TREN

“Trenin düdüğü acı acı öttü.” . Sonra  durdu, düşündü. Niye acı acı ötsün ki? Belki beklenen, özlenen birilerini, bir şeyleri getiren bir yolcu treni girmiştir perona. Ellerinde bavullarla, kucaklarında çocuklarla yolcular inecektir vagonlardan. Tüm böreklerini, simitlerini satmıştır belki trendeki küçük satıcı. Peynirli, patatesli börekler… Böyle düşünerek çizdi ilk yazdığı satırın üzerini.

Sonra üzerini çizdiği insanlar geliverdi aklına. Yırtıp atamadığı fotoğraflar, mektuplar, vazgeçemediği sırı dökülmüş fincan, ismi lazım değilden  gelen anlamsız hediye… Yani anılar, yani yaşanmışlıklar… Yazdığı satırı çizmek kadar kolay olmamıştı. Vazgeçmek, kabullenmek, hazmetmek.  Terk edip arkasını döndüğü “O”. Yeniden başlamak adına kaçtığı bu küçük kasaba. Kimden kaçtığını itiraf etmemiş olsa da. Her akşam uykusunu bölen tren sesi.

Kalktı, şöyle bir gerindi, tekrar oturdu ve yazdı “Tren gecenin yarısında girdi perona.”  Şöyle aydınlık bir günde girse ya perona diye düşündü ama bu sefer satırın üzerini çizmedi. Ama şimdilik.

Sandalyesini hızla itti geriye. Ayağa kalktı, pencereye doğru yürüdü. Perdeyi araladı. Tülün kirlendiğini, hatta toz koktuğunu hissetti. Pencereyi açtı. Odayı serin, nemli ama temiz hava kapladı.  Derin bir nefes aldı.

Masaya döndü, üzerini çizdiği  satırlara, kağıdın üzerine karaladığı anlamsız şekillere baktı. Ellerini beline koydu, dudaklarını büzdü, gözlerini sağa sola kaydırdı, saçlarını karıştırdı. Pencereye gitti tekrar. Karşısında duran kel tepelere baktı. Masaya dönmeden önce mutfağa gitti. Tezgahın üzeri yıkanmayı bekleyen fincanlarla doluydu. Su ısıtıcısının düğmesine dokundu. Eline aldığı ilk fincanı suyun altına tutup çalkaladı. Deterjan kullanmaya gerek görmedi. Nasılsa işini bitirince tüm mutfağı toplayacağını düşündü. Tıpkı dün de düşündüğü  gibi. Fincana iki kaşık granül kahveyi, üzerine de suyu ekledi. Ortalığı kahvenin yoğun ve mest edici kokusu kapladı.

Ani bir kararla evden çıkmak için hazırlanmaya başladı. Jean pantolonunu giydi. Üzerine sarı      gömleğini giymeyi düşündü ama bulamadı. Mecburen, istemese de yeşil tişörtünü giydi.

Kapıyı kapatmadan evin anahtarını aldığından emin olmak istedi. Elini boynuna astığı çantasının içine daldırdı. Eline gelen hiçbir şey anahtara benzemiyordu. Hırsla baktı çantasının içine. Kulaklıkları, şarj aleti, cep telefonu, naneli sakızı ,cüzdanı, not defteri, haftalardır elinde sürünen kitabı… Bir tek anahtar yoktu. Kapıyı kapatmamış olduğu için sevindi. Kapıyı itti, zorla giydiği ayakkabılarını çıkartarak fırlattı. Anahtarını buldu ve kapıyı tam üç kez kilitledi.

Merdiven basamaklarını tek tek inmeye başladı. Boyası solmuş, sıvası dökülmüş duvarlar binanın içini karartıyordu. Her adımda apartmanı kaplayan yemek kokuları daha bir karışmaya başladı. Kek, tavuk, başka bir evden balık hatta karışık kızartma kokusu. Acıktığını hissetti. Kaç zamandır adam gibi yemek yemiyordu, hatırlayamadı.  Girişe vardığında kapının açılmasını bekleyen, omuzunda siyah bir çanta, elinde, küçük beyaz bir köpeğin tasmasını tutan kadınla göz göze geldi. Bakışlarını kaçırdı. Sol eliyle kapının otomatına bastı. Açılan kapıdan önce kadın ve köpeği girdi içeri. Kadından gelen parfüm kokusu çok tanıdıktı. Apartmanın demir kapısı sertçe kapandı. Dönüp kadının ardından bakmadı. Henüz fark etmemişti ama kadın çoktan bilinç altına yerleşmişti.

