Özge Soylu Bozdağ


Adım Özge Soylu Bozdağ. Öğretmenim derim ama zor çıkar ağzımdan. Üniversitede edebiyat dersleri verdim. Okutmanım derim, ne iş yaptığımı daha detaylı öğrenmek isteyene. Sonra bazen öğretim görevlisiyim derim, o da bazen. Rahat rahat diyemem kimlikler boğar beni. Bir yere konumlanmak, onun getirdiği olumlu, olumsuz bakışlar ağır gelir. Edebiyatı çok seviyorum. Romanlar, öyküler, çocuk kitapları, masallar ve yazarlar üzerine konuşmayı seviyorum ama karşılıklı paylaşımlarla. Beni edebiyat çok heyecanlandırıyor. Hayattaki tutkum. Belki çok iyi bir anlatıcı, öğretmen değilim. Ama okumaya, bildiğimi paylaşmaya karşı heyecanım çok.

17 yıldır evliyim. 4,5 yaşında bir oğlum var. Gece gündüz beraberiz. Birlikte kitap okumayı, hikaye uydurmayı seviyoruz. 2020 senesinde Çanakkale’ye taşındık. 1.5 sene uzaktan ders verdim. Eylül 2022’de işten Çanakkale’de yeni bir hayat kurmak için ayrıldım. Bütün günlerim oğlumla geçiyor. O çizgi film seyderken ya da o yattıktan sonra yazı yazıyorum, kitap okuyorum.

Az sosyal medya kullanmaya, az dizi seyretmeye çalışıyorum ki asıl tutkuma vakit kalsın. Oğlum olmasaydı da bundan daha fazla yazıya zaman ayıramayacağımı da biliyorum. Yerini başka şeylerle dolduracaktım, sonra yazarım diyecektim. Yazı yazmada en önemli şeyin rutin oluşturmak olduğunu yıllar sonra nihayet öğrendim. Oğlum sayesinde benim de yazı rutin saatlerim oldu diyebilirim.

Hayat sana 4 ders öğrettiyse ne olurdu onlar?

  • Herkes kendisiyle öyle çok meşgul ki hiçbir şeyi kişisel alma.
  • Her şeyi dibine kadar yaşama; bütün varlığını, enerjini vererek yaşama, bazen yüzeyde kal, iyi gelir.
  • Odaklanmak önemli (Yıllarca öğrencilerime Yaşar Kemal’e Arif Dino’nun 3 tane Don Kişot hediye ettiğini anlattım. Yaşar Kemal 2 tanesini iade etmek istiyor, Arif Dino da bütün ömrün boyunca okuyacağın için eskir. O zaman başka bir nüshasını okursun der. Bu anektodun ne anlama geldiğini yıllar sonra anladım. Odaklanmak, derinleşmekle mümkün öğrenmek ve öğrendiklerini içselleştirmek ve üzerine yenisini inşa etmek)
  • İçindeki eleştirmenin sesini her gün ama her gün fark etmeyi ve ‘biraz kenarda sessizce durabilir misin?’ demeyi hatırla.

Neden kendini ifade etmek için yazıyı seçtin?
İlkokuldan beri yazıyorum. Akrostişli şiirlerle başladım. İlkokulda sınıfta okuduğum bir yazıma bütün sınıfın güldüğünü hatırlıyorum. Yazımda “sucuk gibi ıslandık” ifadesini kullanmıştım. Sınıftakiler bu tabiri bilmediği için anlam verememiş gülmüşlerdi. (Bugünden baktığımda belki de benimle alay etmek için gülmüş olabilirler diye düşünüyorum ama onların bu tabiri bilmemeleri benim tuhafıma gitmişti o yüzden alay edildiğime dair bir duygum yok o günden kalan.) İlkokuldan sonra farklı okullara gittiğimiz için görüşemediğim arkadaşlarımla mektuplaşmaya başladım. Sonraları da hep bu türde yazmaya devam ettim. İyi bir konuşmacı değilimdir. Zaten insanlar konuşurken ben araya girip bir şeyler anlatmak istemem. Beklerim sıra bana gelsin, ama o sıra hiç gelmez:) Bazı insanlar anlatacaklarını önceden prova ederler, en azından başını sonunu kurarlar, ben pek öyle değilim, olamadım hiç. Kısa ve öz konuşurum ama yazarken öyle değil. Kelimeler akar gider çoğu zaman ya da döner her cümleye bir yenisini ekler, genişletirim yazdıklarımı.

