Sorguda kalmak

“Önemli olan sorgulamayı bırakmamaktır. Merak duygusunun kendine ait bir varoluş nedeni vardır.”
― Albert Einstein

Son zamanlarda sorgulamalarımı bir ‘banyo’ yaparak irdeliyorum. Ele aldığım neyse o konuyla dolmuş bir küvetin içine atılmış bir sünger gibi sadece o konuya odaklı okuyorum, dinliyorum, izliyorum. Bugünlerde banyomu edebiyatla doldurdum. İçim dışım edebiyat olmak üzere. Bu banyolar dağınık oluyor, hele konu edebiyatsa. Kimse karar veremiyor… şu edebiyat denen şey nedir? Hani bir kelimeyi defalarca tekrar ederse insan, keliime anlamını yitiriyor ya…işte benim için de biraz öyle olmaya başladı.  Bir etiket arayışı, bir anlamlandırma arayışı sanki… adını koymak istiyoruz, koyunca ‘bileceğiz’ O da iyi gelecek. Neye? Edebiyatın tanımını bilmek, verebilmek sadece bizi ‘bilgili’ birisi yapacak. İyi yazmamıza bir katkısı olmayacak. Nereden biliyorum? Edebiyat okudum. Üstüne bir de yaratıcı yazarlık ekledim üniversitede. Mezun olduğumda saatlerce edebiyatı, teorileri, kitapları tartışacak güçteydim. Her hafta bir analiz yazısı, bir ödev tamamlamıştım. Üniversite yıllarım kitap okumak, edebiyatı tartışmak, tartışmayı öğrenmek, felsefeden, sosyolojiden, psikolojiden bilgilerle incelemek ve edebiyat üzerine yazılar yazmakla geçmişti. Yazmak, iyi yazmak, daha iyi yazmak için kendimi tanımak, başkalarını gözlemlemek, okuduğum ve sevdiğim o yazarların diline ulaşacak kadar kendi dilimi rafine etmek, söylemek istediklerime kelimeler bulmak ve ne demeye çalıştığımı keşfetmek ise hiç bitmeyen bir yolculuk oldu. Otuz üç yıl sonra hala yoldayım, iyi ki. 

Yıllarca önüme çıksa da bu son yıllarda daha çok düşünür oldum bu edebiyat konusunu. Eski defterlerimi karıştırdım, otuz üç yıl önce, Yaratıcı Yazarlık ve Edebiyat okurken aldığım notlara baktım. Ben mezun olduktan sonra üniversitelerin konu işlemesinde değişen bir şey var mı merakıyla, Yale, Harvard gibi okularda verilen edebiyat derslerini izledim. Adı bilinmeyen okullarda edebiyat dersi veren hocaların derslerini izledim. Notlar aldım. Değişen bir şey olmamış pek, tartışmalar sürüyor, hala edebiyatın tanımı yapılamıyor. Çünkü çok katmanlı. Dilin kendisi var, onun kullanımı var, hikaye var, yazar var, okur var, toplum var, siyaset var, felsefe, psikoloji ve kültür var ve yazılı bir eserin gerçek olup olmadığı tartışmaları, kurgu nedir sorgusu var. Bir de bunların hepsinin birbiriyle ilişkisi var. Bu sorgulama daha çok devam edecek. Peki ben neden hala otuz üç yıl sonra bile bunu sorguluyorum, neden hala bu konuya odaklanmaktan kendimi alamıyorum? 

Sorguda kalmak, zihnimi açıyor, düşündürüyor, hayatı sorgulatıyor, tam bir yanıt bulduğumu sanırken bana ters köşe yapıyor, boşluğa düşürüyor. Yanıt olmadığı gerçeğini hatırlatıyor. Hiç bitmeyecek bir iz sürmek gibi. Yazımı, yazı becerimi geliştiriyor. Yazdıklarımın altını dolduruyor, söylediklerimin anlamını derinleştiriyor. Bir başka dünya yaratırken bir hikâyede, biraz felsefe okuyorum, biraz psikoloji bilgisi ediniyorum, tarihe merak sarıyorum, siyasete bakıyorum. Okudukça bakış açım genişliyor, dönüşüyor. Bildiklerim azalıyor, merak ettiklerim, sorguladıklarım çoğalıyor. Bu da beni alışılagelmiş kalıplardan uzaklaştırıyor, Duruşum değişiyor, cesaretim artıyor ve ara sıra hepsi kağıda dökülüyor. Bir anlam oluşuyor. İşte bu diyorum ve edebiyat hep yaptığı gibi bir süre sonra o bulduğumu sandığım anlamı da silip yok ediyor. Yazmak, sürekli değişen dönüşen dünyada o dönüşümün içinde kalmamı sağlıyor. O yüzden belki de edebiyatın da tanımı netleşemiyor. Edebiyat hayatı anlatıyor, hayat hep, her an dönüşüyor farklılaşıyor. Bizden önce gelen tanımları, kalıpları, etiketleri bilmenin faydası büyüktür. Fark yaratmak için önce var olanı sorgulamak gerekiyor. Okumak bu fırsatı bize veriyor. Yazmak bir keşif ve bizim işimiz anlama ulaşmak değil, sorguda kalmak. Yolda sorguladıklarımız bizden sonra gelenlere yeni sorular doğuracaktır. Tanımı netleşince sorgulama bitiyor. Oysa yazmak sürekli sorgulamayı gerektiriyor. O yüzden her konuda okumak, okuduklarımı tartışmak, eser incelemek, didiklemek, üzerine yorumlar yapmak, hayatı ve kendimi anlamlandırmaya çabalarken sonunda tek bir anlama varmayacağımı, keşfettiğim her anlamın beni ve yazımı zenginleştirdiğini görüyorum. Korkmadan, bugün yazdıklarımı ileride beğenmeme ihtimaline rağmen yazıyorum. 

2
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
1 Yorumlara gelen cevaplar
2 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
2 Yorum yapanlar
Yeşim CimcozAysim Goral Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Aysim Goral
Üye
Noble Member

Yazınızı okurken aklıma aynen şu iki karşılaştırma düştü;
Yazmak sadece yazmak, okumak, araştırmak, dinlemek, izlemek, biriktirmek, bazen çizmek, çizdiğine yazmak…bunların hepsi sobanın üzerine kızarmış ekmeğin üzerine köy tereyağını sürmek gibi.
Edebiyat için yazmak, edebiyat için konuşmak, hep edebiyat ile adım atmak ise;
Bayatlamış bir bakkal ekmeğine, fabrikasyon dolaptan çıkmış yağı sürmek gibi…
Yani, hissi bu:)