Hiç gelemeyen o Bir Gün

Bir gün. Ne kadar sık diyoruz bunu.

  • Çocuklar okula başlasın,
  • şu işlerimi bitireyim,
  • biraz kafam rahatlasın, ya da
  • ben okulda çok iyi yazardım, severdim de ve mutlaka bir gün başlayacağım.

Ama siz de biliyorsunuz ki o ‘bir gün’ genelde de gelmiyor.

Merhaba ben Yeşim Cimcoz Yazmak isteyen insanlarla çalışıyorum. Hem yaratıcı yazarlık dersleri veriyorum hem de danışmanlık yapıyorum ve inanın bu bir gün lafını o kadar çok duyuyorum ki. Belki de en kötüsü o bir günü beklerken yıllar geçiyor. O yıllara acıyorum, çünkü belki bundan beş sene önce o ilk adımı atmış olsaydı o insanlar bugün kendilerini bayağı geliştirmiş bile olur, farklı bir yerde olurlardı.

Ben yazmak istediğimi ne zaman anladım çok hatırlamıyorum ama sanırım anlatmak istediğim birşeyler olduğunu biliyordum. O anlatmak istediğim şeyin ne olduğundan çok emin değildim ama içimde hikayeler birikiyordu. Ne başını ne sonunu bulamadığım, içimde büyüyen ve bir şekilde dışarı çıkması gereken hikayelerim vardı. Okumayı çok seviyordum. Belki o yüzden üniversitede edebiyat ve yaratıcı yazarlık okumayı seçtim. İlk iki sene herkes gibi işletme okumaya karar vermiştim. Para kazanmak, bir işe girebilmek için belki de. Sonra daraldım, sıkıldım ve zamanla tüm ek derslerimi edebiyat fakültesinden almaya başlamıştım. İki senin sonunda da edebiyat fakültesine geçip Edebiyat diplomasıyla mezun oldum. Dersler ders gibi değildi, müthiş keyif aldığım sonsuz bir kuyunun içinde keyifle yüzüyor gibiydim ve hiç çıkmaya niyetim yoktu. Üç saatlik derslerde hocayı dinlerken bigi açlığımı onun anlattıklarıyla doldurmanın keyfiyle eve gidip yazma arzusu arasında kalıyordum. İlk zamanlar yazdıklarımı beğenmiyordum, başkalarının yazılarıyla karşılaştırdığımda da yavan kalıyordu benim kelimelerim. Öğrenecek çok şeyim olduğunu anladım. İyi bir öğrenci oldum, okudum, yazdım, okudum.

Yazmak zor değildir. Ayrıca yazmak keyiftir, rahatlamadır, anlamlandırmaktır hayatı. Ancak yayınlanmak için yazmak, yazdıklarımızla bir değer oluşturup kendimizin dışında birilerine de dokunmak için öğrenmemiz gereken nasıl yazacağımız, kurguyu nasıl yaratacağımız, imla kuralları, Türkçe dil bilgisi değildir. Yazmayı değil, bir yazar gibi düşünmeyi, bir yazar gibi gözlemlemeyi, ve bir yazar gibi yaşamayı öğrenmeliyiz. Sizi iyi bir yazar yapacak olan süreçtir, çalışmaktır, denemek ve yanılmak ve bakış açınızı bir yazarın bakış açısına dönüştürmektir. Yazmayı şan şöhret veya para için seçtiyseniz, aceleniz varsa, hemen çok satan bir kitap yazıp yazar olmak istiyorsanız size yardım edemem. Ben o yolu bilmiyorum. Bugüne kadar da bunu yapabilen çok az insanla tanıştım. Onlardan hikayeler su gibi akarak çıkar. Kurgular hemen oluşur. Bu kişilerin sayısı azdır. Çoğumuz yazmaya karar verdiğimizde bir yolculuğa çıkarız. Hayatı, onun içinde kendimizi, dönüşen dünyamızı anlamak, ona bir anlam vermek için yazarız.

