Yazı Nasıl Başlar…

Yazmak istediğimiz hikâyelerin hepsi içimizde. Öyle. Ama biz sürekli onları dışarıda arayıp duruyoruz. Gökten bir şey inecek ve bunu yaz diyecek. Gerçi buna benzer bir şey J.K. Rowling’e olmuş. Kadın trenle bir yere giderken Harry Potter’ın 7 kitabı da inmiş bilgi olarak. Rowling’e de yazmak kalmış. Ama bence, Rowling her ne kadar bunu böyle anlatsa ve biz her ne kadar buna inanmak istesek de, istiyoruz çünkü…yazar ruhumuza iyi geliyor, sihirli, büyülü..ama böyle olmamıştır. 

Rowling çocukluğundan beri büyülü hikâyeler okurmuş, fantastik öykülere merakı varmış ve yıllar içinde bunları zihni, duyuları, ruhu depolamıştır. Parça parça birikmiştir onlar içinde. Bir koku, bir ses, bir yüz, başka sesler, kokular, yüzlerle birleşmiştir ve onlar Harry Potter’ı doğurmuştur. 

Tabii bunları derken bir yanımda acaba J.K. Rowling’in astroloji haritasında ne var diye merak etmeye devam ediyor, yani bazı şeyler de yazgı değil midir Yeşim diye soruyorum kendime. İyi astrologlar size söyler, harita doğduğun gün gökyüzünün resmini yansıtır ama senin her zaman kendi iraden vardır. Haritanda yazarlık yoksa yazmayacak mısın? Hayır, yazabilirsin ama çabalaman gerekir. Bazen harita aşmamız gerekenleri de gösterirmiş ya. Neyse, şimdi bu yazgı meselesini de netleştirdikten sonra dönelim şu Rowling’in hikâyesinde birleşen parçalara. Bizim içimizde de var onlar. Okuduklarımız, yaşadıklarımız, gördüklerimiz, hissettiklerimiz, bildiklerimiz, gözlemlediklerimiz…hepsi parça parça içimizde. O zaman neden biz bir trene bindiğimizde birleşip Harry Potter olmuyorlar? Benim bir teorim var bu konuda. 

Biz aceleciyiz ve belki de fazla rahatız. Rowling bi kere trendeymiş. Tekerleklerin rayda çıkardığı o ritmik ses beyin dalgalarını değiştirmiş daha hipnotik bir frekansa getirmiş olabilir. Sonra tren hızlı gider de sen öyle oturursun ya… Trenlerin bir huzuru vardır. Yavaşlarsın. Tren gidiyordur gideceği yere, ne kadar sürede gideceği de bellidir. Yapacağın hiç bir şey yoktur, beklemekten başka. O içimizde birikenler zaten bir şekilde toplaşırlar, otomatik olarak hikâye olmaya başlarlar, doğamız böyle. Otomatik kurgu makinaları gibiyiz. Rowling’in bir de şöyle bir durumu vardı bilirsiniz, ufak bir çocuğu vardı ve parası da yoktu. Yani sıkıştırmıştı hayat onu. Hani öyle Virginia Woolf misali “kendime ait bir odam olmalı” deme lüksü yoktu. İşte bizim var bu lüksümüz ya da olmasını isteyecek kadar rahatız. Sıkışmayınca bazen birleşmiyor o parçalar, hatta sıkışınca daha güzel bir araya geliyorlar diyebilirim. Ama bir çoğumuz o sıkıştığımız anlarda yazmıyoruz. 

Yani biraz sıkışmak gerekiyor ruhen, fiziken bilmiyorum…bir şekilde hayatımızda bir sıkışmışlık hissi olacak, yani bir şey seni dürtecek, bir de aynı zamanda da duruyor olman gerekecek, bir trende gider gibi, biraz beyin frekansları durulmuş gibi. Peki o zaman ne yapacağız? Formülü parasız kalmak, çocuk bakmak zorunda olmak ve trenle yolculuk yapmak mı? Hah! Biliyorum bütün bu dediklerimin sonunda birisi mutlaka yine de bu formül sorusunu sormuştur. 

