Cemile Koçer

30740AC2-72CC-44B8-93C3-2D5E62000B7A.jpeg

Kimsin? Mesleğin/medeni durumun/ev düzenin/yaşın/

Adım Cemile Koçer. Endüstri Mühendisiyim. Özel sektörde Satınalma Uzmanı olarak görev yapıyorum yaklaşık on sekiz yıldır. Ama sanırım matematik, yazı, resim ve belki de yemek yapmak ile uğraşmak isterim hayatımın geri kalan yıllarında. Bekarım. Yalnız yaşıyorum. Kutu gibi tatlı sade bir evim var. Düzenli olma ve sadeleşme konularında biraz takıntılıyım. Ne kadar az eşya, o kadar yalın ve net hayat demek benim için. Elbette bazen de kolay toz alma ve kolay elektrik süpürgesi demek. Temiz olmayı çok seviyorum ama temizlik yapmayı sevmiyorum sanırım. Yüzümde her yerim kaşınmaya başlıyor toz kelimesini bile duyunca. Ama lavaboları ovmak, bulaşıkları yıkayıp mutfak tezgahını daima temiz ve düzenli tutmak hoşuma gidiyor. Mis gibi koktu şimdi bahsederken bile. Kırk iki yaşında olacağım Mayıs 2022’de. Ah, zor geliyor bana artık yaşım üzerinde düşünmek. İnsan aynı yaşta yaşasa ya diyorum kendi kendime. Çocuktan hallice bir genç, ruhum. İnsan, her ne şekilde ve nerede yaşıyor olsa da, o çocuk ve genç ruh hiç bir vakit terketmeyecek onu.

Hayat sana 4 ders öğrettiyse ne olurdu onlar?

1- Dürüst olmak cesaret ister. Zordur. Acı da verir. Başa olmadık işler de açar. Ama her şeye rağmen en hafiflemiş halidir ruhun.
2- Kendi yolunda giden, asla sağa sola sapmayan bir varlık var : “Zaman”. Bizler de ona eşlik etmeye çalışan, eğrilen, büğrülen canlılar, cansızlar. Zaman akar ve geçer gider. Ona yetişip yetişmemek ise şahsi bir mesele olsa gerek. Pek de emin değilim.
3- Her şey geçer.
4- Doğanın ayrılmaz parçasıyız. Ona döndüğümüzde, ruhumuz orada -çimenin yeşilinde, denizin mavisinde, gökyüzünün altında, toprağın üstünde, bir nehrin kenarında, bir kuzunun melemesinde, çiçeklerin kokusunda, renginde ve daha bir sürü şeyde- huzur bulduğunda farkettim bunu.

Neden kendini ifade etmek için yazıyı seçtin?

Kendimi ifade edebiliyor muyum bilmiyorum. Ama yazarken sanki içim ferahlıyor. Belki kimse yine hiç bir şey anlamayacak yazdıklarımdan. Ama ben yazarken kendimi daha iyi anlayabiliyorum sanki. Kendime bir şefkat duyuyorum o an. Anlat bana diyorum içimden bir yerlerden, anlat, ben seni dinliyorum.

Yazıyla ilişkin nedir? Seviyor musunuz birbirinizi?

Yazmayı çok seviyorum. Çocukluğumdan beri yazarım. Günlük yazarım. Kompozisyon yazardım. Kompozisyon demişken şimdi bir anım geldi aklıma. Bahsetmek isterim. Lise son sınıftaydım. Edebiyat dersinin kompozisyon sınavı vardı. Notları açıklıyordu öğretmenimiz sınıfta. Sıra bana geldiğinde notumu söyledi. Ama notum değil aklımda kalan. Öğretmenimiz sınıfa dönüp, “Cemile’nin yazısını size de okumak istiyorum çocuklar!” demişti ve ben çok şaşırmıştım, biraz da utanmış. Sonra yüksek sesle sınav kağıdımı okudu. Okuması bittiğinde ise tüm sınıf alkış kıyamet, biraz da bahane tabi, gürültü patırtı koparma isteği içerisinde on yedilik gencecik çocuklar. Çok beğenmişlerdi. Kimisi nereden yazdın dedi, sınavda olduğumuzu unutmuş olmalı diye güldüm. Ne yazmıştım, konu neydi? Ah hatırlamayı çok isterdim.

Hayatım boyunca sınavları sevmedim. Sınanmayı, rekabeti sevmiyorum. Fakat sınanıyor olmama rağmen, tüm ruhumla güzel bir yazı yazmış olmak beni oldukça mutlandırmıştı. O an sezmiştim, yazmayı seviyorum. O da beni seviyor galiba.

Neyi anlatmak istiyorsun?

Duyguları. Doğayı. Haksızlığa uğramışların sonunda nasıl da zafere kavuştuklarını. İyiliğin nasıl da iyi olduğunu. Hayatın tuhaflıklarını. Tüm bunları biraz da komik bir dille, eğlenceli hale getirerek anlatmak istiyorum.