum. Ne de güzeldir ilk anlar ama o da her şey gibi sadeleşir, sonrasında her sabah düzenli içtiğin kahve gibi bir tada dönüşür, ya da yiter gider. Bazen öyle yoruldum ki insanlardan kaçtım, bir başıma bir kır evinde yaşamayı hayal ettim. Ama olmuyor güzel kızım. İnsansız da olmuyor, ta ki yaşamın son günlerine kadar. İşte bu son anlar her şeyle bağını kopardığın, sadece kendinle bütünleştiğin özel zamanlar. Sadece kendin oluyorsun, saf katışıksız. Ben şimdi o safhaya girmek üzereyim, hayatla bağım bir tek sen varsın, ama çok yakında gözlerimi kapatacağım ve senin için o güzel anılardan biri olarak kalacağım. 

Yaşarken bir çizgin olsun kızım. Ne olursa olsun o çizgiden çıkma, eminim ki seni takdir eden, sana saygı duyan insanlar olacaktır çevrende, aldanma! Takdirin altında kıskançlık yatıp yatmadığını bilemezsin, anladığında da iş işten geçmiş, başkalarının hasetliğine ve çocukluk travmalarına maruz kalıp incinmişsindir. İlginçdir, insanoğlu yaşadığı acıyı başkasına da çektirmek istiyor farkında olarak ya da olmadan. 

Sonra her şey yoluna girer zamanla unutma. Yeni bir işin olur, yeni bir aşkın, yeni seçimlerin, değişik zevklerin hep olacaktır, hepsine şans ver ve sakın, olayları anlık değerlendirme. Herşeyin bir devamı vardır, önündeki günlere sürer gider, her şey bir tek ölüler için biter.

Gözlerim kapanıyor, yorgunum, sana gülmek istiyorum ama yapamıyorum, nasıldı unuttum. Yatak yaralarım canımı acıtıyor…. Ama isterim ki sen neşeli ol yanımda. Hayatın güzelliklerini bana hatırlat, en çok da annen gibi gülümse bana. Biraz hüzünlü olsa da umut dolu. Bir kanser olduğunu, bir de sana hamile olduğunu öğrendiğinde böyle bakmıştı bana. Birbirimize sessizce bakmıştık, her iki anda da. Ne karar vereceğini çok iyi biliyordum, yerinde olsam aynısını yapardım… “sen varsın”, dedi. “Onun içinde ben”. Bir damla ilaç almadı. Tek duam seni bir kere olsun kucağında tutabilmesiydi, ama öyle güçsüzdü ki seni görünce sadece gülümsemekle yetindi. Hem gözümüzdeki yaşlara hem de gülümsememize engel olamıyorduk. Uyku zamanı geldiğinde minik parmaklarını okşadı bir bir: “Anne”, dedi, “parmakları çok güzel olacak bak, belki bir piyanist belki bir cerrah belki de hamarat bir ev kadını, ne olursa olsun, senin yanında çok iyi olacak…” güler vaziyette gözlerini kapattı, ağrısı dinmiş, görevini tamamlamış bir şekilde gitti. Şimdi sıra bende. Görevimi yaptım, seni büyüttüm sevgiyle, en son tarçınlı kurabiyeyi öğretim sana, annen gibi sen de çok seviyorsun onu. Ama dikkat! Hamuru eline biraz yapışacak. Her yiyişinde beni hatırlaman dileği ile…

 

Related Articles

Tutamıyorum Zamanı

Birden ortaya çıktı: Tutamıyorum Zamanı dedi birisi. Hepimiz yazdık. Üyelerimizden bu yazılar, eskilerden, ilk üyelerimiz, Kabilemizden. Bugün ‘tutamıyorum zamanı’ ile bizi tetikleyen Meltem Ersoy’un yazısını…

Klima Sesi

Klima uğultusunu farketmez oluyorsun bir süre sonra. Damarında akan kan gibi oluyor. Senin bir parçan. Gece gündüz demeden çalışıyor. Çalışmazsa küf mantarı kaplıyor her yeri.…

Sevgili Ben,

Yıllardır Yazı Evinde her Aralık mektup yazarız. Bu mektuplar bir sene sonraki kendimizden bugünki bize yazılır. Önümüzdeki bir yılın nasıl geçeceğini bize biz anlatırız o…

Abimin Mesleği

Her sabah olduğu gibi bu sabah da saat yedi itibariyle mutfak masasında, kahvaltı sofrasındayız.  Perdeler sımsıkı kapalı. Eskiden merak ederdim; kim görecek ki bizi dışarıdan,…

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir
Araç çubuğuna atla