Yenimahallede Ihlamur ağacı olmak – Bizden Biri: Fikriye Güllü

Bir ıhlamur ağacıyım. Yenimahallenin tam ortasında, mahallenin tek bakkalının önünde gururla duruyorum, yapraklarım salınıyor rüzgarla, bir o yana bir bu yana. Burayı çok seviyorum, hatta önünde bulunduğum bakkalın sahibi huysuz, yaşlı  Faik Çorlu yu bile… Garip bir adam, bir de karısı var ismi  ne biliyor musunuz ? Faika, tesadüf iki garip isim bir birlerini bulmuşlar ve evlenmişler. Faik ile Faika da tüm diğer mahalle sakinleri  gibi muhacir, hatta duyduğuma göre Faik memleket dedikleri Selanik den küçükken gelmiş, henüz annesinin kucağında bir bebekken. Böyle göç hikayelerine sık sık rastlamak mümkün buralarda..

Sıcak bir Yaz günündeyiz, sıcak değil de nem kötü, nem… Bunalıyorum, bu Faik’in de aklına gelip bir su dökmez benim köklerime. Hayırsever biri çıkıp ta beni sulamaz ise, mecburen yağmuru bekleyeceğim artık.

Bugün bu mahallede bir gariplik var, kimse kalkmamış. Oysa şimdiye kadar konuşma seslerinin, sabah telaşının kulaklarıma gelmesi gerekirdi, güneş epey yükseldi çünkü. Hatta çocuklar bile ortalıklarda görünmüyor. Hiç de normal değil bu durum. Tamam hatırladım, bir çoğu geç yattı dün gece. Dün akşam ramazan başladı, ya sahura kadar oturdu birçoğu ya da geceyarısı kalkıp tekrar yattıkları için kalkamadılar.

Ramazan, yılda bir kere gelen ve  otuz gün boyunca mahallenin rutinini değiştiren mübarek dedikleri ay. Baksana Nezaket bile kalkmamış. Oysa o sabah erkenden kalkar, evi temizler ve ilk sabah işini bitirenlerden  olurdu. Bu mahallenin sakinleri çok temizdir. Birbirlerine nispet mi yapıyorlar bilmiyorum ama sabah bir telaş herkes evini temizler. Bunun adına da  sabah işleri deniyor, bunun haftalık ve yıllık olanı var. Derece derece değişiyor. Kim ki evinin önünü süpürüp temizliyor, komşular anlıyor ki o evin işi bitti , sabah kahvesine gidilebilir, ya da davet edilebilir. Güzel bir haberleşme şekli değil mi? Ama bugün ramazan  herkes oruç tutuyor. Tutmayanlar da , kesinlikle belli etmiyor, gizli gizli yiyorlar. Nereden mi biliyorum? Konuşuyorlar kendi aralarında, duyuyorum. Bu mahalledeki her şeyi bilirim, insanları duyuyor ve  tüm heyecanlarını birlikte yaşıyorum, onlar farkında olmasalar da.

Evet yavaş yavaş uyanmalar başladı. Birbirlerine laf atmalar. Sahurdan konuşuyorlar. “Ne yediniz, kalkabildiniz mi?”, “Akşam davulcu geçtimi?” “..ben hiç duymadım,” “sağolsun Reciye yenge fark etmiş kalkmadığımızı gelip bizi uyandırdı” ve bunun gibi bir yığın sahur muhabbeti.

Çocukların pek umurunda değil sanırım bu Ramazan, çünkü onlar oynamaya, su içmeye ve yemek yemeye devam ediyorlar. Nihayet  geç de olsa mahallede bir hareket başladı.. kadınlar  evleri temizlemeye, erkekler işlerine, çocuklarda oynamak için benim gölgeme geldiler. Bu sıcakta nerede bulacaklar başka gölge. Faik de  bu çocuklarlarla dalga geçip, gününü bitiriyor. Sinir oluyorum ona, bakkalın önünde, boş bir  peynir  tenekesinin üzerinde boş boş oturuyor tüm gün. Misafiri için de var bu tenekelerden. Hatta minderli, gelen olursa çıkarıveriyor bir tane. Cimri adam para veripte doğru dürüst bi sandalye almamış kendine. Yoldan geçenleri çağırıp oturtmaya çok meraklı. Beni ise hiç fark etmez. Oysa ki benimle de konuşabilir, ben de ona kokularımı gönderirim ama nerede  o incelik bu adamda.

Mahallenin çocuklarını  çok seviyorum, biraz gürültülüler, ama olsun. Etrafımda olmaları, oynamaları, cıvıl cıvıl içime neşe dolmasına neden oluyor. Gövdeme sarılırlar sıklıkla, bazen su getirirler, onları keyifle zevkle gölgemde oynatıyorum. Bi tek Mustafa…o nasıl bir çocuk yarabbim. Geçen gün gövdemden kabuk sıyırmaya kalktı, çok canım acıdı. Allahtan bu Faik gördü de nasılsa, bağırdı ona. İnşallah bir daha denemez.

Kadınlarda da başka bir telaş var. Akşam iftar diyorlar, yemek diyorlar   evden çıkmıyorlar. Bir ay sürer bu olağanüstü hal. Bakalım birbirlerini yemeğe davet etmeye ne zaman başlayacaklar. Bugün ramazanın ilk günü ya, ilk günler herkes kendi evinde yapar iftarını, ama ilk hafta itibarı ile davetler başlar.  Görüyorum iftara gelip gidiyorlar aralarında, sadece hangi sistemde gittiklerini bilmiyorum, bir sistem var gibi geliyor ama çözemedim onu henüz. Bu ayın gelmesiyle, mahalle halkına bir şeyler oldu,  coşku geldi sanki, bir değişik haller var herkeste.

Yavaş yavaş güneş batmaya, akşam olmaya başladı. Evlerde yemekler hazır, çocuklar gölgemde oynamaktan yoruldu, önümden akan dere bile yoruldu gibi geldi bana, sesi az çıkıyor. Su seviyesinin düşüklüğünden de olabilir bu sakinlik. Bir de onu kışın görmek lazım tabii.  Herkes evlerine çekilir diye  beklerken tam tersi, tüm mahalle kapılarının önlerinde, bir muhabbet başladı.  Birbirlerine laf atmalar, şakalaşmalar. Erkekler de evde olunca  bir başka oluyor tabii. Anladım bu mahalle akşam ezanının okunmasını bekliyor. Bana da iyi oldu, herkesi bir arada  görmüş oldum. Anne, baba, çocuklar, nineler, dedeler balkonlarda veya kapı önlerinde.

Kısa bir süre sonra ödümü patlatan top sesi…nedense alışamadım bu sese. Çocukların top patladı, top patladı çığlıkları ile herkesin birbirine Allah kabul etsin diyerek evlerine girmeleri ve o anda mahallenin camisinden okunan akşam ezanı. Ezan bitmesi ile ortalığı saran sessizlik ve açık camlardan çatal bıçak seslerine eşlik eden konuşmaların dışarı gelen yansımaları… Birazdan mahallenin erkekleri çatlayacak kadar doymuş olarak gelecekler dükkanın önüne ve teravih namazını beklerken muhabbet edecekler  bir süre. Faik için de en unutulmaz anlar olacak bu anlar, kalabalık ve  insanlarla bir arada olmanın mutluluğu, tüm günün yalnızlığına inat. Teravih namazını kılmak üzere erkekler buradan, kadınlar da evlerinden giderek camiide yerlerini alacaklar. Çocuklar da bu sürede, akşam da dışarı çıkmanın ve oynayabilmenin heyacanını yaşayıp, teravihin dağılmasını bekleyecekler ve sonrasında anne veya babalarının ellerinden tutarak, doğru evlerine ve yatmaya gidecekler. Bu rutin tam bir ay yerini başka heyecanlara bırakıncaya kadar devam edecek. Nereden mi biliyorum? Çünkü bu mahallede ki otuzuncu yılım.

Fikriye Güllü
Mayıs 2020

Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
  Bildirim al  
Bildir