Geliştirici Editörlerimiz

CF64A919-32B1-488D-A431-40C32B936AC3

Behiye Malkoç

Okumak ve yazmak hep tamamlayıcı parçaları  oldu hayatımın. İlkokul öğretmenim ve babam en etkili iki kahraman diyebilirim bu konuda. Bir de ortaokul Türkçe öğretmenimiz. Minnetim büyük en çok bu sebepten. İlk okuduğum kitabı hatırlamayı çok isterdim. Olmadık şeyleri dün yaşanmışçasına tutup önüme döken zihnim bunu hatırlamıyor. Şöyle bir zorladığımda Tenten, Pollyanna, Kaptan Nemo geliyor çocukluğumun sokaklarından. Bir de orta üçe geçtiğimiz yaz Türkçe hocamızın verdiği özet ödevi: Tolstoy, Diriliş. Şimdi bile hatalarımın sorumluluğunu alma konusunda içime kazıdığı düstur canlılığı ondandır. Hasılı kendimi emanet ettiğim harflerin dünyası her vesile ile iyi geldi kendiliğimi inşa sürecime. Bir şeye gönülden, her türlü çıkardan azade bağlanırsanız; o da size bigane kalamıyor, illaki bir karşılık veriyor. İşte editörlük de böyle bir hediye bana. Şimdi de hobim mesleğim, mesleğim aşkım devam ediyorum efsunlu dünyalarda süluka.

idil

İdil Dammer

Sylvia Plath  günlüğünde bir sayfaya şöyle yazmış.
“Wessley’de kapının önünde oturur hayatımın durağanlığının yasını tutardım. Ah bir gezsem neler yazardım“

Bu satırları okuyunca sevgili Plath‘a sordum, soğuk baharları, durağan bir ormanı nereye kadar yazabilirim?

Yazmak yerine okumayı seçtim. Bol okur, yazar ve çokça sorgularım. Ben İdil Dammer Yazı Evi’ne hoşgeldin. Hadi başlayalım mı?

IMG_0648

Leylan Yener

Dört yaşından beri okuyorum, hâlâ bitmedi okumak istediklerim. Metroda, kafede insanların elinde kitap görsem merak ederim. Bu yüzden kütüphanem kimin önerdiğini hatırlamadığım kitaplarla dolu. En çok otobiyografileri seviyorum – belki biraz da magazin sevdiğimden. –de’lerin –da’ların –ki’lerin hastasıyım, doğru yazılmazlarsa. Çünkü dilimizi çok seviyorum; değeri bilinsin, hakkı verilsin istiyorum. 

Marguerite Duras, Yazmak adlı deneme kitabında, Raymond Queneau’dan şu cümleyi alıntılar: “Başka hiçbir şey yapmayın, yazın.” Buna tek bir istisna getirebilirim ben: bir de okuyun. Ben öyle yapıyorum.

Fotoğraf

Metin Çalışkan

Alter egosu Cemal Erdem’in anlatımıyla… 

“Bir zamanlar bir yerlerde doğduğu rivayet ediliyor. Ben çok üstünde durmuyorum. Kendini pek sevdiğim de söylenemez. Yine de hakkını teslim etmeli, inatla düşlerinin peşinden gidiyor. Hikâye anlatıcılığı, boşluk tamirciliği konusunda çabalıyor. Yazdıklarının yayımlandığı da oluyor, defalarca reddedildiği de. 2015’ten beri editörlük yapıyor. Kalan vakitlerde, yazamadığı öykülerin, çekemediği filmlerin peşinde koşuyor, bol bol okuyor. Bir de arkadaşlarıyla fanzin çıkarıyor. Bana kalsa hayatta uğraşmayacağım işler ama o da böyle bir insan işte.”

IMG_9173

Duygu Karataş

Küçükken bir ranzamız vardı, altta ben yatardım. Beş kardeş kaldığımız odada, bana ait bir kovuk gibiydi daha çok. Az ışık alan, kitap kokusuyla sarmalanmış, sıcak bir kuytuydu. Kitabımı alır, oraya uzanır, üç satır, beş satır derken hikayenin büyüsüne kapılır, ardı ardına çevirirdim sayfaları. İlk hikayelerimi de orada karaladım. Sonrasında da, o ranzada yakaladığım sıcaklığı benimle her yere taşımak istediğimden, bir sırt çantası aldım. Onu boy boy defterlerle, kağıdın üzerinde kayıp giden kalemlerle, sayfaları sararmaya yüz tutmuş, her yanı çizilmiş kitapların yanısıra  pırıl pırıl, tazecik, kokusu üzerinde kitaplarla, küçük mavi kağıtlarım ve zihnimdeki sonsuz hikaye olasılıklarıyla doldurdum. Çantam hep hazır. Hala hangi köşeyi boş bulsam, oturur yazarım. Yolcuyum, yolculuktayım.