Yazıyla ilişkin nedir? Seviyor musunuz birbirinizi?
Ben onu seviyorum, onsuz bir hayat düşünemiyorum. Yazıevindeki alıştırmalarla oyun oynamak, yazı yazmak, benim için çocukluğumdaki oyunlara dönmek gibi. Kelimeler oyuncaklarım; seçiyorum, yan yana koyuyorum, saklıyorum, yer değiştiriyorum. Bazen diğer yazarları taklit etmeye çalışıyorum. Yargılanmadığım, eleştirilmediğim bir alanda hem sanal yazı evinde hem de yazının dünyasında olmanın özgürlüğüyle oyun oynamak mutluluk veriyor bana.

Neyi anlatmak istiyorsun?
Aslında ikiye ayırmalıyım anlatmak istediklerimi; bir yanda kalemimin anlatmayı istedikleri var diğer yanda benim anlatmak istediklerim. Bazen bu ikisi kesişiyor bazen de ayrışıyorlar. Kalemimden çoğunlukla yas çıkıyor. Her vazgeçişin, her yeni seçimin eşlikçisi yas duygusu. Kalemim yasla kalmayı, onu görmeyi ve ona veda etmeyi yazmak istiyor. Kalemim benim öğretmenim oluyor, yası anlatıyor, öğretiyor. Bir de hep yaşlı kadınları yazıyor; bazen bilge bazen de çocuk kalmış yaşlı kadınları…

Bana gelince anne çocuk ilişkilerini anlatmak istiyorum. “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor” dizeleri pusulam oluyor.

Gündelik hayattaki iktidar ilişkileri oldum olası ilgimi çekiyor. Çoğu insanın eline güç geçtiğinde nasıl iktidar sarhoşu olduğunu, nasıl güç zehirlenmesi yaşadığını öykülerle anlatmak, adaletsizliklere, ikiyüzlülüğe karşı kalemim ve ben böyle karşı çıkmak istiyoruz. Bunu yaparken de okuru azıcık gülümsetmek, gölge yanlarımıza ayna tutmak eğlenceli olurdu. İktidarını, gücünü başkaları üzerinde kullanmayan insanların diğer insanlar tarafından nasıl ciddiye alınmadığını anlatan hikayeleri seviyorum. Bir yandan da aslında bir alanda iktidarını kullanmayan birinin başka alanda kullanabildiğini de görüyorum. Gölge yanlarımız var ve bu insanların her birinde var, ama az ama çok. İnsanoğlunun gücün yanında yer alması, zaaflarına yenik düşüşü ilgimi çekiyor. Zübük’ün kulaklarını çınlatmak istiyorum bolca.

2
Kimler Neler Demiş?

Please Giriş to comment
2 Yorum sayısı
0 Yorumlara gelen cevaplar
2 Takip edenler
 
En beğenilen yorum
En ateşli yorum
2 Yorum yapanlar
Nergiz Eren ÇayıroğluGÖKÇE GÖNÜLAÇAR Güncel yorum yapanlar
  Bildirim al  
Bildir
Nergiz Eren Çayıroğlu
Üye
Active Member

Ne kadar naif ne kadar samimi bir yazı. “Kalemimden yas çıkıyor” beni çok etkiledi Ne güzel şifalanıyorsun diye yorumladım ben onu.Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Eren.

GÖKÇE GÖNÜLAÇAR
Üye
Member

Tebrikler Özge.Hala Çanakkale de misin? Ben de Çanakkale’de yaşıyorum. Herkes bir yerlerde yazı evi buluşmaları yapıyor. Eğer hala aynı şehirdeysek müsait bir zamanda bir kahve içelim derim ben. Sevgilerimle..