Yayınlanmak…

Ya kimse benim kitabımı yayınlamazsa?

Neden yazıyorsunuz? Bu çok önemli bir soru. Bunu kendinize sorun. Hatta yanıtını yazın. Eğer prestij, para, şöhret için yazıyorsanız belki bunlara ulaşmak için daha kolay bir yol bulabilirsiniz, çünkü yazarak bunlara ulaşmak zaman, emek ve sabır gerektirir. Bazen de ulaşamayabilirsiniz. Yazılar ancak midenizden çıkıp kağıda dökülürse, o ruhunuzun çatladığı yerden yazarsanız ya da yazarken bile bazen sizi rahatsız ettiklerinde okurun elinde değer kazanırlar. Sadece kağıt ve kalemle baş başa kaldığınızda, yazmadan duramadığınızda, yazdıklarınızın içinde bir yolculuğua çıkıp kaybolabildiğinizde de sizin için değerli olur. 

Yazmak bir tutkudur. O kadar ki boş bir sayfaya saatlerce ızdırap içinde bakmayı ve o ilk kelimelerin cümle oluşturmasını beklemeyi gerektirir. Yazmak, söylemek zorunda olduklarımızı, içimizde birikenleri akıtmak için seçtiğimiz bir araçtır. Yaratıcı enerji ateş gibidir. Yanar, kavrulur, yükselir ve dışarıya akmak ister. Bazı insanlar yemek yaparak akıtır bu enerjiyi, bazıları resim yaparak…bazıları…bir çok yaratıcı çözüm bulabiliriz. Bizler için o enerji yazarak akar. Bu sürece kendinizi veremiyorsanız, sürecin tadını çıkartmaktansa sonuca odaklı çalışıyorsanız gereğinden fazla yorulacak, sıkılacaksınız. Hikayeler doğal olarak çıkmayacak, sokak kedileri gibi sizden kaçacaktır. Onların peşinde çok yorulacaksınız. 

Ama süreç sizi heyecanlandırıyorsa, bilgisayara oturmaya can atıyorsanız, ya da defterinizin sayfalarını boş bir sayfaya çevirip kalemi kağıda koymak için heyecan duyuyorsanız, gelen cümlelerin sayfada gezinmelerine, kendi hikayelerini size anlatmalarına alan tanıyorsanız hikayeler kendiliğinden sizi ziyaret eder. 

Yayınlamak dendiğinde çoğumuzun aklına bir roman, bir öykü belki de bir şiir gelir. Bunların içinden de roman yazabilenlere hayranlık duyarız. Sanki o bir yazarın kanıtıdır. Her gün hızla değişiyor dünya. İnternet, bloglar, websiteleri ve daha bir çok şekilde fikirlerinizi duygularınızı hislerinizi dile getirebiliyorsunuz. 

Kendi kitabınızı bastırmak için seçenekler var artık. Amacınız insanlara yazılarınızla dokunmak, onları düşündürmek mi? Unutmayın ki biz insanlar farklı olsak bile birbirimizden o farklardan çok benzer yanlarımız var. Bu yüzden mutlaka sizin yazdıklarınızın bir okur kitlesi olacaktır. Siz içinizde anlatılması gerkenleri anlatın önce. Sonra gerisi o kitleyi bulmaya, onlara ulaşmaya kalır. Blog açabilir, yazılarınızı orada paylaşabilirsiniz, kitabınızı kendiniz bastırabilir, satışını desteklemek için bir şeyler yapabilirsiniz. 

Ancak, yine de ben bir yayınevi beni beğensin istiyorum. Onların bana oldu demesi benim onaylanmam bana iyi gelecek diyorsanız bile kitabınızı yazıp sonra da yayınlevleri inşallah beni seçer diye her yere göndermeyin. Ödevinizi iyi yapın. Kitapçılarda dolanın, kitap karıştırın. Hangi yayınevi hangi kitapları yayınlıyor? Sizin dilinize uygun yazılmış hikayeler hangi yayınevinden çıkıyor? Yayınevleri başvuruları nasıl alıyor? Dijital mi? yoksa basılı mı göndermeniz gerekiyor? Spiralleyip mi yoksa serbest kağıt olarak mı göndereceksiniz? Bunların hepsinin yanıtı yayınevlerinin sitelerinde genelde oluyor. Bakın. Araştırın. 

Dergilere yazmak istiyorsanız, dergiyi satın alın. Hem de bir kaç ay alın. Hangi yazarlar yayınlanıyor? Hangi konular, nasıl bir tarz seçiliyor? Bu bilgilere dayalı olarak yazınızı kime göndereceğinizi belirlerseniz, kabul görme ihtimalini arttırmış olursunuz. 

Siz meşhur olup insanlar hikayelerinizi yayınlamak için kapınızı çalana, sizin kitaplarınızı yayınlamak için birbirleriyle yarışana kadar siz önce bir yazar, kitabınız bittiğinde ise onun halkla ilişkiler müdürüsünüz. Güzel şeyler yazıp, bir çekmeceye tıkmayın. Güzel şeyler yazıp bir gün birisi sizi keşfedecek diye oturup beklemeyin. Çıkın, kendinizi gösterin ama sizin için en doğru yolun hangisi olduğunu araştırın.

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir