SİTEM

Bütün yaşadıklarının sırrını çözmüş, yüreğini teslim edeceği güvenli yer bulamadığı için sanki her şeyi unutmayı seçmişti. Ama bu da çözüm olmadı. Zihni de vefasızdı. Her şeyi silip atıyordu da yaralarının silinmesine izin vermiyordu. Her söz, hırpalanmış gençliğine; üst perdeden çıkan ses, sindirilmişliğine ve başka pencerelerde gördüğü içten gülüş çaresizliğine dokunan türkü oluyordu. Anlatsa da sönmüyordu yangın. En çok unutmak istedikleri, tüm ayrıntılarıyla dışa en çok yansıyanlardı. Bu türkünün en vurucu nakaratı

” Boş ver!” di.

” Boş ver!”

Yapamıyordu. Boş veremiyordu. Dünyadan elini eteğini çekmişliğin aydınlığı vardı yüzünde.  Acılarından damıtılmış bu hayatta kaybolduğu sokaklardan çıkmak ister gibi; sevilmemişliğini telafi etmek ister gibi seviyordu insanları.

Yeniden tutunmak istiyordu hayata.

Sil baştan…

Ha gayret, demek istiyordu da başaramıyordu.

Gülmek istiyordu, tebessümü ince dudaklarının kıvrımlarında kayboluyordu.

Yüzünde içli içli bir çiseleyen yağmurun derin izlerini, üzerinde onurlu bir duruşun, kutsal bir yalnızlığın ağırlığını taşıyordu.

Hak edilmiş bir şey miydi yaşamak?

Hakkı olmayanın telef etmesi için miydi yoksa?

 

Ey tüten bacasını üfleyip söndüren baykuş,

Ey başına vurularak yedirilen ekmek

Ey kendi kahkahası için tebessümleri esir eden insanlık

Ey hayat kurmak için bir hayat öldüren vefa

Kendi beceriksizliğini örten korkaklık

Taze güllleri tarumar eden acımasızlık

Ey gözyaşlarında boğulası bağnazlık

Ve ey ocağına bomba gibi düşen dehşeti, masum gibi izleyen acımasız sağırlık…

Sizin göğsünüzden kanat çırpan bu serçe vurulmasın; güneşe hep güneşe aydınlık gülüşler yollasın isterdik.

 

Avuçlarınızın içindeki ışığını yitirmiş gözler kâbusunuz olsun mu?

 

 

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir