Sonsuz Karneler

Pilates salonundayım. Güzel insanların dünyası…bedenler ince, kaslar belirgin, bedenler kuş kadar hafif. Hocalardan biri eski balerin. Haftada dört defa geliyorum salona, bir kaç aydır istikrarla bedenimle çalışıyoruz. Kötü bir günümdeyim. Kendimi şişman, geniş, hantal hissederken, dünyadaki bütün kadınlar hafif, zarif güzel gözüküyor gözüme. Boşuna uğraşıyorum. Hissim bu. Bırak bu sevdayı diyor içimdeki ses, yanda Pelit pastanesi var, profiterol yemeye gidelim diyor. Asla olmayacak, sen asla onlara benzemeyeceksin. Susturmaya çalışıyorum o sesi. Ders bitiyor, hocamla sohbet ediyoruz ve bastırmaya çalıştığım ses çıkıyor…kurban kılıfında, ezik, mızmız…

“Bu kadar uğraşıyorum, olmuyor,” diyorum. Dudak büküyorum, şirinlik yapıyorum.
“Sana bakınca çok kolay gözüküyor, ama yapamıyorum senin gibi,” diyorum.
Hocam sakin, dönüp bakıyor bana…
“Benim kadar uğraştın mı? Küçücüken arkadaşların oyundayken bedenini esnetmek için saatlerce çalıştın mı? Bedenini gidebileceğine inanmadığın yerlere uzatıp esnetmek için acı çektin mi? Ve tüm bunları otuz yıl boyunca neredeyse her gün yaptın mı?”

O günü çok iyi hatırlıyorum. Nerede durduğumuzu, şefkatini, şikayetsiz kendi çalışmasını anlatışını, yüzüne vuran güneşi hatırlıyorum çünkü sözleri içimde bir şeylerin yerini oynatmıştı. Bedenimi dövmekten vazgeçmeye giden yolculuğumun önemli bir dönüm noktasıydı. Ama mesele gerçekten bedenim miydi? O dönüm noktasından sonraki yıllar bana farklı, daha derin bir sorun olduğunu gösterdi: Mükemmeliyetçilik.

Mükemmele ulaşmak istediğimizde sonsuz bir karne telaşımız oluyor. Sadece dönem sonlarında değil, her gün, her saat karnemize not işliyoruz. Başarıyı arzularken aslında başarısızlığa odağımızı çeviriyoruz. Mükemmeliyetçiliğin kökünde duygusal bir baskı, başarısızlıktan kaçınma arzusu ve kendini yargılama olduğunu söyler psikologlar. Sürekli bir karşılaştırma içinde yaşamanın zararını her gün yaşatıyoruz kendimize. 

Bazen bu mükemmele ulaşma hırsı bizi kısa bir süre başarıya taşıyabiliyor ama sürdürebilir bir şey değildir çünkü genelde koyduğumuz hedefler ya ulaşabileceğimizden daha büyük oluyor, veya zaman ve çaba istiyor. Bizse o an sadece sonuca ulaşmak istiyoruz. Ayrıntıları düşünmüyoruz, yolculuğun farkında olmuyoruz. 

Ya siz? Mükemmeliyetçi misiniz?

  • Kendinize ulaşılması güç hedefler koyuyor musunuz? Ya da hedef koymaktan çekiniyor musunuz?
  • Ya hep ya hiç diyor musunuz?
  • Kendinizden ve başkalarından beklentileriniz çok mu yüksek?
  • Sürekli bir karşılaştırma içinde misiniz?
  • Belli kişilerden onay arıyor musunuz?
  • Başkalarını sık sık eleştirirken buluyor musunuz?
  • Yapılan işlerde, hem kendi yaptığınız hem de başkasının yaptığı işlerde kusur aradığınızı fark ediyor musunuz?
  • Erteleme huyunuz sınırsız mı?
  • Başarılarınızı kutlamayı unutuyor musunuz? Kutlayamıyor musunuz?

Mükemmele ulaşma çabası, psikologlara göre kendimize duyduğumuz öfkeyi örtmek için bir araç olarak da kullanılıyor. Bir suçlama odağı var ve ya kendimizi ya başkasını kurban konumuna koyarak güç alıyoruz. Dünya bizi ‘potansiyelimize’ ulaşmaya zorluyor. Bu bazen dediğim gibi iyi oluyor, bir şeyler başarabilmemizi sağlıyor. Ama sonsuz bir mükemmele ittirme eylemi cezaya dönüşüyor. Kurban konumu çok caziptir, güçlüdür çünkü. Onu yaratıp ona tutunmak bizi korur. Ancak mükemmel diye bir şey yoktur. Olmayan bir şeyi hedefliyor, başaramayınca kurban konumuna kendimizi yerleştirip, sağlıksız bir yerden güç alıyoruz.

Her şey çocuklukta yaşadığımız şeylere bağlı olmayabilir. Burada bazı fiziksel etkilerin de olduğunu söylüyor araştırmacılar. “İroni etkisi” diye bir şey var. Büyük hedefler, ideallere odaklanmaya çalışırken beyin ona nasıl ulaşamayacağına odaklanırmış. Sonuç anksiyete. Bu beynin anlamsız bir döngüsüymüş. O kadar. 