Derin   bir nefes aldı, karayoluna doğru yürüdü. Karşıya geçerek tren garına varabilmek için on bir tırın geçmesini beklemek zorunda kaldı. Gara vardığı anda tren düdüğü öttü. Ama sadece öttü. Hiçbir mesajı yoktu.

Garın içerisine girdi, bir paket sigara aldı. Üç numaralı peronda bekleyen trenin yakınındaki banka oturdu, sigaranın paketini açtı ve fark etti ki            çakmağı yok. Tam o anda sessizce gelip yanına oturan tıknaz adam bir sigara da kendisi için istedi. Cebinden çıkardığı çakmakla önce kendisine uzatılan sigarayı sonra da Taci’nin sigarasını yaktı. Taci yanına oturan adama şaşkınlıkla baktı. Adam kendisini hatırlayıp hatırlamadığını sordu.  Sigarasından derin bir nefes çekerken hem zihnini yokladı hem de bıyıkları sigaradan sararmış adama dikkatle baktı. Hayır ,hatırlamıyordu.

“Önemli değil, ben de sen, tanımıyorum zaten.” diyerek çatallı bir kahkaha attı. Derin bir nefes çekti ve anlatmaya başladı.

“Şu rayların dili olsa da anlatsa.” diyerek devam etti. “ 20 senedir her gün gelirim. Önce katar katar yük trenleri gelir ama burada indirmezler yüklerini, hatta yüklerine yük eklenir bu istasyonda. Her gün 11.45 yolcu trenini karşılarım. Beklerim. Gecikir bazen. Ama ben ısrarla beklerim, gelir diye. Gelmez. Niye gelsin? Git, dedim. O istemiyordu gitmeyi, ben zorladım. Halen düşünürüm, neden git dedim ki?”

Sonra derin bir nefes çekti sigarasından ve raylara fırlattı izmaritini.  “ Sigara bile sönüyor da şu pişmanlığın ateşi sönmüyor be koçum.” diyerekten ayağa kalktı. Güneşin battığı yöne doğru elleri cebinde, omuzları çökük yürümeye başladı.

Bunun bir işaret olduğunu düşündü Taci. Hemen çıkardı çantasından not defterini ve kalemini.

Tren yanaştı istasyona bir öğle vakti. Kırmızılar içerisindeki kadın indi trenden.  Rüzgar uçuşturdu kumral saçlarını. İşte orada bekliyordu Murtaza. Tam da cevap yazmadığı mektuplarında bahsettiği gibi. Göz göze geldiler. Sağlam adımlarla yürüdü Murtaza’nın üstüne. Olanca gücüyle indirdi tokadı adamın sol yanağına. ”Merhaba Murtaza.” dedi.

Böyle başlar mı bir hikâye diyerek gülümsedi kendi kendine. “Ah be Taci, bu kadar kolaydı değil mi yazar olmak?” diyerek gerindi. Yumdu gözlerini  ve düşündü  Murtaza’yı. Kimdi bu adam? Kaç kiloydu mesela. Yoksa kel miydi? Sonra o tokadı atan Feraşe. Yasemin kokan Feraşe. Tıpkı apartmanda karşılaştığı beyaz tenli kadın gibi.  Yoksa Murtaza kendisi miydi? Hakkettiği bir tokat var mıydı acaba?

Satırlar ,sorgular, düşünceler kağıda akmak için sabırsızlanıyordu. Eve dönmek üzere toparlandı, karşıya geçmeden önce  peronda bekleyen trene bir kez daha baktı…

24.10.2020

 

 

 

1
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
1 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
2 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
1 Yorum yapanlar
Aysim Goral Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Aysim Goral
Üye
Noble Member

Raylara atılan sigara sanki Samsun’du, öyle koktu odam okurken…