Sevgili Ben,

Yıllardır Yazı Evinde her Aralık mektup yazarız. Bu mektuplar bir sene sonraki kendimizden bugünki bize yazılır. Önümüzdeki bir yılın nasıl geçeceğini bize biz anlatırız o mektuplarda. Daha sonra o mektupları biz Yazı Evi olarak alır, bir sene sonra yine Aralık ayında sizlere postayla göndeririz. Bu sene Sanal Yazı Evinde mektubumu buraya bırakıyorum. Sizlerin de mektuplarınızı eklemenizi diliyorum. Bu sene farklı bir mektubum var. Olmasını dilediğim nesneleri, olayları istemiyorum. Nasıl yaşamak istediğimi biliyorum artık ve 2020’de bunları unutmamak için 2020 Aralık’taki ben 2019 Aralık’taki bana bu mektupla yıl boyu hatırlatacak. Her unuttuğumda gelip buradan okuyacağım ve hatırlayacağım. Benim mektubum size, sizinki bana ve hepimizin mektuplarının birbirimize ilham vermesini dileyerek sizi de mektubunuzu yazmaya davet ediyorum. Haydi 2019 bitmeden yazın buraya bırakın 🙂

Yeşim

Sevgili ben,

Şu anda ne yapıyorsan bırak. Arkana yaslan, derin bir nefes al, bir tane daha, bir tane daha. Hayat nefestir. Güzel bir müzik koy. Gözlerini kapat ve sadece dinle. Kendine zaman ayırmanın önemini hatırla. Hayatın sonsuz olmadığını hatırla. Zamanın bedava olmadığını, çarçur edilmeyecek kadar değerli olduğunu, harcandığında iadesi olmadığını hatırla. Şu ana kadar nasıl harcadığına bakıp boşa harcadıklarına bakarak zamanı harcama. Bundan sonra nasıl harcayacağına karar ver.

Kalk, kocana sarıl, onu sevdiğini bir daha söyle. Oğlunu ara, onu ne kadar sevdiğini, onunla ne kadar gurur duyduğunu bir daha söyle. Sevdiklerine mektup yaz, hayatındaki önemlerini anlat, iyi ki benim hayatımdasınız de. Sana kattıklarını anlat.

Bir kitap al eline, en sevdiğin koltukta kıvrıl, bugün yapılacak işleri düşünmeden kitabı oku, ara sıra dışarıda yağan kara bak. Sessiz düşen taneleri takip et. Yaşadığına şükret. Artık yanında olmayanlara, her neredeyseler, gülümse.

Kocaman bir noel ağacı kur. Süslemek bir haftanı alsın. Yavaş yavaş, seçerek yerleştir her süsü. Astığın her süs bir dua olsun, bazen gidenlere, bazen yanındakilere, bazen de gelecektekilere.

Dünyanın karmaşasının senin gibi geçici olduğunu hatırla. O karmaşanın içinde sana ait alanı hep koru. Umutsuzluğa kapıldığında Viktor Frankl oku. Ondan güç al.

İnsanların yazdıklarını oku. Dünyaya dokunduğun yerin orası olduğunu unutma. Daha fazlasına da gerek olmadığını hatırla. Herkesin bu yaşamda karşıladığı bir şey olduğunu, senin de bunu seçtiğini, belki seçildiğini unutma. Yazılanların içindeki pırlantaları keşfetmeyi hiç bırakma. Gizli kalmış, fark edilmemiş hayatların yazıya döküldüğünde yaşama katabileceklerini biliyorsun, hiç okumaktan, destek olmaktan, insanların hikayelerine alan açmaktan vazgeçme. Bunu yaparken kendi hikayelerine de alan aç. Git şimdi yaz. O hep anlatmak istediğin hikayeye izin ver, dışarıda kar yağarken, zaman bir nehir gibi akıp giderken, hikayen o nehire attığın bir damla olsun.

Bazen insanların iyileşmeyeceğini, kendi cevherlerini göremeyeceklerini, görseler de istemeyeceklerini unutma. Senin birisinde değer görmen, cevher görmen, izin verse neler yapabileceğini görmen onların da bunu görecekleri anlamına gelmez. Unutma. Zorla ama nerede duracağını da bil. Kimse kendinden başka kimseyi kurtaramaz. Ama herkes birbirine kapı açar, açık tutar. O kapıdan geçip geçmemek kişinin kendi kararıdır.

Nerede olduğunun, olduğun yerin ‘tam’ istediğin gibi olup olmadığının, her şeyin senin istediğin gibi gidip gitmediğinin önemi olmadığını hatırla. Bunlarla kafanı bulandırma. Mekanlar, eşyalar, istekler, doğrular, yanlışlar, şu an hissettiğin iyi kötü tüm duygular, onaylar, onaylamamalar, takdirler, eleştiriler…hepsi gelip geçici. Sen de gelip geçicisin unutma. Bu kadar önemseme bunları ve kendini. Ama bir o kadar da ciddiye al. Birbiriyle çakışan duyguların aynı anda aynı bedende var olabileceklerini unutma.

Çığlık atar gibi yaz, sonra dingin sular gibi yaz. Nasıl yazarsan yaz, sadece hep yaz. Yazmanın sana ne kadar iyi geldiğini hiç unutma.

Kayıplar, kazanımlar, bir fincan kahve, bir öfke, hastalık, deniz kenarında bir tatil, sokak kedileri, sebepsiz ölümler, elinin uzanamadığı, uzansa da bir işe yaramadığı olaylar, iyisiyle kötüsüyle hepsinin hayat olduğunu ve o hayatın değerli olduğunu sık sık hatırla.

Kimsenin özgüveni senin düşündüğün kadar sağlam değildir. Herkes ama herkes içinde ezik, ağlak, korkak, mızmız bir yan saklar. Herkes bir şeyden korkar. Korkunca da saldırabilir. Arkadan dedikodu yapar belki, ayağını kaydırmaya çalışır, kötüler, rekabete girer. Sen sadece uzaklaş. Kendini iyi hissetmek için o yanı deşme. Deşebileceğini biliyorsun.  insanların bakışlarını zorla bakmak istemedikleri yerlere çevirme. Sana ne? Sen kendi hayatına bak yeter, acısını gör, korkusuna şahit ol ve uzaklaş.

Ara sıra kendine yemek pişir. O gün malzemeni taze al. Özenle hazırla yemeklerini, sofranı.

İçin sıkıştığında, hayat ağırlaştığında, çıkmazlarla karşılaştığında seni yükseltecek, coşkuya seni taşıyacak şeylere sarıl: spora git, yürüyüş yap, yemek pişir, bir arkadaşını ara ve derdini anlatma ve mutlaka yaz.

Carrie Fisher ne demiş: “Take your broken heart and turn it into art!” (Kırık kalbini al, sanat yap) İşte bunu hiç bırakma.

Seni seviyorum. 2020 Aralık ayının son gününde burada oturdum seni bekliyorum.

Ben (2020)

 

 

 

4
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
3 Yorum sayısı
1 Yorumlara gelen cevaplar
4 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
4 Yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir

Ne kadar tatlı, şefkat dolu bir mektup bu. Yumuşacık, sıcacık… 🙂

Şimdi tamda hedeflerimi yazmışken okumak çok iyi geldi. Mektubumu yazdığımda buraya bırakacağım. ❤

Herkes birbirine kapı açar. Ne güzel. Şükürler olsun eğer ben de bu herkes tanımına girebiliyorsam. Ve teşekkürler, yazmaya kapılar açtığınız için…