Mükemmel olmak hatasız, kusursuz olmak demektir. Mümkün değildir. Hayat hep zorluklar, engeller, acılar getirecektir. Engeller karşısında esnek olabilmek, üstesinden gelebilmek doyurucu bir yaşamın yoludur. Gelişim hatasız, kusursuz olamaz. 

O yüzden:

  • Yazın. Düşüncelerinizi yazmak farkındalığı arttırır, zihninizi daha olumlu seçimlere yönlendirir.
  • Sürekli yargıdayken mutlu olmak zordur. olumlu seçimleri görmeye başlayın.
  • Gerçekten ne istediğinizi, ne kadar çaba sarf etmeye hazır olduğunuzu görün. Ona göre hedefler koyun. 
  • Mümkün mü diye sormayın. Nasıl mümkün olur diye araştırın. Süreci görün. Sürece hazır olup olmadığınızı, yapılması gerekenleri yapmak isteyip istemediğinizi sorun kendinize, dürüst yanıtlar verin. 

Ben pilates hocamın esnekliğinde, hafifliğinde bir beden istiyordum, şan hocamın sesindeki tınıları istiyorum, arkadaşımdaki koşma heyecanını, beden gücünü istiyorum, masamda 13 kitabı duran Paul Auster kadar çok kitabım olsun istiyorum. Pilates hocam gibi bedenimi esnetmek için yapmam gerekenleri yapmaya hazır değilim. O zaman neye hazırım, ne kadar yapabilirim ona bakacağım, ona göre bir hedef belirleyeceğim. Şan hocam gibi doğuştan güçlü bir sesim, o sesi çıkartmaya tutkum yoktu. Gençliğimden bu yana sesimi geliştirmek için her gün yıllarca çalışmadım. Şimdi bu emeği vermeye hazır mıyım. Değilim. Ona göre bir hedef belirleyeceğim. Koşarken dizlerim ağrıyor, nefesim kesiliyor. Ben ne kadar koşmak istiyorum? Ya da koşunca ulaşacağımı düşündüğüm şey nedir? Onu sorgulamalıyım. Paul Auster’ın “Hand to Mouth” kitabında anlattığı gibi aç kalmayı göze almadım hiç, iş yapmayı seçtim, inşaa etmeyi sevdim. Bundan sonra her yıl bir kitap çıkartmak için nelerden vazgeçmeliyim, ne kadar çalışmalıyım..hazır mıyım buna. 

Belki de ben her gün yürümeyi hedeflerim, haftada bir kaç gün bedeni esnetmeyi hedeflerim. Kendi kendime ya da bir kaç arkadaş arasında melodiyi tutturabildiğim bir şarkı söylemeyi hedeflerim, yazmayı öğretmek iyi geliyor bana onu nasıl geliştirebilirim diye bakar yazdığım romanı da bir deneyim olarak görmeyi seçerim. Daha mı doyumlu olur hayatım? Sanırım öyle.

11
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
4 Yorum sayısı
7 Yorumlara gelen cevaplar
5 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
5 Yorum yapanlar
Yeşim CimcozOzlem Kiper KiperYaprak KaramanAysim GoralBedia Korkmaz Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Ozlem Kiper Kiper
Üye
Member

Bak yine ne güzel dokundun. Aslında sen dokundun gibi geliyor ama galiba kendi kendime dokunmama alan açtın. Evet bunu sen hep yapıyorsun. Çoğu zaman çimdik gibi geliyor. Bunda ikisinden de var hani bi şaplak vururlar kafana sonra da saçlarını karıştırır gibi az biraz da okşar gibi yaparlar ya. Öyle oldu işte. ‘Hadi anladın sen onu, devam et ‘ der gibi. İçerik önemli tabii ama yazı da içindekini çok iyi taşımış usta

Yaprak Karaman
Üye
Trusted Member

Belli kişilerden onay almak kısmı beni çok yoruyor. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Yapmamam gerektiğini biliyorum. Belli bir rutin içi neler yapabilirsin, nelerden vazgeçip nelere tamam diyebilirsin bunlar çok güzel açıklamalar. Kendimi tamamen yetersiz ve beceriksiz hissettiğim bu günlerde karşıma çıkan güzle bir uyaran oldu bana yazı.

Aysim Goral
Üye
Noble Member

Okuduğum her satırınız dan dan dan vurdu, tartışmasız. Ama bir cümle vardı ki; evet ya, evet.. her şeyi çocukluğunda arama dedi. Bırak o küçük kız çocuğu kalsın kendi çocukluğunda. Taşıma onu her başarızlığına.
Bedenimi olumlamak zorunda da değilim.
Yazar olarak yazmak yolunda olmak zorunda da değilim.
‘İyi anne’ tanımlamasındaki maddelerin her birine tamamdır işareti koymak durumunda de değilim.

Olduğu kadar çünkü buyum, bu kadarım.

Sabah duşu oldu bana.

Bedia Korkmaz
Üye
Trusted Member

Dün Bob Ross’ un belgesel- biyografisini izledim Netflix’ te ve bugün de bu yazıyla karşılaştım. İkisi de eş zamanlı sorular getirdi bana. “Neye hazırım ve ne kadar yapabilirim” demişsiniz. Cevabı muhtemelen bugüne kadar kendiliğinden ya da çalışarak yaptıklarımda:)