Formülüm yok ama nasıl bir yol izleyebileceğimiz konusunda çok fikrim var. Şu vaktim daraldı, hiç vaktim yok duygusu nefis bir duygu…o işte bize sıkışıklık hissini verir ve demiştim o iyidir. Ancak bu hissi meşhur olmaya, yayınlanmış bir yazar olmaya vaktim kalmadı olarak yaşıyorsak işe yaramıyor. Yazmam lazım, ne yazdığım önemli değil ama içimde sıkışanları kağıda dökmem lazım duygusuysa bizi vakitsiz hissettiren, o işe yarar. Sevgili İnci Aral ile yaptığımız bir sohbette ben anladım…bir yazar yazmadan duramayandır. Ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, hayat ne yapıyorsa yapsın yazmadan rahatlayamayacaksa, hayatı yazarak hallediyorsa insan o zaman yazardır. Yani herkes için böyle mi bilmiyorum ama benim için kesinlikle böyle. Yani o sıkışmışlık duygusu beraberinde yazmayı mutlaka getiriyorsa işe yarıyor. Getirmiyorsa belki de önceliklerimize bakmalıyız. Belki de yazı önceliğimiz değil. Olmak zorunda da değil. Yazı hayatımızda bir hoşluk, bizi rahatlatan, yapınca iyi hissettiren bir şey olabilir. Bunda da hiç bir sorun yok. 

Demek ki öncelikle yazmadan duramıyor olmalıyız. Yazmadığımız zamanlarda sıkışmalı içimiz, yazma arzusu kaşıntı gibi bizi dürtmeli. 

Sonra o sıkışıklık geldiğinde dolanmaya başlar insan. Hamile kadınlara benzetirim o halleri. Bir hikâye doğmayı bekliyordur. Sen bir tren koltuğunda oturuyorsan bile dolanıyordur ruhun. Sıkıntın büyür, daralırsın…boğazında hissedersin. Çok yerim içerim o anlarda. Bastırmak ister gibi ama bastırılmaz o. Artık biliyorum…o his geldiğinde, yani o sıkışma hissi geldiğinde duruyorum. Durun. Bir yerde oturun. Her şeyi bi bırakın. Bırakın yemek olmasın o akşam, yemin ediyorum kimse aç kalmayacaktır. Bırakın eviniz dağınık kalsın. Bir koltukta oturun, ya da yatağa uzanıp tavana bakın. O içinizdeki fırtınaya alan açın. Bırakın o içinizde çalkalanmaya başlayan, yıllar içinde biriktirdiğiniz parçalar bir araya gelsin. Siz yönlendirmeyin onları, çekiştirip şekil vermeye çalışmayın. Bırakın dönsünler, dolansınlar, birleşmeye başlasınlar. 

Sonra kalkın. Ne zaman kalkmanız gerektiğini anlarsınız. Kalkın ve elinize bir kalem kağıt alıp yazmaya başlayın. Düşünmeden yazın. Aksın içinizdekiler. O bir süredir biriken, birleşen, dolanan, sıkıştıran her neyse, o dökülsün kağıda. İşte yazı böyle başlar. 

5
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
5 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
5 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
5 Yorum yapanlar
NALAN DURAKÇISeçil Erginleraysel ertanYEŞİM BAŞARANCemile Koçer Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
NALAN DURAKÇI
Üye
Member

Nasıl da güzel tarif etmişsiniz

Seçil Erginler
Üye
Noble Member

Sizi her okuyuşumda, yalnız olmadığımı bilmek, ürkek ya da cesur ama yazarak iyileşeceğimi bir kez daha görmek ne güzel…

aysel ertan
Üye
Trusted Member

Bu dünyada bu hisleri yaşayanların olduğunu bilmenin derin huzuru… Bu kadar yalın dokunabilir insan insana, kelimeler bu kadar yumuşak sevebilir duyguları.

Var olun Yeşim Hocam.

YEŞİM BAŞARAN
Üye
Noble Member

Teşekkür ederim Yeşim Hocam. Yazmayınca için sıkışması, yazmak için durmayı bilmek ve sabırlı olmak. Bunları sepetime koydum yazı yolculuğuna devam ediyorum…

Cemile Koçer
Üye
Noble Member

Elinize sağlık Yeşim Hanım, çok güzel yazmışsınız, ilham verici. Söylediklerinize tamamen katılıyor ve artık ne demek istediğinizi anlıyorum.
Sevgiler