Bir keşif sürecidir yazmak. Süreci iyi yaşarsak çoğu zaman hikayelerin hiç çaba sarf etmeden kendilerini bize sunduğunu defalarca gördüm. Ancak o zaman iyi yazılmış öykülerin, romanların kitapların mümkün olduğunu gördüm. Çünkü hepimiz konuşabildiğimiz andan itibaren iyi hikayeler anlatmayı biliriz. Kendi hayatlarımız bile çoğu zaman kurguladığımız bir hikayedir. Okulda hocalar bize “ne biliyorsan onu yaz” derdi. Haklı olduklarını anlıyorum şimdi. Ama ben kendi hayatımı yazmak istemiyorum, hayatımın nesini yazacağım ki çok sıkıcı dediğinizi veya zaten çok kursa katılıyorum, çok işim var, ailem çok vaktimi alıyor, iyi bir yazar olmak zaten zor, bir de kendi içimde bir yolculuğa çıkmak zaman kaybı olacak diyor olabilirsiniz.

George Mason Universitesinde edebiyat ve yaratıcı yazarlık okudum, sonra yetişkin eğitimi üzerine master yaptım ve yedi yıl önce Yazı Evini kurdum, üç yıl önce de Sanal Yazı Evini kurdum ve bu süreçte yazmak isteyen bir çok kişiyle tanıştım. Hayatım boyunca üç tutkum oldu, yazmak okumak ve öğretmek. Hepimizin yaşadığı sıkıntılardan kurtulmanın yollarını bulmak için kafa yordum. Kendimi deşifre etmek istemiyorsam ama kendi hikayemden yola çıkacaksam bu nasıl olacaktı? İnsanların neyi neden yaptıklarını, neden bu yolu değil de onu seçtiğini, iyi yaşamların sırrını ben daha çözmemişken nasıl anlatacaktım? Kayıp duygusunu, içimdeki huzursuzluğu nasıl yazacaktım? Tüm bunların yanısıra evlilik, çocuk, iş, İstanbul’un zorlayan yaşam şartları derken o hayalimde kurguladığım bana özel yazı masası, kuş sesleri içinde bazen de sessizlik içinde yazmak için zihnimde hayal ettiğim o alan, dağıldı, eridi, sesi iyice küçüldü.

Kucağımda bir bebek, omzumda kusmuk lekeleri, bir yandan yapılacak ev işleri, bir diğer yandan verilecek dersler derken bir baktım ki benim yakın gelecekte öyle bir alanım olmayacaktı. O alana girmeden yazmanın bir yolunu bulamazsam da yazmadan, hikayemi anlatmadan bu dünyadan göçüp gideceğimi düşünmek beni iyice boğdu.

Son 15 yılda üç kitap çıkarttım, Yazı Evini kurdum, ders verdim ve hep yazdım. Sizinle bu yolda keşfettiklerimi, yazmayı kolaylaştırmakla ilgili öğrendiklerimi ve bunu başarmak için oluşturduğum sistemi paylaşmak istiyorum.

  • Nasıl başlayacaksınız?
  • Sürekliliği nasıl sağlayacaksınız?
  • Mevcut hayat akışınızın içine yazıyı nasıl katabileceksiniz? Hikayeleri nasıl davet edeceksiniz…işte bunları sizinle paylaşmak istiyorum.

Yazmanın kolay olabileceğini, düzeninizi bozmadan yapılabileceğini, hayat şartlarınız ne olursa olsun yazıya yer açabileceğinizi, bu süreçte kalırsanız da sonunda isterseniz güzel, sağlam hikayeler çıkartabileceğinizi size göstermek istiyorum.

Bunların hepsini Sanal Yazı Evi’nde topladım. Sanal’da atölye olur mu hiç diyorsunuz belki… Bunun için kısa bir deneme atölyesi tasarladım, bunu deneyimleme fırsatınız olsun istedim. Size yazma sürecine dair ipuçları vermek istiyorum, o yazar bakış açısını yakalamanız için neler yapabileceğinizi anlatmak istiyorum. Bunların hepsi denenmiş yöntemler.

Hem ben geçtim, hem de öğrencilerim bu süreçten geçtiler. Sonuçlarını birlikte yaşadık. Eğer siz de bu ücretsiz sanal atölyeden yararlanıp Sanal’da çalışmak nasıl oluyor deneyimlemek isterseniz ilk çalışmayı görmek için buraya TIKLAYIN

 

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment
  Bildirim al  
Bildir